Cehennemde yer kalmadığında, ölüler yeryüzünde yürüyecek!. Dawn of the Dead (1978)

Night of the Ghouls

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

11 Mayıs 2009

11 Adet Yorum

11

Yönetmen: Edward D. Wood Jr.
Senaryo: Edward D. Wood Jr.
Yapım: 1959, ABD Süre: 69 dk. Siyah/Beyaz
Oyuncular: Duke Moore, Kenne Duncan, Paul Marco, Valda Hansen, Tor Johnson, John Carpenter

Ed Wood’u tanımayan yoktur kuşkusuz. Sinema tarihinin en ucuz filmlerini çeken bu iyi huylu yönetmen, büyük hiti “Plan 9 from Outer Space”den hemen sonra çektiği bu korku filminde, bilim kurgudan biraz uzaklaşıp gotik sinemanın sularında geziniyor (en azından çabalıyor).

Bir mezarlık dekorunda tabutundan kalkarak seyircileri filme hazırlayan anlatıcı ( Ed Wood’un takımından, bir televizyon programında kehanetlerde bulunan anlatıcı rolüyle ünlenmiş Criswell), derin bir dehşetle titrettiği sesiyle ölüm ve yaşam arasında kalanlar hakkında bir tirad okuyor.

Aynı zamanda üst ses olarak kulaklarımızın pasını silen (?) Criswell, herhangi bir eyalette, herhangi bir karakolda yaşananlarla girişi yapıyor.

Yaşlı bir çiftin şikayetiyle, daha önceden kötü ün kazanmış Willow Lake malikanesi yakınlarında hayaletlerin kol gezdiği haberini alan Dedektif Robbins (John Carpenter), korkak ve budala polis memuru Paul Kenton’dan (Paul Marco), daha önceki vakada ruh avcılığı yapan Teğmen Daniel Bradford’u (Duke Moore) çağırmasını istiyor. Gizemli evi araştırması için Bradford’un yanına Kenton’u veriyor fakat korkak Kenton, kesinlikle reddediyor.

Olayı araştırmak için eve gelen Bradford; takım elbisesi ve ciddi ifadesiyle komik bir tezat oluşturan, tüylü bir broşla süslenmiş bir türban takan, sahte medyum Karl(Kenne Duncan) ile karşılaşıyor. Kendisini Dr. Acula (ne sofistike bir kelime oyunu!) tanıtan bu adam, ölüleri diriltebildiğinden ve öteki dünyayla iletişim kurabildiğinden bahsediyor. Üstelik yüzyıllar önce ölmüş bir kızı bile mezarında dirilttiğini söylüyor. Beyaz hayalet dediği bu kız aslında kendi halinde, perukla ortalıkta dolaşan Sheila (Valda Hansen) adında bir kızdır.

Tam da bir seansın üzerine gelmiş olan Bradford, bulduğu gizli odada araştırmalarını sürdürüyor. Fakat adamın niyetini anlayan dalavereci Dr. Acula, bodyguardı Lobo (yönetmenin kült oyuncusu, eski güreşçi Tor Johnson) ile Bradford’un peşine düşüyor. Gece devriyesine çıkan korkak Kenton, Bradford’un boş otomobilini bulduğunda; ölüleri kızdıran sahte medyumun davranışının kötü sonuçları, civardaki mezarlıkta kıpırdanmalara neden oluyor.

Film gerçekten, ama gerçekten rezalet. Devamlılık hatalarını, montaj kusurlarını, kimi oyuncunun doğal sesi kiminin dublaj sesinin kullanılması sonucu oluşan ses düzensizlikleri bu filmde de ziyadesiyle mevcut. Yönetmen sahneleri genelde farklı zamanlarda çekip sonradan birleştirdiğinden, oyuncular suratlarında saçma bir ifadeyle rol yapmaya çalışıyor, karşılarında vuku bulan korkunç (!) olaylara gereken tepkiyi veremiyorlar. Neticede kötü oyunculuk çıkıyor ortaya. Halbuki her biri ayrı bir yetenek!

Dekorlar, yönetmenin önceki filmlerindeki sanatsallığı taşıyor. İç mekanlarda gizemi artırma çabasıyla her yere astığı siyah perdeler, terkedilmiş görüntüsü vermek için oraya buraya atılmış kalaslar ve birkaç taş, laboratuar olduğu iddia edilen mekanda kenardan gözümüze çarpan soğuk su cihazı… benzeri dokularla hiç bir filmden alamayacağımız lezzetleri sunan yönetmen; kendini hayli ciddiye alıp yazdığı anlamsız diyaloglarla da göz dolduruyor. Mesela, laboratuarda araştırma yaparken (yan tarafta soğuk su cihazı var hatırlayın!), bir kapıyı açtığında karşılaştığı cansız manken karşısında irkilen ve gerçek bir kadın tarafından canlandırıldığından kollarını sabit tutamayan mankenin yüzünü okşadığında canlı ten hissini alan Bradford, iç çekerek “Bu Dr. Akira bir dahi” dediğinde, cevap Criswell’in üst sesinden geliyor: “Evet Teğmen Bradford, hem de düşündüğünüzden fazla!”. Bu da sana kapak olsun! Ya da; dışarıda hayalet ifadesiyle gezerken, Siyah Hayalet denen kıza rastlayıp çığlığı basan Sheila’yı, evin içinden duyan Dr. Acula; hiç istifini bozmadan Bradford’a dönüp “Aha bu da benim dirilttiğim beyaz hayalet” deyip muhabbete devam edebiliyor.

