Bazen ölü kalmak daha iyidir! Pet Sematary (1989)

Ölüler Yürüyor!

Yasin Karakaya

Yazarlarımız

YasinKarakaya

27 Mayıs 2008

17 Adet Yorum

17

Yürüyen ölüler’ nedense korku sinemasının üvey evlatlarından sayılabilir. 1931-84 yılları arasını kapsayan bir araştırma tüm korku filmlerinin yalnızca yüzde 5’inde zombilerin yer aldığını ortaya koymuş, son 15-20 yılda bu oran daha da düşmüş olsa gerek. Bunun sebeplerinden biri belki de, örneğin vampirlerle karşılaştırıldığında, bu iğrenç mahlukların pek erotize edilmeye elverişli figürler olmaması olabilir, gerçi bir ara Joe D’Amato erotik zombi filmleri (!) de çekmiş ama buna ondan başkası da cüret edememiş. Yalnız Resident Evil “Ölümcül Deney”, zombi sinemasının bu handikapını, başkarakteri Milla Jovovich sayesinde her haliyle fetişize bir arzu nesnesi olarak sunarak aşmasını bildi. Zombi filmlerinin özellikle son dönemde pek revaçta olmamasında, korku sinemasının bu alttürünün genellikle siyasi açıdan nispeten ‘ilerici’ sayılabilecek, en azından muhafazakâr olmayan ‘altmetinler’ üzerinden çalışagelmesinin yatıyor olabileceği de temkinli olarak söylenebilir; ne de olsa son 15-20 yıldır kültürel iklimin rüzgarları genellikle ters yönlerden esiyor(du).

Zombiler, Karayipler yöresi kökenli bir halk inanışı, vudu ayinleriyle mezarlarından kaldırılarak canlandırıldığına inanılan ölüler için kullanılan bir tabir aslında. Sinema tarihinin ilk zombi filmi olan “White Zombie/Beyaz Zombi”de (1932) ölümsüz Bela Lugosi, Karayipler’de zombileri köle niyetine çalıştıran bir maden sahibini canlandırıyor. Konusu yine Karayipler’de geçen, Val Lewton imzalı “I Walked With A Zombie / Bir Zombi İle Yürüdüm”de (1944) ise gizemli olayların ardında aslında toprak sahibi bir Batılı çekirdek aileye özgü trajedilerin yattığı ortaya çıkıyor. Yani her iki filmde de zombi öğesi ilk bakışta klasik bir korku öğesi olarak sunuluyormuş gibi gözükürken, asıl melanetin Batılılardan kaynaklandığı sergileniyor. Bu arada her iki filmin de, sırf anlatılarından dolayı değil her açıdan, siyah-beyaz korku sinemasının en başarılı ürünlerinden olduklarını kaydetmek gerek. On yıllar sonra gelen Hammer stüdyosu yapımı “Plague of the Zombies /Zombi Vebası” (1965) ise olay mekanını Britanya’ya aktarmakla birlikte “Beyaz Zombi”nin izinden giderek, yine zombilerin madenlerde köle olarak çalıştırılmasını konu ediyor, burada İngiliz aristokratlarını hedef tahtası yaparak.

Öte yandan George Romero, Pitlsburgh’da yalnızca haftasonları boş zamanlarında çalışarak son derece düşük bütçeyle çekmeyi başardığı “Night of the Living Dead / Yaşayan Ölülerin Gecesi”nde (1968) emek sömürüsü, sömürgecilik, vb temalara yönelmiyor ama zombilerin ortaya çıkışını bir nükleer kazaya bağlayarak yine bir şekilde toplumsal eleştirinin kıyısından köşesinden tutuyor denilebilir. Nitekim Romero’nun yıllar sonra (o da ancak Dario Argento’nun yapımcı olarak koltuk çıkması sayesinde) çekebildiği devam filmi “Dawn of the Dead / Ölülerin Şafağı” (1979) popüler fantastik sinema içinde kaydedeğer tüketim toplumu eleştirisi girişimlerinden biri kabul edilir; zombi salgını sebebiyle uygarlığın çökmüş olduğu bir dünyada hayatta kalan bir grup insan; terk edilmiş bir alışveriş merkezine sığınarak yaşamda kalmaya çalışırlar. Romero’nun bu ikinci zombi filmi, Tom Savini’nin efektleri ve Argento’nun favori grubu Goblin’in müziklerinin de katkısıyla tüm dünyada büyük ilgi görmüş ve kaçınılmaz olarak onun ticari başarısının rüzgarından faydalanmak amacıyla Lucio Fulci’nin “Zombi 2″si (1979) ile başlamak üzere beyazperdede bir zombi furyası esmişti.

