Gerçeklerin sizi çıkaracağı yolculuğa hazırlık yapamazsınız. 8 MM (1999)

Pinpon Topları

Korku Hikayeleri

MuratÖzkan

10 Mart 2009

10 Adet Yorum

10

21 Mart 2008
Seneler sonra ondan gelen mektupla kendimden geçmiş, bitimsiz karanlığımın, içinde yavaş yavaş kaybolduğum boşluğun sona erdiğini hissetmeye başlamıştım.

10 sene , tam 10 sene olmuştu O’nu görmeyeli. Daha doğrusu bir gün aniden ortadan kaybolalı.
Yaşayıp yaşamadığından haber almanın tek yolu, bana belki de bize bıraktığı tek işaret Erol’a her Aralık ayının 9 da gönderdiği pasta idi. Bu onun için bir özür dileme şekliydi belki de, olayı çok sonra öğrenecektim, Erol’un neden boynunu kırıp felç kaldığını , bu duruma neyin ya da kimin sebep olduğunu çok daha sonraları Özlem’in gitmeden önce,benimle geçirdiği tatlı bahar esintilerini anımsatan ve hala anısı ile içimi ısıtan o huzurlu anlarda anlatmıştı. Evet bana kendisi anlatmıştı. Ama bu konuya daha sonra değinmek istiyorum

Özlem mahallemize taşındığında akranım olan her erkek ona aşık olmuştu. Birden bire mahallenin,sınıfın,okulun en popüler en gözde kızı olmuştu. Anne ve babası ayrı olduğundan dolayı oldukça serbest yetiştirilmiş, hatta oldukça şımartılmış bir kızdı.

Daha sonra mahallemize nasıl yenilikler katacağını öğrenecektik. Sanıyorum mahalledeki eli ayağı düzgün bütün erkeklerin ilk cinsel deneyimi hep Özlem ile olmuştu.

Şimdi O’nu son görüşümün üzerinden 10 sene geçmiş ve mahalleye geldiği günü dün gibi hatırlarken, içinde olduğum ve fırtınanın esiri olmuş bu gemide deniz tutması yüzünden sürekli kusmanın dışında, heyecandan bir şey yiyeme, zaman ilerledikçe nefes alamama sorunları ile boğuşuyordum.

O’nu seviyordum ve bunu O’da biliyordu. Benimle birlikte olmamasının nedenini bu şekilde açıklıyordu bana. Beni sevdiği için benimle hiç yatmamıştı, şimdi de hala mantıklı gelmiyor o zamanlarda hiç mantıklı gelmemiş, hatta özgüvenimin yavaşça yitip gitmesine sebep olmuş, dikkatini çekebilmek için saçma sapan ilişkiler yaşamama neden olmuştu.

Günler süren bu gemi yolculuğu bitecek ve ben tekrar O’nu bulabileceğim, ama O’nun bundan haberi yok ki.
Aslında mektupta bir şey yazdığını bile söylemek zor, zarfı açıp ilk baktığımda dalga geçildiğini zannettim. Saçma sapan harfler kümesinden oluşmuş garip bir metindi, hangi dil olduğunu çözmeye çalıştım ancak pek de başarılı olamadım, çünkü böyle bir dilde yoktu. Tesadüfen bir araya gelmiş harflerden oluşmuş bir mektuptu işte.

Brezilya da küçük bir kasabadan geliyordu. Elimdeki tek bilgi buydu. Özlem göndermişti biliyordum. Çünkü onun yanındayken kendimi cennetin bahçelerinde hissetmemi sağlayan o güzel kokusunu o zarftan almıştım. O zarfa eli değmiş kokusu bulaşmıştı, biliyordum. Hem Brezilya’nın küçük bir kasabasından benim adresime , benim adıma bir mektup nasıl yanlışlıkla gelebilirdi ki. Evet mektubun üzerindeki el yazısı ona ait değildi. Ve zarftaki metinde bir daktilo yada bilgisayar ile yazılmıştı. Ama biliyordum.

Bu koku O’nun kokusuydu.

