Ses çıkarma... Kımıldama... Hepsinden öte... Sakın bir dilekte bulunma! Wishmaster (1997)

Orphan

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

SonerYıldırım

20 Kasım 2009

21 Adet Yorum

21

Yönetmen : Jaume Collet-Serra
Senaryo : Alex Mace, David Johnson
Yapım: 2009, ABD / Kanada / Almanya, 123 Dakika
Oyuncular: Peter Sarsgaard, Vera Farmiga, Isabelle Fuhrman, Jimmy Bennett, Lorry Ayers

Seni kötü kız!

Doğumuna kısa bir süre kala kaybettikleri bebeklerinin ardından ilişkileri hasar gören ve bir çeşit sevgi boşluğuna düşen genç bir çiftin, yaşı itibariyle diğer iki çocuklarının ortasında yer alan Esther isimli bir yetimi evlatlık edinmeleri sonrasında yaşanan kabus dolu olayları konu ediniyor film. Yetimhaneye gittiklerinde Esther’ın entellüktüel zekasından, yaşını aşan olgunluğundan ve sanatsal yeteneklerinden etkilenen çift, küçük kızı vakit kaybetmeden aileye dahil etme kararı alıyor. Tuhaf elbiseleri ve kurdelalarıyla oyuncak bir bebek şirinliğindeki Esther, duyma engelli küçük kardeşi için işaret dilini öğrenme çabaları ve hoşgörülü tavırlarıyla herkesin taktirini topluyor. Ancak tahmin edeceğiniz üzere bir süre sonra evde tuhaf şeyler olmaya başlıyor ve Esther’ın pek de ‘küçük bir melek’ olmadığı ortaya çıkıyor. Aile fertleri durumun farkına vardığında ise iş çığırından çıkmış oluyor.

Hollywood korku sinemasında emin adımlarla ilerleyen İspanyol Jaume Collet-Serra’nın yönettiği filmin başrollerinde Vera Farmiga ve Peter Sarsgaard gibi iki önemli oyuncu yer alıyor. Çocuk oyuncuların inandırıcı performansları da işin içine girince oyunculuk konusunda genel bir başarı sağlayan filmde özellikle Esther rolündeki çocuk oyuncu Isabelle Fuhrman’ın yaşını aşan performansı göz kamaştırıyor. Senaryodaki kimi aksaklıklar ise filmin eksi puan hanesinde en yüksek puanları toplayan unsurlar oluyor. Oyun parkı sahnesindeki gerilim dozajı, baba Peter Saarsgaard’ın haddini aşan korumacılığı, yetimhane görevlisi rahibenin Esther konusundaki U dönüşü ve en çok da olayların çözüme kavuşmasına doğru Esther ve babası arasında geçen diyalog, yoklukları film için çok daha hayırlı olabilecek abartılı bölümler olarak göze çarpıyor. Amerikan sinemasının kötü karakteri dışsallaştırma ısrarına bu filmde de yer verilmesi ise ağzımızı ekşiten bir diğer detay. Alışıldığımız üzere, kötü karakterle seyircinin empati kurmasını güçleştirip, figürün kötülüğüne vurgu yapmak adına Esther seyirciye Rus asıllı bir Amerikan vatandaşı olarak sunuluyor. Hoş, ilerleyen bölümde ihale başka bir ülkeye kalıyor ama oralara pek girmeyelim. En azından Hostel’daki Slovakya’ya yönelik tutum türünden bir durum yok burda. ‘Evet, senaryoda kimi kusurlar mevcut; ama buna karşılık hayranlık uyandıracak derecede türlü incelikler de mevcut aynı senaryoda. Mesela, filmin açılışından itibaren pek çok sahnede kullanılan mor ışık espirisi bunlardan sadece biri. Nesnelerin çıplak gözle görülemeyen noktalarını gösteren mor ışık, düğümün çözüldüğü bölümde sinematografik açıdan etkileyici bir sahnenin oluşumuna vesile olduğu gibi, küçük yetim Esther’ın akıllı, terbiyeli, sevimli görünümünün altında bambaşka sırlar barındırdığı gerçeği düşünülünce sembolizm anlamında filme ek bir değer de katıyor.

Filmlerine 1956 yapımı The Bad Seed‘i referans aldıklarını söyleyen senarist David Johnson’ın şu sözleri aslında Orphan’ı en iyi özetleyen ifadeler oluyor: ” The Bad Seed’in tüm ‘kötü çocuk’ filmlerinin ana modeli olduğunu düşünüyorum. Bu bir gerçek ve bunun üzerine çıkabilmek için şöyle bir yol izledim: Orphan, The BadSeed’e benzeyecekti, diğer ‘kötü çocuk’ filmlerine benzer bir yapısı olacaktı, seyirciyi daha önce böyle bir şey seyrettiği hissini yaşatacaktı. Ama öyle bir sürpriz içerecekti ki, bir anda seyricinin kafasındaki her şey alt üst olacak ve böylece ortaya tamamen farklı bir film çıkacaktı.” Orphan’ın başardığı şey tam olarak işte bu!

Sahnelerin iç dinamikleri arasındaki uyum sayesinde iki saati aşan süresini seyirciye bir an olsun hissettirmeyen filmin en büyük beceresi senarist Johnson’ın da işaret ettiği üzere sürpriz sonunda yatıyor. Öyle bir son ki, o ana kadar bir hata, bir eksiklik olarak kabul ettiğiniz tüm sahneleri temize çıkaracak kadar zekice ve benzersiz. Üstelik, filmi izlerken kafanıza üşüşen suçlamaları, içi kan dolu bir balon gibi yüzünüzde patlatıp kendinizle alay etmenizi sağlayabilecek kadar da eğlenceli. Son sözüm ‘ne’ mi? 2009’un en hoş sürprizlerinden biri olan Orphan’ı korkuseverler muhakkak değerlendirmeli.

Soner ‘Korkuluk’ Yıldırım


Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Soner Yıldırım

Tüm Yazıları
2 Ocak 1988’de Giresun Şebinkarahisar’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da, yüksek öğrenimini Dumlupınar Üniversitesinde tamamladı. İlk korku filmini izlediğinde (Stephen King’s It) henüz 5 yaşındaydı. Filmin etkisi ile uzun süre mazgallara yaklaşamadı. (O filmin hala bir çocuk için izlenebilecek en korkunç film olduğuna inanıyor.) İlk okulda Wes Craven ve John Carpenter ile tanıştı. Onların filmlerinden feyz alarak birçok korku öyküsü yazdı. Lisede Stephen King kitaplarına başlayınca korku, hayatının vazgeçilmezleri arasına girdi. İşi günde üç korku filmi izleyip bir korku kitabı yarılayacak kadar abarttığı zamanlar oldu. 2008 Eylülünde korkucu.com ailesi ile tanıştı ve onların arasına katıldı.

Yorumlar (21 Yorum)

YORUM YAZ