“Zombi 2”, Romero’nun filminin devamıymış izlenimi vermeyi amaçlayan ismindeki sahtekarlığa karşın aslında Romero ekolünün taklidi değil, zombilerin çıkışını ait oldukları yere, Karayipler’e ve vudu ayinlerine götüren bir üründü. Üstelik bu İtalyan filmi, daha önceki tüm benzerlerinden öteye giderek zombileri, olsa olsa beti benzi atmış ama henüz ‘taze’ cesetler olarak değil, inanılmaz bir makyaj çalışmasıyla göz çukurlarında solucanlar oynaşan, tepeden tırnağa, düpedüz çürümüş ama yine de yürüyen cesetler olarak beyazperdeye getiriyordu. Filmin finalinde Karayipler’den peydahlanan ve Batılı bilim insanlarının alt edemediği zombilerin ABD’yi istila etmesi de çok manidardı. Lucio Fulci’nin Zombie 2’sinden (Bu filmin İngilizce video ismi Zombie Flesh Eaters’dır) sonra yine İtalyanlar tarafından bu filmin birçok taklidi çekildi. Bu filmlerden bazıları Andrea Bianchi’nin çektiği 1980 yapımı Burial Ground; Zombie 3; T. video adı: Vahşet Gecesi, Umberto Lenzi’nin çektiği 1980 yapımı Nightmare City; City of the Walking Dead; T. video adı: Şehir Baskınıydı. Marino Irolami’nin çektiği 1980 yapımı Zombie Holocaust ve Bruno Mattei’nin çektiği 1981 yapımı Zombie Cpeeping Flesh; T. video adı: Virüs ise İtalyan menşeli yamyam ve zombi türlerinin karması niteliğindeydiler. Yukarıda belirttiğim gibi Joe D’Amato ise porno zombi filmleriyle bu furyaya şu iki filmle katılmıştı: Le Notte Rotische dei Morte Viventi (1979) ve Porno Holocaust (1979). Diğer bir ilginç türler karmasını ise Nazi zombi filmleri oluşturuyordu: Jean Rollin’in çektiği 1980 yapımı Zombie Lake; Jesus Franco’nun çektiği 1981 yapımı Oasis of the Zombies; T. video adı: Hortlaklar Vadisi.

Son dönemin en popüler zombi serisi “Ölümcül Deney”de ise vudu menşeili değil de bilimin ürünü olan zombiler görüyoruz. İngiliz-Alman ortak yapımı bu yeni zombi filminde pek çok açıdan Romero’nun zombi filmlerinin izini tespit etmek mümkün, ama film bunu çok şükür parodiye kaçmadan, kendi çapında bir ciddiyetle yapmaya girişiyor. Zaten yapımcılar bu projeyi gündemlerine ilk aldıklarında emektar Romero’ya teklif götürmüşler ve işe onunla başlamışlar ama daha sonra yolları ayrılmış. Romero’ya bakılırsa anlaşmazlığın sebebi yapımcıların korku janrında değil de bir aksiyon filmi talep etmesi. Gerçekten de “Mortal Combat / Ölümcül Dövüş”ün yönetmenin elinden çıkan sonuç, “Bladevari” bir aksiyon-korku karması. Romero’ya saygımız sonsuz ama ilke olarak böylesi bir tercihi de memnunlukla karşılamak mümkün. Filmin eksi hanesine yazılabilecek tek handikapı ise, her yönden mükemmel “Blade”in aksine, kan-revan dozajının gerekenden az olması. Zaten Paul W.S. Anderson’ın bu minvalde elini korkak alıştırmış bir yönetmen olduğunu “Event Horizon / Ufuk Faciası”ndan (1997) biliyoruz. Üstelik filmin yapım sonrası aşamada bir hayli otosansürlendiği kaydediliyor. Ne olursa olsun, siyah deri ceket, kırmızı elbise ve siyah deri çizmeler içindeki bir Milla Jovovich’in zombi köpeklere Rammstein ve benzeri grupların müzikleri eşliğinde havada uçarak tekme salladığı bir filmden keyif almamak mümkün değil. Üstelik bütün melanetin suçunu Araplar veya Ruslar veya Rus anarşistler (“XXX” faciası) gibi revaçtaki günah keçilerine değil de, askeriyeyle işbirliği halindeki tekelci şirketlere yıkıyorsa başımızın üstünde yeri var.

İşte size alfabetik liste halinde Avrupa ve Amerikan sinemasından izlemeniz gereken zombi filmleri ;

28 Days Later (2002)
28 Weeks Later (2007)
After Death (1988) (Zombie 4: After Death)
The Beyond (1981)
Beyond Re-Animator (2003)
Braindead (1992) (Dead Alive)
Bride of Re-Animator (1990)
Burial Ground: The Nights of Terror (1981)
Cemetery Man (1994)
Children of the Living Dead (2001)
Children Shouldn’t Play With Dead Things (1972)
City of the Living Dead (1980)
City of the Walking Dead (1980) (Nightmare City)
Dawn of the Dead (1978)
Dawn of the Dead (2004)
Day of the Dead (1985)
Day of the Dead 2: Contagium (2005)
The Dead Hate the Living (2000)
The Dead Next Door (1988)
Demoni (1985) (Demons)
Demoni 2 (1986) (Demons)
Hell of the Living Dead (1980) (Zombie Creeping Flesh)
The House by the Cemetery (1981)
I Walked with a Zombie (1943)
I, Zombie (1998)
Land of the Dead (2005)
Night of the Living Dead (1968)
Night of the Living Dead (1990)
Oasis of the Zombies (1983)
Plane Dead (2007)
Re-Animator (1985)
Resident Evil (2002)
Resident Evil: Apocalypse (2004)
Return of the Blind Dead (1973)
Return of the Living Dead (1985)
Return of the Living Dead Part II (1988)
Return of the Living Dead III (1993)
Return of the Living Dead 4: Necropolis (2005)
Return of the Living Dead 5: Rave to the Grave (2005)
Shaun of the Dead (2004)
Tombs of the Blind Dead (1971)
Undead (2003)
White Zombie (1932)
Zombi II (1979) (Zombie Flesh Eaters)
Zombi III (1988)
Zombie Creeping Flesh (1981) (Night of the Zombies)
Zombie Holocaust (1980)
Zombie Lake (1981)
Zombie Island Massacre (1984)

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (17 Yorum)

YORUM YAZ