31 Mart 2008
Kaptan ile son birkaç saat önce konuşmuş ve 3-4 saatlik yolumuz kaldığını limana ulaşacağımızı söylemişti. İşin zorlu kısmı bundan sonra başlıyordu. Brezilya’nın orta kesimlerinde bulunan bu küçük kasabaya gidebilmek…

Ben insanları güzelleştiriyorum, düzeltebildiğim her şeyi düzeltiyorum, düzeltemediklerimi gizliyorum.
Evet bir estetik cerrahım. Bu mesleği seçmemdeki en önemli sebepte sanırım kusursuz güzelliği görmüş olmamdı. Karganın tüyü kadar parlak siyah saçları, adeta üzerinde gökyüzü ruhlarının ve öpüş çiçeklerinin dolaştığı dudaklar, belirgin ama insanı asla rahatsız etmeyen elmacık kemikleri, anlatılmasının pek de mümkün olmadığı güzel bir burun. Derler ki Tanrı insanı yaratırken her şeyi meleklerine yaptırmış bir tek burnu kendisi yapmış, en mutlu olduğu anlarda bile içinde bir hüznün saklı olduğu yeşil gözler. Keşke O’nun kadar iyi bir yazar olup, aklımdan hiç çıkmayan bu güzelliği anlatabilsem. Ancak eskilerinde dediği gibi öyle bir güzellik ancak Rembrant gibi bir üstat tarafından resmedilebilir anlatılamaz.

En sonunda limana vardık. O’nu bulana kadar herhangi bir şey yazmayacağım. Yazmaya başladıkça zaman kaybediyormuşum gibi hissediyorum.

4 Nisan 2008
Günler süren yolculuktan sonra nihayet kasabaya varabildim hala bir iz bulamadım, umudum giderek tükeniyor. Yolculuk sırasında başımdan geçenleri daha sonra yazmam gerekecek.

6 Nisan 2008
Sonunda bir iz buldum , seneler önce buraya gelmiş yabancı bir kadın varmış, ama tarifi Özlem’in tarifine uymuyor. Belki O’nu bulabilirsem Özlem’i de bulabilirim.

8 Nisan 2008
Kadının yaşadığı yeri buldum kasabanın dışında bir karavanda yaşıyormuş, etrafta havada uçuşan bir sürü kağıt var bir tanesi rüzgarda uçarak suratıma kondu, dışarısı leş gibi kokuyor. Etraf o kadar sessiz ki karavanın içinden yükselmekte olan daktilo sesini duyabiliyordum. Etrafta uçuşan ve üzeri saçma sapan harflerle dolu şeyleri yazan bu kadın mı? Bana da mektubu bu kadın mı gönderdi, tıpkı bana gelen mektup gibi saçma sapan görünüyor bunların hepsi. Bu Özlem olamaz, ama ismimi ve adresimi nereden bildiğini öğrenmem gerek ya Özlem’i son gören kişiyse diye düşünüp karavanın kapısını çaldım. İçeriden derinlerden inleme ile karışık Portekizce ‘Gel’ dedi, Brezilya’da geçirdiğim bu günler sırasında hayatımı kolaylaştırabilmek için mecburen biraz öğrenmiştim.

Loş ve oldukça dağınık olmasına rağmen içeri girdiğim ilk andan itibaren bana huzur veren garip bir duyguya kapılmıştı. Karavanın penceresinden içeri süzülen güneş ışığında sarışın olduğunu görebildiğim kadına doğru birkaç adım attım, hala daktilonun tuşlarına basmaya devam ediyordu umursamazca. Adım attıkça O’na doğru içimde bir şeyler yanmaya başlıyordu sanki. Yolculuğum sırasında gördüğüm ateş yutan adamlar gibi bir ateş yutmuş gibi hissediyordum. Nedenini bilmediğim bir şekilde kadının omzuna dokunup Özlem dedim, o an daktilonun tuşlarına basmayı bıraktı. Yavaşça yüzünü bana döndüğünde dehşete kapılmıştım gözlerim karavanın loşluğuna iyice alışmış ve her ayrıntıyı artık rahatlıkla görebiliyordum. Bu O’ydu ama tanınamayacak haldeydi, yeşil gözlerinin yerine artık iki tane bembeyaz ak vardı yüzünün yarısı tanınamayacak haldeydi, o kadar çok içmiş o kadar zayıflamıştı ki, sesi vücudu 30 larında olan bu kadını 70 lerinde gösteriyordu.

Neden geldin diye sordu bana, O’nu sevdiğim için olduğunu söyledim.

