Işıkta Kal! Darkness Falls (2003)

Öldürme Biçimleri…

Korku Genel

KRİMİNAL

Seri Katiller

BurakBayülgen

29 Mart 2011

5 Adet Yorum

5

Eğer Amerika’da intikal eden hem 68 Kuşağına bağlı hem de bu kuşağa çelişen bir fenomenden bahsedilirse, bu fenomen seri katillerdir. Tartışılması gereken bir diğer mevzu da bu katillerin Amerikan toplumu tarafından protesto edilmelerine rağmen, oyun kartlarına ve fan kulüplere varacak denli geniş bir fanatik kitle edinmeleridir. Esasen Charles Manson, Richard Ramirez, Jeffrey Dahmer, John Wayne Gacy, Ed Gein, Ted Bundy ve Zodiac gibi isimler popüler kültürün yapı taşları olmuş, korku bazlı eğlenceye ve filmlere damgasını vurmuş isimlerdir. Görülecektir ki bu fenomen seri katiller diğer katillere oranla cinayeti işleyiş biçimleri ve ürettikleri vahşetin biçimleriyle fanatik kitle kazanmışlardır. Fanatik derecesine varan bir sonuçtan da kastedilen, kendini korku filmlerine ve slasher alt türüne yönlendiren bir yansımadır.

Eğer Ted Bundy fanatik bir şekilde tüketilen popüler kültür öğesi haline geldiyse, aynı şekilde Freddy Krueger, Jason Voorhees, Leatherface ve Michael Myers de fan kulüplere, fan sitelerine ve kutlamalarına kadar varan birer popüler kültür üyesidirler. Fakat bu tarz kutlamalar ve fanatiklik dereceleri için parodik yaklaşımlar mutlaka zihinlerde yer edinmelidir. Çünkü Freddy ve Jason’a duyulan hayranlık Ted Bundy veya Albert Fish gibi katillerin öldürme biçimlerini ve formatlarını parodileştiren eleştirilere dayanmakta, bir seri katilin –yani bir insanı öldüren birisinin- ne kadar da komik bir şekilde bir fanatiğin idol karakteri olduğunu göstermektedir. Tartışılmak istenilen mevzu, slasher alt türü olarak ele alınan türün gerçek seri katillerin öldürme formatlarını, bu katilleri yüceltmekten ziyade, bu formatları parodileştirerek, bir katilin hem sevilen hem de nefret edilen biri olarak popüler kültürün parçaları olmasını eleştirmesidir.

Parodi mizah anlayışı ekleyerek ve ana metine sadık kalınarak, metin üzerinde yapılan oynamalardır.

Ulaşılmak istenilen sonuç; slasher filmlerinin gerçek seri katillerin öldürme formatlarını parodileştirdiği ve bu parodileştirmenin de seri katillerin popüler kültürün vazgeçilmez bir parçası olduğunu eleştirmesidir. Bu sonuca varabilmek için gerçek seri katil öldürme formatlarından, fanatiklikten, kısa bir süreliğine de olsa özdeşleşmekten ve gerçek vahşetten bahsedilecektir.

Farklı Bir Adam, Farklı Bir Düşünce; Gerçek Hayatta Seri Katiller

Homoseksüel seri katil Jeffrey Dahmer yalnızlıktan sıkıldığında ve her ilişkinin ardından terk edildiğinde partnerlerini öldürmüştür ve artık partnerleri yatağında hareketsiz yattığında onu terk edecek şansları yoktur.

Ed Gein daima kadın olmanın nasıl bir duygu olduğunu merak etmişti. O engellenmiş bir transseksüeldi. Mezarlardan deriler topladı, kadınları öldürdü, ölü vücutlarıyla seks yaptı ve bir nekrofili olarak kadın derilerinden kıyafetler dikti. Bu eylemi Kuzuların Sessizliği (Jonathan Demme, 1991) filminin katili Buffalo Bill’e ilham kaynağı oldu.

Albert Fish güvenilir bir ihtiyara benziyordu. Kimse onun küçük çocuklara taciz edip, onları yiyen bir yamyam katil olduğunu düşünememişti. Albert Fish fenomeni öldürdüğü küçük kızın annesine yazdığı ve saniye saniye cinayeti anlatan mektuba dayanıyordu. Kendine ceza olarak da iğneler saplıyordu.

