Kumlar havalanacak. Gökyüzü yarılacak. Güç serbest Kalacak... The Mummy (1999)

Patrick Vive Ancora

X-Korku

wherearethevelvets

16 Kasım 2011

7 Adet Yorum

7

Patrick Still Lives
Yönetmen: Mario Landi
Senaryo: Piero Regnoli
Imdb Puanı: 5.7/10
Yapım: 1980, İtalya, 92 Dakika
Oyuncular: Sacha Pitoeff, Gianni Dei, Maria Angela Giordan, Carmen Russo, Paolo Giusti, Franco Silva, John Benedy, Anna Veneziano

Bahsedeceğim film, bir Avustralya yapımı olan “Patrick (1978)”in “sözde” devam filmiymiş (o yüzden ismi “Patrick hala yaşıyor”). Fakat öğrendiğim kadarıyla, komadayken telekinetik güçleriyle cinayet işleyen Patrick isimli ana karakter dışında ilk filmle hiçbir alakası da yokmuş. Bu tipik İtalyan öykünmelerine daha önceden de aşina olduğum için (Zombi 2) neden daha Giallo, daha kanlı, daha erotik ve daha İtalyan birşeyler izlemiyeyim ki diyerek “Patrick Vive Ancora”yı izlemeye karar verdim. Neyse…

Film Parick’in nasıl komaya girdiğiyle fazla ilgilenmek istemiyormuşçasına kısa ve hızlı bir introyla olayları anlatıyor. Prof. Herschel ve oğlu Patrick, otobanda bozulan arabalarını tamir etmek için yoldan gelip geçenlerden yardım istiyorlar fakat bir aracın penceresinden atılan şişe Patrick’in başına isabet ediyor. Yapılan tüm müdahalelere rağmen tam anlamıyla iyileştirilemeyen Patrick, babası tarafından kendi malikanesinin bodrumundaki özel bir kliniğe yatırılıyor. Burada koma halinde yattığına inandırıldığımız Patrick, babası ve yardımcıları tarafından hem herkesten saklanıyor hem de başka yataklarda yatan üç kobay hastanın beyinlerine bağlı elektrotlarla hayatta tutulmaya çalışılıyor (değişik bir teknoloji).

Diğer yandan planlarını yürütmeye çalışan Prof. Herschel, malikaneye beş kişiyi davet ediyor (Şantaj mektubuyla? Bilemiyoruz). Konuklardan Stella Randolph, üzerindeki kıyafetlerden bir an önce kurtulmak isteyen bir afet. Beraber geldiği Peter Suniak’ın ise ne olduğu belli değil (Adamın silahı falan var. Tekinsiz yani). Kariyerini hangi kirli yollarla elde ettiği belli olmayan, parlamento üyesi Lyndon Cough, kendisinden genç ve bir o kadar da seksi karısı Cheryl ile teşrif ediyor. En son bir yüzücü olan David Davis iştirak edince konuklar tamamlanıyor. Tüm konukları Herschel’in işe yeni aldığı sarışın dilber Lidya Grant karşılıyor. Ha bir de hafif çatlak hizmetçi Meg var.

Malikanede bulunma sebeplerinin bilinmezliğiyle endişeler taşıyan ama birbirlerine belli etmeyen konuklar yavaş yavaş garip olaylarla karşılaşıyorlar. Koma halindeki Patrick, telekinezi yeteneğiyle ağaçlardaki yaprakları sallıyor, bardakları patlatıyor, havuzu jakuziye çeviriyor, daktiloların kendiliğinden yazmasını sağlıyor, insanların bedenlerine hakim olup onlara istemedikleri hareketleri yaptırıyor ama en çok, yeşil bir zemin üzerine iki dev göz şeklinde insanların karşısında peydahlanıp inmeler indiriyor. Neticede konukları teker teker gebertirken, diğer yandan da sekreter Lidya’yı baştan çıkarıyor.