Ed Wood sinemasında sıkça rastladığımız, konuyla alakasız sahneler bu filmde de var. Mesela filmin başında rock’n roll yapan, daha sonra insanları gasp edip, hız yaptıkları otomobille uçuruma uçan gençleri akıbeti; kötülük yapanın kötülük bulacağı hakkındaki genel geçer kuralı hatırlatmaktan başka ne anlam taşımaktadır?!

Ha, bir de filmde neden orada olduğunu bilemediğimiz şu siyah hayalet var. Sarı peruk ve paçavra bir gelinlik giyen beyaz hayaletin aksine, bu kızımız siyah bir tuvalet üzerine siyah tülleri takarak, duman makinasının gerçekçi kılamadığı bataklık civarında dolaşarak milletin yüreğine indiriyor. Hatta bir yerde kan bile içiyor. Filmin başında kendisini öpmek için zorlayan sevgilisine tokat atarak otomobilden fırlayarak kaçan genç kızın üzerine çullandığında, üzerindeki transparan tülün kalın bir siyah kumaşa döndüğü ve ellerinin erkek eli olduğu gözümüzden kaçmıyor!

Yine klasik olarak kaydedilen hatalar ve sakarlıklar, yeni sahnelerle değiştirilmemiş. Mesela biraz yukarıda bahsettiğim, kadın olduğu iddia edilen erkek hayalet tarafından öldürülen kız arkadaşının peşinden giden adam, otomobilinden inerken takılıp paldır küldür yeri boyluyor! Ya da beyaz hayalet kıyafetleriyle evden çıkarken saçı, kapıdaki sahte sarmaşığa takılan Sheila, suratındaki dehşet ifadeyi hiç bozmadan, üzerindeki bu dalla ilerlemeye devam ediyor!

Aslında bu filmi, daha önceki “Bride of the Monsters” filminin bir devamı olarak tasarlamış olan Ed Wood; aradaki kurgu kopukluklarını göz ardı etmiş anlaşılan. Çünkü, kendi düşünce sesinden, bu mekanda daha önceki vakayı çözdüğünü anladığımız Bradford, aslında ilk filmde yok! İlk filmden sadece komik polis Kenton ve iri yarı, geri zekalı uşak Lobo var -ki Lobo yine önceki filmdeki karakter olamaz. Bu arada Lobo’nun yüzündeki makyaj bir plastik efekt harikası. Yanan bir sakız fabrikasından son anda kurtarılmış gibi duruyor.

Filmin en komik sahneleri ise seans anında yaşananlar. İki yanında kafatası olan koltuğunda, kafasında oryantalist türbanıyla oturarak, yine içinde kafatası olan kristal küresine bakan Dr. Acula’ya masada, müşteriler ve kafasına peruk tutturulmuş üç iskelet eşlik ediyor. Havada uçan ve kendiliğinden zart zart çalan trompet, çarşaf geçirilmiş adamın hayalet dansı, ne olduğunu anlamadığım ve ampul duyu olduğunu tahmin ettiğim uçan bir cisim ve üzerinde kafataslı dikkat işareti olan bir kask takmış “Mondo, Mondo” diye dilini savurarak ölüleri çağıran zenci ruh karşısında; bezgin oyuncular muhtemelen bu olanları çekim esnasında görmediklerinden, suratlarındaki paramı alsam da gitsem ifadesini pek de bozmuyorlar. Bir tek yaşlı kadının suratında “Ben burada ne arıyorum” ifadesi hızla gelip geçiyor. Yeniden put gibi bir surat…

Daha önceden de söylediğim gibi, bu filmin bir devam projesi olması planlanmış. Fakat iki film arasında, gösterim tarihi açısından yıllar var. Çünkü, Ed Wood parası olmadığından, montaj laboratuarından negatiflerini alarak filmi gösterime sokamamış. Ölümünden yıllar sonra zengin bir adam tarafından satın alınan filmler ancak 1982’de sinema seyircisine sunulabilmiş.

Filmden bazı notlar; karakolda duvarda asılan “Wanted” posterindeki adam bizzat yönetmenin kendisi.
Komik polis Paul Kenton, Ed Wood’un üç filminde de olan bir karakter. Bride of the Monsters, Plan 9 from Outer Space ve sözünü ettiğimiz film; bu özellikleri nedeniyle “Kenton üçlemesi” olarak anılır olmuş.

Filmde beyaz hayaleti canlandıran Valda Hansen, Ed Wood tarafından küçük bir tiyatroda rol yaparken keşfedilmiş. Yönetmenin tayfasındaki en sevimli kişilik olarak kabul edilen güzel oyuncunun halen fan klüpleri varmış.

Etraftan gelen uğursuz uluma ve miyavlama seslerinin bile bir insan tarafından çıkarılarak yutturulmaya çalışıldığı bu nadide filmi herkese tavsiye ediyorum.

Wherearethevelvets

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (11 Yorum)

YORUM YAZ