En çok tartışılan konuların başında beş tane kadın öldürüp popüler kültürün en çok bilinen seri katili Karındeşen Jack geliyordu. Bu tartışma Endüstri Devriminin kırsal alandan kentsel alana büyük umutlar besleyerek göç etme dönemini doğuruyordu. Popüler medyanın gazetenin yayılması ile kurulması Karındeşen Jack’i bir sansasyona dönüştürmüştü. Esasen Karındeşen Jack kendi öldürme biçimleriyle –kadınları deşerek- popüler olmuştu. Bu fanatikliğin sebebi sadece medyanın bu katilleri göz önünde tutması değil, aynı zamanda tıpkı Ed Gein’in travestiliği gibi sıra dışı mitleri de gün ışığına çıkarmasıdır. Medya seri katil fenomenlerinde geniş yer tutmaktadır ancak amacı bu eylemleri yüceltmek değildir. Farkına varmadan medya bu katillere kendilerini ve kendi anormal dürtü ve eylemlerini ifade etmeleri açısından bir şans tanımaktadır.

Bu katiller “sadistik şehvet katilleri” olarak anılmaktadır ve kullandıkları öldürücü aletler ateşleyici silahlar yerine seksüel ilişkinin yerini tutan sivri, kesici aletlerdir. Bu noktada slasher film türünün seksin cezalandırılması, seksin sunumu ve seksüel kimliğin açıklığa kavuşması gibi temelleri de atılmaktadır.

Seri Katil Bazlı Sanatlar

Mandel’e göre seri katil bazlı sanatların bu kadar popüler olmasının nedeni bu katilleri hasta toplumların birer yansıması olarak göstermektir. Böylece bu katiller çürümüş toplumların birer gerçeği olarak ortaya çıkacaktır.

Ömer Türkeş bu sanatlarda seri katiller davranışlarının, onları takip eden detektifi anlatan, anlatıyı geçtiğinden bahseder. Türkeş’e göre bu romanlardaki ana etkenler katillerin yarattığı ve uyguladığı vahşettir.

Buffalo Bill (Silence of the Lambs – 1991)

Ömer Türkeş makalesinde Ed Gein’in transseksüel kimliğinden esinlenerek ortaya çıkmış Buffalo Bill ve Norman Bates gibi karakterlerin, gerçek Edward Gein’in vahşetinden daha fazla vahşet uyguladığından bahsetmektedir.

Gerçek seri katillerden esinlenerek oluşmuş filmler öldürme biçimleri açısından gerçekliği manipüle etmektedirler. Gerçek hayatın slasher filmlere yansıması ironik olarak hem yüceltilmiş hem de eleştirilmiştir.

Slasher Filmlerin Anti-Kahramanları

Eğer filmler ve romanlar çürümüş toplumların yansımalarıysa, burada slasher alt-türünün bu yansımaları anlatısında ve anlatımında nasıl kullandığını tartışmak istenilmektedir. Freddy Krueger sadece bıçaklı eldiveni, yanmış yüzü, şapkası ve çizgili kazağıyla meşhur olmamıştır. Freddy fenomeni sadece şaka oyuncaklarının bir numarası olmuş eldiveninden ziyade, öldürme biçimleriyle ön plana çıkmıştır.

Elm Sokağında Kabus serilerinin en akılda kalıcı sahnelerinden birisi Tina’nın Freddy’nin görünmez varlığı ve eldiveni tarafından kesilmesi, duvarlara sürünmesi ve tavanın orta yerinden yatağa düşerek her yeri kan gölüne çevirmesidir. Bir başka akılda kalıcı sahne yine aynı filmde Glen’in yatağının içine doğru çekilmesi ve tavana tonlarca kan fışkırtmasıdır. Freddy fenomeni için önemli bir replik barındıran sahne de Elm Sokağında Kabus 3 (Chuck Russell, 1987) filmindeki klinikten kurtulur kurtulmaz aktris olmak isteyen Jennifer’ın televizyonun içinden çıkan Freddy tarafından televizyon ekranına yapıştırılarak öldürülmesidir. Freddy, burada konuya tam da yakışan, bolca espri barındıran ancak bir taraftan da gerçeği ifade eden bir replik söyler: “Welcome To The Prime Time, Bitch!”

