İnanmadığın şeyler seni öldürebilir Urban Legend (1998)

Perdenin ‘Çığlık kraliçeleri’

Kamera Arkası

Korku Sinema

YasinKarakaya

28 Mayıs 2008

0 Adet Yorum

0

Korku sinemasının hayranlarını hiç hayal kırıklığına uğratmayan alışkanlıkları var: Ölmek bilmeyen sapık katiller ve canavarlar. Ürpertici mekânlar. Ani ses efektleriyle altı çizilmiş, insanı yerinden sıçratan anlar. Ve elbette etrafa dehşet saçan canavarın, sapık katilin, uzaylının, zıvanadan çıkmış makinenin ya da artık söz konusu film ne tür bir korku kaynağı kullanıyorsa onun önüne salıverilmiş kadın karakter.

Korku sineması dehşet verici olayların odağında yer alan kadınlara bir hayli düşkün. Bunun sonucunda da ta 30’lu yıllardaki klasik canavar filmlerinden 80’lerin ‘slasher’ türü sapık katilli korku filmlerine, türe damga vuran çok sayıda aktris var. Kimi Alfred Hitchcock’un ‘Sapık’ındaki o meşhur duş sahnesiyle yüzü zihnimize kazınmış olan Janet Leigh gibi, türün çok popüler örneklerinden birinde yer alarak korku sineması tarihine geçmiş… Kimi Linnea Quigley gibi, hiçbir zaman kendisini yıldız haline getirecek roller bulamasa da, türün çok sayıda örneğinde (genellikle de B filmlerinde) rol alarak korku hayranlarının ziyadesiyle aşina olacağı bir yüz haline gelmiş… Kimiyse Janet Leigh’in kızı olan Jamie Lee Curtis gibi ikisini bir arada yapmış: hem belli bir korku klasiğindeki performansıyla, hem de türün çeşitli dönemeçlerinde yer alarak akıllara kazınmış. ‘Korku filmi’ dediğimiz anda zihnimize üşüşen karelerde yer alan, türe damgasını vurmuş aktrislere, gayet muhabbetle, ‘çığlık kraliçeleri’ deniyor.

Perdede bütün sinema salonu adına çığlığı koyveren eski aktrisler arasında, muhtemelen akla ilk gelecek olanı Fay Wray. Naomi Watts’dan tam 72 yıl önce kendini King Kong’un patisinin üzerinde bulan Wray, gerek güzelliği, gerek sağlam ses telleri, gerekse ‘King Kong’ dışında da korku filmlerinde de rol almasıyla (‘Mystery of the Wax Museum’, ‘The Vampire Bat’, ‘Doctor X’ vs.), korku sineması tarihinin önemli yüzlerinden biri olmuştu. Daha sonra, 50’lerde ve 60’larda, İngiliz Hammer stüdyolarının klasik konuları yeniden ele alan yapımları ve Mario Bava’nın başını çektiği İtalyan gotik korku filmleri gibi yeni akımlarla beslenen korku sineması, kurban durumundaki kadın karakteri iyiden iyiye korku sineması görselliğinin en önemli unsurlarından biri haline getiriyordu. Mario Bava klasiği ‘La Maschera del Demonio ‘da ve Roger Corman’ın Poe uyarlamalarından ‘The Pit and the Pendulum’da oynayan Barbara Steele, kocaman çarpıcı gözleriyle bu dönemin en gözde çığlık kraliçelerinden biriydi.

70’lerin ilk yarısında, gidişatı belirleyen ve ufuktaki yeni ‘slasher’ döneminin sinyalini veren ‘Texas Chainsaw Massacre’da, bugün pek iyi bildiğimiz ‘sona kalan kız’ın modern atası sayılabilecek bir karakter vardı: Teksas’ta kâbuslardan çıkma bir sapkınlıkta yamyam bir ailenin eline düşen bir genç grubun filmin sonlarına doğru hâlâ hayatta olan yegâne üyesi Sally. Marilyn Burns, bunun dışında iki korku filminde daha rol aldı almasına da, aslında sadece bu rolüyle unutulmaz çığlık kraliçelerinden biri haline geldiği söylenebilir.

Ancak öncüleri ya da takipçileri bir yana, ‘çığlık kraliçesi’ deyince akla ilk gelen isim şüphesiz Jamie Lee Curtis. Curtis 80’ler ‘slasher’ türünün en büyük klasiklerinden, John Carpenter imzalı ‘Halloween’ ile ânında korku sineması tarihine geçmişti bile; yine John Carpenter’ın elinden çıkma, etkileyici ‘The Fog’ ve dönemin popüler ‘slasher’ filmlerinden ‘Prom Night’ta da rol almasıysa, türün yeni kraliçesi olarak yerini sağlamlaştırmasını sağladı. Jamie Lee Curtis ilginç bir karışımdı: Hem masum, hem sert, hem güzel, hem de biraz androjen bir yüzü vardı. 80’ler korku sineması üzerine daha sonra yapılan kimi incelemelerde, bu filmlerde ‘sona kalan’ yani bütün arkadaşlarından uzun yaşayan kızların çoğunda ‘iffetlilik’ ve belli bir ‘cinsiyetsizlik’ olduğunun altı çiziliyordu. Curtis’in ‘Halloween’de canlandırdığı Laurie Strode karakterinde bu nitelikler belli ölçüde vardı ama ‘The Fog’ ile birlikte hem Carpenter, hem de Curtis bu muhafazakâr görünümlü şemaya ya da 80’ler korku filminin klişelerine özel bir bağlılıkları olmadığını gösterdi (Bu arada, seksenlerin başında John Carpenter ile evli olan Adrienne Barbeau da, hem ‘Fog’, hem de ‘Creepshow’ ve ‘Swamp Thing’ gibi filmlerle, dönemin önemli çığlık kraliçelerinden biriydi).