Evlendiğini , kocasının bir gün içkili halde eve gelip kendisini motosikletin arkasına bağlayıp sürükleyerek işkence ettiğini , artık vücudunun da bir işe yaramaz hale geldiği için 1-2 ay önce kendisini terk ettiğini, arada uğrayıp yiyecek ve içecek şeyler bıraktığını en azından bunun için ona minettar olduğunu, bütün bu başına gelenlerin aslında işlediği günahların bedeli olduğunu söylüyordu.

Kokusunu özlemiştim. Bakmaya korkuyordum yüzüne ve bunu fark etmişti artık göremiyor olsa bile.

“Eskisi kadar güzel değilim değil mi?” diyordu.

Sonra bir an sessizlik oldu.

“Seni hiç öpmemiştim, seni sevdiğim içindi, artık yanımdasın ve arındım, şimdi izin verirsen ve eğer bu görüntümden iğrenmiyorsan hala güzel olduğuna inandığım dudaklarımla sana vermeyi ve aslında hep sadece senin hak ettiğini düşündüğüm o öpücüğü vermek istiyorum” dedi.

“Peki” dedim.

Öpüştük.. Sonra sonsuzluk kadar uzun bir sessizlik… Ölmek için bu anı bekliyormuş…

Sahip olduğum her şey olan, geçmişim, şimdim ve geleceğim olan kadının yavaş yavaş soğumaya başlayacak olan bedeni artık kollarımın arasındaydı. Benim için sakladığı temiz öpücüğü, bana borcu olanı bana sunup öylece gitti.

Sessizlik çöktü üzerime, sessizlik yaşamın üzerine çöktü, ben ağladım, ağladıkça O’nunla birlikte öldüm.

İntikam!!! düşündüğüm şey buydu! Arada bir gelip yemek ve içecek bıraktığını söylemişti. Gelen mektubun neden anlamsız ve saçma sapan olduğunu anlamıştım. Çok eski bir alman daktilosu kullanıyordu. Ve Türkçe klavye değildi harflerin tamamının yeri değişikti. Etrafa öylece atılmış öylece uçuşan, onun yazdığı her şeyi toplamalıydım ve topladım zannediyorum ki kullandığın daktilonun Türkçe klavye olduğunu düşünerek yazmıştı her şeyi.Artık avuçlarımın arasında duran ve içinde neler yazıldığını merak ettiğim bu metinlerin de çözülmesi gerekiyordu. Acaba beni anlatmışmıydı hiç, yazılarında ben hiç var mıydım? Bana bir şeyler yazmış mıydı? Tanrım kalbim heyecandan çarpıyor. Çocukluğumun bayram sabahlarında yaşadığım heyecan gibi hayır,hayır daha da iyisi okula her gidip sınıfa her girdiğimde en ön sırada oturduğunu bildiğim Özlem’in bana baktığını gördüğümde duyduğum heyecanın aynısıydı bu Gözleri gözleri , en çok gözlerini seviyordum sanırım, onları bir şekilde düzeltmenin bir yolunu bulmalıydım. Ve cesedin bozulmamasını sağlamalıydım. Karavanda neler var diye araştırırken pinpon topları ve resim yaptığı günlerden kalma olduğunu düşündüğüm boyaları buldum. Aradan birkaç saat geçince eskisi kadar güzel olmasa bile eldeki malzeme ile yapılabilecek en güzel şeyi yapabilmiştim. Kör olmuş gözlerini çıkarmış onun yerine olabildiğince güzel şekilde hep sakladığım resmine bakarak gözlerini çizdiğim pinpon toplarını yerine koymuştum. Yüzünün geri kalan kısmı ve zamanın ona kaybettirdikleri hayır hayır yanlış o psikopat herifin ona kaybettirdiklerini bir şekilde geri kazandırmalıydım.