Elm Sokağında Kabus 4 (Renny Harlin, 1988) filmi Nietzsche’nin uyku ile ilgili sözleriyle başlar. Hemen ardından Freddy’nin meşhur sözü “Welcome To The Prime Time, Bitch”, Freddy’yi Nietzsche ile aynı kefeye koyar.

Freddy Krueger: ‘Welcome To The Prime Time, Bitch!’

Freddy’nin öldürme sahneleri daha çokça örnekle genişletilebilinir. Zaten internet fan forumlarında hangi öldürme sahnesinin en çok sevilip sevilmediği bile tartışılmaktadır.

Jason ve Halloween’deki adam, onlar sadece seni öldürüyorlar ve ölüyorsun. Tek dert etmen gereken bu. Freddy seni heyecandan mahvediyor ve sonra seni öldürüp göğsünden fırlayan bir surata çeviriyor.”

“Evet ama Freddy çok komik”

“Sadece filmi izliyorsun diye. Eğer filmde sen de olsaydın “ne komik adam” diye düşünemezdin. Filmdeki çocuklar gibi çığlık atar, bağırır ve kaçmaya çalışırdın.”

Tabi ki filmler gerçek “gerçekliği” yansıtmazlar. Fakat onun yerine belirgin ideolojik realizmi sunarlar. (SCONCE, 1993)

Eğer bu filmlerin arkasında bir ideoloji belirlemek gerekirse, toplumsal değerlerin (aile değerleri, şiddetin popülasyonu, seks) Leatherface, Chop Top, Michael Myers veya Freddy Krueger gibi karakterlerin temsiliyle çarpıtıldığı görülür. Burada çarpıtılmış değerlerin toplumun içine enjekte edildiği, toplum içinde kaos yarattığı ve aynı zamanda sevildiği ve yeni bir tür popüler kültür ürettiği gözlemlenir. O zaman Michael Myers veya Leatherface toplumun hem çarpıtılmış hem de aynı zamanda sevilen yüzünü simgelemektedir çünkü temsil ediliş biçimleri eleştirel, parodisel ve komiktir. Filmlerdeki seri katil karakterleri izleyiciye özdeşleşme süreci dahilinde bir “efendi, sahip” olma fırsatı tanımaktadır. Fakat izleyici kişisel yansıma (self reflexivity) sürecinde efendiliğinin tadını çıkarırken aynı zamanda kurbanına yaptığı işkenceden ve erkek bakışından (male gaze) ötürü rahatsızlık duymaktadır. İzleyici film anlatısında bir John Wayne Gacy’dir fakat gerçek hayatta değildir. Erkek bakışı (male gaze) ahlaksal değerlerin çarpıtılışı ve seri katilin ta kendisidir. Filmlerdeki seri katiller, gerçek hayattaki seri katiller gibi öldürmeyi severler. Ve öldürmelerinin amacı ait oldukları toplumların çürümüş yüzü olduğunu kendi açılarından ortaya çıkarmaktır. Bu durumda, zevk ve şevk için öldürmek aynı zamanda bir “öteki” fenomeni olmak için öldürmek olarak da okunabilinir. Gerçek seri katiller “öteki” olmak isterlerse toplum “öteki” olmanın nasıl bir his olduğunu merak ettirir.

