Duymak istemediğimiz tek şey kabul etmediğimiz şeylerdir. Prof. Howard Birack - Prince of Darkness (1987)

One Dark Night

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

12 Kasım 2016

0 Adet Yorum

0

one-dark-night-afisYönetmen: Thomas McLoughlin
Senaryo: Thomas McLoughlin, Michael Haves
Tür: Korku, Zombi
Yapım: 1982, ABD Süre: 89 Dakika
IMDB Puanı: 5,8
Oynayanlar: Meg Tilly, Melissa Newman, Robin Evans, Leslie Speights, Donald Hotton, Elizabeth Daily, David Mason Daniels, Adam West.

Karl Raymarseivich adında, kötülük itkisi belli olmayan, biyoelektrik uzmanı (?) 70 yaşında bir Rus kalp krizi geçirip ölüyor. Ama asıl şoku, yaşlı adamın cenazesini almak için evine giren yetkililer yaşıyor: kırık aynalar, duvara saplanmış çatal bıçak takımı, tavalar falan işin içine telekinezi karıştığını işaret ediyor; bir dolapta istiflenmiş altı kızın cesedi de olayın tuzu biberi…

Yoksa ortadan kaybolan kızların katili yaşlı pislik bir psişik vampir mi? Aşırı derecede korkuttuğu kızların artan biyoenerjilerini absorbe eden bir canavar mı? Babasıyla uzun süredir görüşmeyen yine “psişik” Olivia (Melissa Newman), tüm bu cinayetleri uzaktan da olsa hissediyor mu? Bir cani olan babasını engelleyememenin sıkıntısını taşıyan Olivia’nın Elektra kompleksi, son bir vedalaşma için onu babasının cenaze törenine taşıyacak mı? Tüm bu soruların cevabını filmde kısa süre içinde buluyorsunuz.

Buna paralel ilerleyen diğer hikaye tanıdık klişelerden besleniyor. Julie (Meg Tilly), yeni geldiği lisede alışma turları yaparken sosyalleşmek adına şu sorority dediğimiz kız gruplarından birine kendini kabul ettirme çabasında. Kız grubunun lideri “Farrah Fawcett saçlı” Carol ise kezbanlığın dibi. Eski sevgilisi Steve’i (David Mason Daniels) Julie’ye kaptırdığı için bu yeni kızı gruba almak gibi bir düşüncesi de yok. Lakin Julie o mavi montlardan birini sırtına geçirmek istediğini hırsla haykırıyor sevdiceğinin yüzüne, birbirlerini çok sevdiklerini izleyiciye kanıtlamaya çalıştıkları ucuz bildik sahnelerin hemen akabinde -ki film ilerleyebilsin.

Carol, ağzından diş fırçasını düşürmeyen Kitty (Leslie Speights) ve sonradan iyi kıza evrimleşeceği izlenimi veren Leslie (Elizabeth Daily) Herkül’ün 12 görevinden birini Julie’ye layık görüyor: bir geceyi mezarlıkta geçirmek. Kalacağı dev mozole ise o gün Karl Raymarseivich’in defnedildiği mezarı barındırdığı için ayrı ilerleyen iki öykünün yolu bir senaryo başarısıyla kesişiveriyor.

one-dark-night1

Thomas McLoughlin sinema kariyerine aslında iyi sayılabilecek bir filmle (bu film ilk yönetmenliği) başlamış. Ama devamı vasat ve üstü TV filmleriyle gelmiş. Arada “Sometimes They Come Back (1991)” gibi kült korku filmleri çıksa da sanki drama daha meyilli bir süreci var.