12 Nisan 2008
Karavandan erzak tükenmiş ve ceset yavaş yavaş bozulmaya başlamıştı. Kocasının kim olduğunu ne zaman geleceğini bilmediğim için ayrılamıyordum karavandan, yiyecek hiçbir şey kalmamıştı. Hava kararmaya başladığında uzaktan bir motor sesinin yaklaştığını duydum. Bu gelen kesinlikle o hayvan herif olmalıydı.
Motor karavanın yanına kadar gelmiş, sesi kesilmişti 5-10 saniyelik bir sessizlikten sonra kapı aniden açılmış. Ve adam Portekizce anlamamın pek mümkün olmadığı bir şeyler söylemiş. Özlem’in yatağına doğru ilerlemeye başlamıştı. Elindeki poşetleri kapıdan girişte hemen sağda duran masanın üzerine bırakarak toplasan boydan boya 20 adım etmeyecek karavanın içinde 3 kişiydik. Ben kapının arkasına saklanmış O’nu bekliyordum. O hayatını mahvettiği kadına doğru yaklaşıyordu. Yine sarhoştu . buram buram içki kokuyordu çünkü.
Cerrah olmanın bazı avantajları var ,bunlardan en önemlisi şüphesiz vücudunuzda hangi noktanın, nasıl ,ne kadar sürede ölmenize sebep olacağı. Bu yüzden silahlara , çok büyük kesici,delici aletlere ihtiyacımız yoktur aslında. 10 cm lik küçük bir tornavida bile, yavaş yavaş, acı çektire çektire, bilinç kapanmadan , ölüme sebep olabilir.

Yüz üstü yere düştü, titreme krizi geçiriyor gibiydi, birkaç dakika içinde vücudunun tamamen felç olacağını ve hiç hareket edemeyeceğini sadece duyabileceğini,görebileceğin,hissedebileceğini biliyordum. Ne yazık ki o bunları bilmiyordu.

Sırt üstü çevirdiğimde Tanrının bana en güzel hediyesini göndermiş olduğunu gördüm. Çok güzel iki yeşil göz…

Ama şimdi onu burada bırakmalı, operasyon için gerekli olacak malzemeleri bulabilmek için kasabaya inmeli ve kesinlikle siyah saç boyası almalıydım. Özlem’i eskisi kadar güzel yapmam gerekiyor.

15 Nisan 2008
Operasyonların tamamı bitti, dikişlerin tekrar açılmaması için birbirlerine kaynamaları gerekiyor. Beyin ölümü ve iç organların ölümü gerçekleşmiş olabilir ancak adrenalin desteği ile dokuların kendilerini hala canlı gibi hissetmelerini sağlayarak iyileşmelerini sağlayabilirim. 1-2 haftaya kadar sonuç vermesini bekliyorum. Sonra güzel kadınımı alıp Türkiye’ye döneceğim.

3 Mart 2009
Adrenalin çok uzun süreli etkili değil. Dokular ve ten için yalıtılmış bir ortam yeterli oluyor ancak. Gözlerindeki donukluğu engelleyemiyordum. Birde sevişmelerimizdeki ıslanma sorunu. Bana beni içine almak istediğini gizlice fısıldadığında O’na taze sıcak bir beden en az onunki kadar güzel ve yeni iki yeşil göz bulmam gerekiyordu. Birlikte bulunması zor bir kombinasyon olduğu için çoğunlukla ikisini ayrı ayrı bulup, Kadınımın isteğini yerine getiriyorum. Bütün bunları onun kulağına tek bir şart halinde yapabileceğimi fısıldamıştım ve sessizlikle beni kabul etmişti, yüzü ve elleri hiç değişmeyecekti. Çok sevdiğim yüzü ve elleri.

5 Mart 2009
Akşam bir misafirim var oldukça güzel bir vücudu olan hoş bir kadın. Dün akşam misafirim olan yeşil gözlü kadını da hesaba katarsak…

Bu yazı “Living Dreams” tarafından korkucu.com için yazılmıştır. Lütfen isim ve kaynak göstermeden kullanmayınız, alıntı yapmayınız…

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Murat Özkan

Tüm Yazıları
Korku ile 7 yaşında yanlışlıkla seyrettiği Cannibal Holocaust ve Evil Dead filmleri ile tanışan Murat Özkan 1982 yılında İstanbul’da doğdu. O yaşından beri iflah olmaz bir korku fanatiği olan Murat Özkan, resime ve çizime olan düşkünlüğünü her korku ile birleştirmesinde “psikolojisi bozuk çocuk” muamelesi gördü ama yılmadı. Bu alanda bir çok başarısız site açma girişiminde bulundu. Başarısız oldu çünkü o zamanlarda bu işe her elini attığında “Korku”yu bir öcü ve yasak gibi gören zihniyetle karşılaştı. Yine yılmadı! Bir gün, kendisi gibi çocukluğunda psikopat muamelesi görmüş Yasin Karakaya ile tanıştı ve Korkucu.com sitesinin temelleri o anda atıldı.

Yorumlar (10 Yorum)

YORUM YAZ