Slasher filmleri hakkında önemli bir husus da, özdeşleşme süreci izleyiciye güç sağlar. Freddy ile özdeşleşme gerçek bir seri katil ile özdeşleşmeye benzemez. Freddy komiktir ve korku türü üzerinde hakim bir etkisi vardır. Bu durum, gerçekte nefret edilen bir seri katilden farklı bir özdeşleşmedir. Freddy olmak, sevilmek ve güç kazanmak demektir. Eğer bunun arkasında bir neden aranıyorsa, bu, Freddy’nin, Richard Ramirez gibi bir katilin zevk için öldürme biçiminin parodisi oluşudur. Seyirci bir seri katilin davranışlarını tadarken, geldiği noktadan nefret eder. Bu da parodinin zıtlıklarındandır: Kendini sev ve nefret et, hem eğlen hem de kendini aynı zamanda eleştir. Freddy veya Jason parodi olsalar da ve film genelinde cezalandırılsalar da gerçek seri katillere referanslar göndermektedirler. Eğer bu filmler korku mitlerini doğuruyorlarsa, bu uzun süreli değildir. Jason’un cezalandırılmadan bittiği bir 13.Cuma filmi görmek mümkün değildir. Bir sonraki filmde Jason yeniden dirilir ancak Jason’ın en azından her filmin finalinde son kurban kız tarafından öldürüldüğü görülmektedir.

Jason Voorhees (Friday the 13th Part 2)

Bu ideolojik form izleyici ile birleştiğinde, kısa bir süreliğine seyircinin öldürme şansı olsa da cezalandırılan katil ile birlikte kendi de cezalandırılır ve öldürme yetisi elinden alınır.

İdeolojik gerçekliğin bir başka türü de nedensiz cinayetlere dayanmaktadır. Gerçek seri katiller belirli bir kişiyi öldürmektense rast gele birisini öldürürler. Filmlerde “body-count” denilen ceset sayıları gerçek seri katiller için de yapılmaktadır. Örneğin; cesetlerin buz dolaplarında saklanması, parçalanıp tuvaletlere atılması, evlerin herhangi bir bölümüne gizlenmesi veya ileri gidip cinsel organların kutulara konması.

Freddy filmlerde öldürmek için var ve öldürmeyi gerçekten seviyor çünkü kendisi bir “öteki” ve çürümeye yüz tutmuş toplumun cezalandırıcısıdır. Bu “ötekiler” de artık aile kavramından uzakta kalmış aileler, gençlerin seksüel karmaşaları ve gençlere verilen ve kendilerini “öteki” olarak ifade edebildikleri özgürlüktür. Toplumun bu gerçekleri de bir otorite tarafından gençlerin nedenleri ve davranışları sorgulanmadan ve dinlenmeden cezalandırılmaktadır. Tıpkı Freddy’s Dead (Rachel Talalay 1991)’nde Freddy’nin söylediği gibi; her kasabanın bir Elm Sokağı vardır ve yine tıpkı Jeffrey Dahmer gibi genç olan herkes Freddy tarafından öldürülmektedir.

Seri katillerin popülasyonu aynı zamanda öldürdükleri insan sayısına dayanmaktadır. Fanatikler bir seri katili çift haneli rakamlara ulaşan ceset sayıları olmadığı taktirde bir seri katil olarak adlandırmazlar.

Seyirci izlediği gerçekliğin ürkütücülüğünün farkındadır fakat seri katillere olan hayranlık ekrana bu tarz insanlara duyulan hayranlığın trajikomikliği sayesinde yansımaktadır. Tıpkı üst paragraflarda dendiği gibi “Freddy komiktir” ve Edward Gein ve Richard Ramirez gibi katillerin ardında bıraktığı sayısız cesetlerin parodisel sunumlarına dayanmaktadır.

Freddy Krueger: ‘Every Town Has An Elm Street!’

Seksüel Cezalandırıcı Olarak Gençler

Seyirci Freddy ile özdeşleştiğinde kendini komik bulur. Başka örneklerle açıklanırsa; seyirci Jason ile özdeşleştiğinde kendini kaba, Michael Myers ile özdeşleştiğinde karizmatik olarak bulur. Bu noktadan sonra seyircinin Albert Fish veya Daisy Berkovitz ile özdeşleşmemesi için hiçbir neden yoktur. Medyanın bu öldürme biçimlerini gün ışında tutması ve bir bakıma yüceltmesi doğrultusunda seri katillerin gazetelerden beslenen popülasyonu, filmlerden beslenen popülasyondan daha azdır. Eğer bu filmlerin anlatısında dolapların içine saklanmış kurban cesetleri bulunabiliyorsa, bunlar Jeffrey Dahmer’in boruları tıkayan ceset parçalarından herhangi bir farkı yoktur.