Ben olay örgüsünün yavaş yavaş kurulduğu, finale kadar soğukkanlılığını yitirmeyen korku filmlerini severim. Gerilim sessiz sessiz tırmanmalı aynı Glass’ın 1.Keman Konçertosunun 2. bölümü gibi (spesifik örneklerle göz dolduruyorum). Kanımca, her 15 dakikada bir korkunçlu sahne gösteren yöntemler sadece korku-komedi türüne yakışıyor (ya da level’larla ilerleyen pc gamelere). O yüzden One Dark Knight işe bir adım önde başlıyor. İkinci unsur da tüm olayların bir günde gerçekleşip bitmesi… Bende her şeyin derli toplu bir şekilde sonuçlandığı hissi uyandıran bu yöntemin en güzel örneği “The Evil Dead”. Çünkü senaryoyu belli bir sürece yayacaksanız bu işte gerçekten deneyimli olmanız gerekiyor. İlk korku filmini çeken amatör ve parasız bir yönetmen, tek günde işini bitirecek tedbire sahip olmalı aksi halde film sarkıyor.

one-dark-night2

Gelgelelim bunca hazırlığa rağmen filmin en korkunç olması gereken mezarlık sahneleri hatırladığım kadar çarpıcı değil. Daha doğrusu muhtemelen dönemine göre klişelerden beslenen değil de klişe yaratan bir film olmasına karşın; Cuma günü korku filmi izleme heyecanı taşıyan bir ortaokul çocuğuna nazaran daha fazla maruz kaldım bu tür filmlere. Bu nedenle desensitize olmuş olabilirim. Nitekim, film oldukça akıcı, sarkmayan ve tutarlı bir yapıya sahip. Özellikle mozole olarak kullanılan mekan oldukça etkileyici. Duvarlarında sayısız niş barındıran labirentvari koridorlardan oluşan bu binada ne çekilse lezziz olur. Finaldeki plastik makyajı da beğendim (beğenmesem şaşardım zaten). Cesetlerin aşırı derecede gerçekçi olduğunu düşünen izleyicilere aktarayım: onlar zaten gerçek. Üzerine çürümüş etler yapıştırılmış iskeletler Hindistan’dan getirilmiş gerçek insan iskeletleri. Nüfusun yoğun olduğu ülkelerde cesetler daha hesaplı sanırım.

one-dark-night3

One Dark Night sanırım biraz arada kalmış bir yapım. Yani ürpertici mezarlık görevlisi gibi klişe “bööö”ler içeren vasat sahnelerin de olabildiği bir filmde ölen babasının geri dönmesini arzulayan bir oğlanın kartındaki ironiyle etkilenebiliyorsunuz (ölülerin dirildiği bir filmde kişi dileklerinde dikkatli olmalı). Üstelik şanssız da; Poltergeist ve The Evil Dead ile aynı dönemde gösterime girmesi filmin ışığını belirgin olarak söndürmüş. 1983 Academy of Science Fiction, Fantezi ve Korku Filmlerinde en iyi film ödülünü Poltergeist’e, en iyi düşük bütçeli film ödülünü de The Evil Dead’e kaptıran One Dark Night belki de daha iyi bir statüye gelecekti ama önünü kestiler.

one-dark-night4

Bir şeye daha değinmek istiyorum o da kariyerinin ilk başrolünde aslında düşük bütçeli bir korku filminden daha iyi yapımlara layık olduğunu belli eden Meg Tilly. Neredeyse sıfır makyaja rağmen duru bir komşu kızı güzelliğini taşıyan aktrist, gerçekçi oyunculuğuyla rolünün üzerine çıkıyor. Geriye kalanlardan bir tek Kitty karakteri dikkat çekici. Devamlı diş fırçası emen bu garip kız bana cidden garip geldi ki yıllardan sonra aklımda kalan tek karakter o olmuş.

Nihayetinde, evet, artık bize korku namına pek bir şey ifade etmese de One Dark Night, kült olmayı kıl payı ıskalayan, eli yüzü düzgün bir yapım. 80’li yılların çocuklarına ve videoda kiralık film izlemiş şanslı kesime doyulmaz nostaljik tatlar vaat eden bu filmi bir sonbahar gecesinde patlamış mısır eşliğinde tüketiniz.

korkumetre-4 kan_ve_siddet-2 gerilim_dozu-5 puan-4-5

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