Nasıl başlasam bilemiyorum. Senaryo neresinden tutsanız elinizde kalıyor. İlk önce bu konuklar hangi itici kuvvetle o eve geliyorlar? Eğer geçmişleriyle ilgili bir şantaj söz konusu ise yapan kişinin Herschel olduğu aşikar; onu ortadan kaldırıp hayatlarına devam etmek neden hiçbirinin aklına gelmiyor? Herschel bu konukları nasıl buluyor, bu nasıl bir istihbarat? Hadi onu bırakın, açıklaması imkansız ölümler gerçekleştiği halde neden hala orada kalmaya devam ediyorlar? Diyelim ki elleri mahkum; peki Patrick’in beyin dalgalarının etkisi altındayken striptiz yapıp bir de üzerine mastürbasyon patlatan Lidya, kendine geldiğinde “Oha, n’oluyoruz lan” diyip neden tası tarağı toplamıyor? Yani kurbanlar bu kadar da kurban pozisyonuna düşürülmez ki, insaf!

Neyse ki filmde anlamsız aşırılıkta bir çıplaklık var. Gizli klinikteki kobay kadın da dahil olmak üzere filmdeki tüm kadınlar (geriye 4 kişi kalıyor zaten; Stella, Cheryl, Lidya ve hatta Meg) en azından bir kez anadan doğma görünüyor. Bu çıplaklığa cinsel organ da dahil (ama film hard porno değil). Bütün kadınlar çırılçıplak uyuduğu için gece gerçekleşen ani olaylara, üzerlerine birşeyler geçiremeden yakalanıyorlar. Özellikle Stella tüm filmi neredeyse çıplak tamamlıyor. Havuz başı olsun, akşam yemeği gibi nezih bir ortam olsun göğüsler devamlı fora! Cheryl gece uyuyor mu orgazm mı oluyor belli değil. Lidya, Patrick’in karyola demirlerini yalıyor, falan.

Tabii ki muhteşem ölüm sahnelerine değinmeden olmaz. Zaten filmin gore ve çıplaklık içeren sahneleri dışındaki yerleri izlemeseniz de olur (92 dk. çekilmez valla). Boğulma, haşlanma, yanma, çengele asılma, kafa kesme ve şişe geçirilme (!) gibi akla hayale gelmeyecek renklerde, günümüz için demode sayılabilecek ama çok eğlenceli gore efektler barındıran bu cinayet sahnelerinde kullanılan plastik bende çiğnenmiş sakız hissiyatı yarattı.

SPOILER!!!

Filmin en ünlü sahnesi aynı zamanda çoğu versiyonda makaslanan bir sahne. Havada uçan bir şömine demiri bir kadının vajinasından girip ağzından çıkıyor! Yönetmen Mario Landi kadın düşmanı bir yönetmen herhalde. Daha kısa bir aletle gerçekleştirilen benzer bir sahneye yönetmenin “Giallo a Venezia (1979)”sında da tanık olmuştum.

Ben “İffet”teki tecavüz sahnesini andırdığı ve bende milli hisler uyandırdığı için otomobil camına sıkıştırılarak koparılan kafa sahnesini de ayrıca etkileyici buldum.

SPOILER SONU!!!

Eğer bu filmdeki müzikleri tanımlamam gerekirse (Goblin çakması olduğunu göz ardı ederek) ben ve tüm yaşıtlarımın çocukluk dimağında onulmaz yaralara sebebiyet vermiş ünlü “Uzaylı Zekiye” dizisini hatırlatmalıyım. Telekineziyle uzaylı olma durumunu benzeştiren “ciuv ciuv” ya da “bili bili bili” şeklinde ilerleyen eşsiz bir müzikle karşı karşıyayız beyler. Oyunculuğa değinmem çok mu gerekli? Eğer öyleyse, tüm filmi bir yatakta gözleri faltaşı gibi açık halde hareketsiz yatarak tamamlayan Patrick rolündeki Gianni Dei’nin oyunculuk olarak filmin en iyi performansını sergilediğini belirtirsem herhalde gerisini siz anlarsınız.

Filmden çıkarılacak ders: Diyelim ki havada uçan delici-kesici bir alet gördünüz; sahneye yardımcı olmak için, nerenize girmesini istiyorsanız oranızı açın ki alet yanlış yönlenmesin.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (7 Yorum)

YORUM YAZ