Bir genel anlayış da seri katiller ile çakışan psiko-analiz kavramından gelmektedir. Sivri, kesici alet ile öldürürken tahrik olan gerçek seri katiller “şehvet katilleri” olarak adlandırılıyorsa, cinayet aynı bir cinsel ilişki gibi uygulandıktan sonra doygunluk veren bir seksüel ilişkidir. Bu nedenle slasher filmlerinin katillerinin gençler için seksüel cezalandırıcı olarak ortaya çıkmaları tesadüf değildir. Seri katillere karşı duyulan fanatik duygu, bir süreliğine gençlerin seksüel cezalandırıcının yerine kendilerini koymalarından ve bu vesileyle kendi bastırdıkları cinsel dürtülerin ifade edilmesinden kaynaklanmaktadır. Elm Sokağında Kabus 5 (Stephen Hopkins, 1989) filminde kendi bağırsaklarını yemeye zorlanan kurban gibi, Freddy ile özdeşleşen gençler bir yetişkin figürü tarafından cezalandırılmaktansa, kendileri bir cezalandırıcı figür olarak devreye girer ve kendilerini ceza korkusundan rahatlatırlar. Ve bu noktada, bağırsaklarını yemeye zorlanan kurban figürü ona hem komik hem yaratıcı, hem de esprili gelmektedir. Seyirci kendini katilin bakışına (male gaze) soktuğu sürece artık vahşet tam anlamıyla vahşet olmaktan çıkmıştır. Seyircinin elde ettiği güç film süresi boyunca komik ama gerçek hayatta yanlış ve korkutucudur. Slasher filmleri seyirciye katil olma fırsatını verir ancak ille de Richard Ramirez duyguları ve güdüleriyle yol almaya zorlamaz. Bu fırsat aynı zamanda gerçek hayatta katil olmanın bilinciyle, film dünyasında katil olma arasındaki farkı seyirciye hissettirir. Eğer “öteki” kendini gerçek anlamından uzaklaştırırsa, o zaman “öteki” olmak toplum için bir özellik, ayrıcalıktır. Ve “öteki” kendini filmlerde parodisel olarak temsil ettiği için Freddy, Jason, Michael Myers, Leatherface gibi karakterler nefret edilen değil, hayran olunan, sevilen karakterlere dönüşürler.

Freddy Krueger, Jason Voorhees, Michael Myers ve Leatherface

Medyadan çok, slasher filmlerinin gerçek vahşeti aynı anda hem eleştirel hem de yücelten yönü üzerindeki ironi dile getirilmeye çalışıldı. Slasher filmleri öldürme sahnelerini ve formatlarını kahramanlarına bir kimlik ve karakteristik özellik vererek parodize eder. Seri katil karakteriyle özdeşleşme yaşandığı zaman, bu kahramanlar önem kazanır ancak gerçek hayat uygulanınca ne kadar saçma olacağını da kendi bünyesinde yansıtırlar.

Amerika’nın çürüyen ahlaksal değerleri kendilerini filmlerde Freddy, Jason veya Michael olarak bulurlar. Seyirci bu filmleri izlerken kendini “öteki” olarak bulur çünkü toplum bu duyguları merak ettirtmektedir. Böylece seyirci Richard Ramirez’in hissettiklerini aynen yaşarken gerçek hayatta Richard Ramirez olmanın da ne demek olduğunu anlar.

Kaynakça:
Türkeş, A Ömer: Seri Katiller: Nedensiz Cinayetler, İthaki Yayınları, 2006, pp: -20
Topallı, Fikret: Seri Katiller, İthaki Yayınları, 2006
Clover, Carol J.: “Men, Women and Chainsaws: Gender In The Modern Horror Film”. (Princeton University Press.) pp. 21-63.
Sconce, Jeffrey, “Spectacles of Death: Identification, Reflexivity and Contemporary Horror” in Film Theory Goes To The Movies (Ed. Collins, Radner, Collins; Routledge, 1993), pp: 103-119.

Korkusitesi için yazan Burak Bayülgen

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

Yorumlar (5 Yorum)

YORUM YAZ