80’lerdeki furyaya yetişememiş olan seyircinin büyük bölümü, Jamie Lee Curtis türünden ‘çığlık kraliçesi’ unvanını da, ‘slasher’ filmlerinin şemalarını da 90’ların ortalarından itibaren beliren yarı parodi nitelikli korku filmlerinden biliyor. Tabii en çok da ‘Scream’ serisinden. ‘Scream’ ve onun ardından gelen iki film, bize yalnızca Jamie Lee Curtis üzerinden ‘bir korku filminde hayatta kalmak için uygun davranışlar kılavuzu’ sunmakla kalmıyor, birkaç tane yeni çığlık kraliçesine de yer veriyordu. Elbette bunların en başında da, serinin üç filminin başrolünde oynayan Neve Campbell geliyordu. Campbell bir bakıma Jamie Lee Curtis ile yönetmen Wes Craven’ın 80’lerdeki klasik ‘sona kalan kızı’ Heather Langenkemp’in (‘A Nightmare on Elm Street’in başrol oyuncusu) karışımı gibiydi: Çocuksu bir masumiyet, buğulu bir duyarlılık ve finalde katilin karşısına dikilmesini sağlayacak bir kararlılık.

Yeni nesilde kimler var?

Gerçi Neve Campbell ‘Scream’ serisinden öte korku sinemasına pek yüz vermedi ama, serinin başlattığı korku hareketi, ortaya başka yeni nesil çığlık kraliçeleri çıkardı. ‘Scream’ yazarı Kevin Williamson’ın kaleminden çıkmış olan ‘I Know What You Did Last Summer’ ve devam filmindeki rolüyle Jennifer Love Hewitt bunların başında geliyordu. Rebecca Gayheart, Rose McGowan, Jada Pinkett ve hatta Famke Janssen gibi aktrisler bu yeni korku dalgasına şöyle bir uğrayıp, birkaç filmde rol aldılar, ama muhtemelen aralarında korku türüyle en çok özdeşleştirilen, Sarah Michelle Gellar’dı. Gerçi yıllarca çok popüler TV dizisi ‘Vampir Avcısı Buffy’de, korkan değil de daha çok düşmanlarının (vampirlerin ve envai çeşit doğaüstü varlığın) yüreğine korku salan bir rolde izledik kendisini. Ama Gellar ‘Scream 2’ ve ‘I Know What You Did Last Summer’ gibi filmlerle kendine korku sinemasında hatırı sayılır bir ‘kurban’ profili de edinmişti. Ufak tefek ve ince fiziğiyle ve iri iri açılan gözlerin epey dikkat çekebileceği küçük suratıyla (yani Buffy’de hoş bir tezatın ana malzemesi olarak kullanılan özellikleriyle), bu profil ideal bir tipti zaten nitekim, onun korku filmi karakterleri pek de ‘sona kalan kız’lardan değildi. Uzakdoğu korku sinemasının kalburüstü Hollywood transferlerinden ‘Garez’ (The Grudge) ile türe dönüş yapan Gellar, bu hafta gösterime giren ‘Garez 2’ ile günümüzdeki en önemli ‘çığlık kraliçelerinden’ olmayı sürdürüyor.

Ayrıca ilginç bir şekilde, bu hafta Tony Gatlif’in ‘Transilvanya’sında (isim ilginç bir tesadüf teşkil etse de film bir korku filmi değil), Zingarina rolüyle sinema salonlarını ziyaret eden Asia Argento’da son dönem korku sinemasının önemli simalarından biri. Efsanevi İtalyan gotik korku sinemacısı Dario Argento’nun kızı, gerek Avrupa gerekse Amerikan yapımı ana akım filmlerde de rol almakla birlikte, bir yandan da babasının kulvarında, korku sinemasında çalışmaya devam etti. Gerek babasının elinden çıkan işlerde (mesela ‘Trauma’, ‘Stendhal Sendromu’ ve çekilmekte olan ‘Mother of Tears’), gerekse başka korku yapımlarında rol aldı (mesela George Romero’nun yeni zombi filmi ‘Land of the Dead’). Hem sinemacı bir aileden gelmesi, hem korku sineması dışında da başarılı işler çıkarması, hem de genel ‘cool’ havasıyla, fiziksel olarak hiç benzememekle birlikte, doğrusu Jamie Lee Curtis’i biraz hatırlatıyor. Ayrıca Asia Argento’da soyadının da getirdiği bir ‘türün içinde büyümüşlük’ havası da var ki, bu da zaten 90’lar sonrası korku sinemasının çekirdeğini oluşturduğundan, yeni atmosfere çok denk düşüyor. Ne de olsa yeni dönemde artık sadece filmler değil, karakterler ve yıldızlar da korku sinemasıyla çifte kavrulmuş olarak sunuluyor önümüze.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.