Cehennemde yer kalmadığında, ölüler yeryüzünde yürüyecek!. Dawn of the Dead (1978)

Nightbreed

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

30 Ağustos 2009

14 Adet Yorum

14

Yönetmen: Clive Barker
Senaryo: Clive Barker
Yapım: 1990, ABD  Süre: 102 Dakika
Oyuncular: Craig Sheffer, Anne Bobby, David Cronenberg, Charles Haid, Hugh Ross, Doug Bradley

Clive Barker’ın bu filmini, keza uyarlandığı hikayeyi, bir kalıba sokmak mümkün değil. Çünkü alıştığımız üzere korku malzemesi olan ucube ve yaratıklar, burada dehşetin kaynağı olmaktan çok mağdur durumda. Neyse ki Barker, kendi öykülerini sinemaya uyarlıyor. Sonuçta edebi versiyonundan bir şey kaybetmemiş olan filmi (Cabal adlı uzun öyküsünden neredeyse bire bir uyarlamış) lezzetle izliyoruz. Yazarın tipik tarzı olan, ucundan accık değindiği efsanevi hikayenin unsurlarını, burada “Gecedölleri” ve onların gizli mekanı “Midian” oluşturuyor. Clive Barker, öykülerinde eski dini objeleri ve gnostik inanç kalıntılarını kullanmayı seviyor (Hellraiser’da olduğu gibi). Midian aslında Ortadoğu’da olduğu düşünülen hayali bir bölge (Suudi Arabistan olduğu söyleniyor). Yönetmen bunu alarak Amerika’nın ücra bir bölgesindeki antik bir mezarlık olarak sunuyor. Gecedölleri (Nightbreeds) bu mezarlığın altında derinlere doğru uzanan Cehennemvari katmanlardan oluşmuş dev bir şehirde yaşıyor ve “yaşayan” dünyadan saklanıyorlar. Midian, taşların içine gücünü salan bir yaratık tarafından ayakta tutuluyor. Gerçekte Tapınak Şövalyeleri’nin put tanrısı olan Baphomet, Midian’ın çekirdeğinde yer alıyor.

Tarihin değişik dönemlerinde ucube denerek toplum dışına itilen şanssız ruhlar, ya da bizzat canavarlık yapan ucubeler Midian’ın sakinlerini oluşturuyor. Bu yaratıklar etle besleniyor ve gece yaratığı oldukları için güneş ışığına çıkamıyorlar. Bu şekil değiştiren yaratıklar eğer birileri onları öldürmezse ölümsüzler!

Baştan da belirttiğim gibi, filmin asıl kötü adamı “yaşayan” bir adam: Dr. Philip K. Decker (yazar Philip K. Dick’e atıfla).

Aaron Boone adlı genç adam, bu habis ruhlu psikoloğun kurbanı oluyor ve sapıkça işlenen cinayetlerin baş zanlısı haline geliyor. İşin garip tarafı kendisi de buna inanıyor. Kabuslarında devamlı adı geçen Midian’a bu yüzden sığınmaya çalışıyor.

Çok karakterli ve her bir karakterin ayrı özelliğe sahip olduğu filmleri severim. Bu filmde hiçbir yerde göremeyeceğiniz çeşitte ve sayıda ucube var. Boone’un hastanede rastladığı, Midian yolcusu Narcisse bu yolda surat derisini yüzüyor (Gecedöllerine katılabilmek için hayatınızdan vazgeçmelisiniz). Aydede suratlı Kinski, Midian’a gizlice sığınan Boone’u yakalıyor ama amacı zarar vermek değil; zira kendisi kurallara çok düşkün. Sürüngen benzeri kötücül Peloquin ise et istiyor ve bu iştahı nedeniyle yanlışlıkla efsanenin ilk domino taşına dokunmuş oluyor..

Dr. Decker her ne kadar soğukkanlı bir inandırıcılığa sahip olsa da bir şeyi gözden kaçırıyor: Boone’a sonuna kadar sahip çıkan, cesur ve aşkından kolay vazgeçmeyen Lori’yi…

Bu masum kızcağıza, tesadüfen yardımcı olduğu, Gollum-köpek karışımı kız çocuğu Babette’in annesi Rachel (duman kadın) yol gösteriyor. Boone, Midian’a, yanaklarında fazladan gözleri olan kabile şefi Lylesburg tarafından kabul ediliyor. Bu karakterlerin dışında ork suratlı davulcu Kushnir Day, melek dövmeli yüzyıllık çocuk Ohnaka, kara suratlı şeytan Lude ve onun yakın arkadaşı, şişman karnında iki yılan barındıran Leroy Gomm, ve benim favorim olan, zehirli tüylerini düşmanına ok gibi fırlatan kirpi-kuş karışımı erotik hatun Shuna Sassi gibi sürüyle ilginç yaratık mevcut. Ha, bir de savaşta bonus güç olarak salınan Berserk’ler var tabi ki….

Filmin makyaj ve efektlerinin bütçesine göre hayli iyi olduğunu belirtmeliyim. Her ne kadar kitapta bahsedilen bazı değişim sahneleri, teknolojik yetersizlik nedeniyle hakkıyla verilememiş olsa da karakterler inandırıcı bir şekilde tasarlanmış. Bilgisayarın yapay etkisi olmadığı için gözüme güzel gelmiş olabilir. Fakat, özellikle yeraltı mekan tasarımının görkemi, çoğu yakın tarihli filmde yok. İşini ciddiye alanların elinden çıkan böyle eserleri izlemek de keyifli oluyor doğrusu. Ayrıca film o kadar dolu dolu ki hiç bir sahnede tempo düşmüyor. Gereksiz hiç bir ayrıntı yok. Muazzam sahnelere eşlik eden müzik de kulağımızın pasını siliyor.

Filmin bir özelliğine değinmeden edemiyeceğim. Sapık doktor Decker’ı canlandıran (bir başka sayıdeğer abimiz) David Cronenberg, hangi akla hizmet böyle bir projeye dahil olmuşsa çok iyi etmiş! Öyle soğukkanlı ve rahatsız edici bir karakterizasyonu var ki, aktörlükte de iyi bir kariyer edinebilirmiş. Bu arada filmin çekimleri esnasında yönetmene ilham gelmiş ve asla sinemaya aktarılamaz denen “Naked Lunch”ın senaryosunu yazmaya başlamış.

Boone rolü için daha önce Rutger Hauer ve Christopher Lambert düşünülmüş. Fakat rolü, o zamana kadar adı pek duyulmamış Craig Sheffer almış (herhalde Clive Barker bu genç yakışıklıdan daha çok etkilenmiş!). Gariptir, Craig Sheffer’ın yolu Barker’la bir kez daha kesişiyor. Hellraiser serisinin 2000 tarihli 5. filmi Inferno’da da başrolü oynamıştı.

Sonu kitaba uymayacak şekilde gereksiz bir yere bağlansa da Nightbreed güzel bir film, bir klasik. Canavar filmi gibi başlayıp, seri cinayetlerin tüyler ürpertici korkunçluğuyla izleyiciyi ters köşeye yatırıyor. Komedi unsuru yok ya da yanlışlıkla komedi olmamış. Oyunculuk iyi. Müzik iyi. Atmosfer ve yönetim daha iyi. İzlememiş olanlara ısrarla öneririm.

Murat “Wherearethevelvets” Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (14 Yorum)

YORUM YAZ