Kumlar havalanacak. Gökyüzü yarılacak. Güç serbest Kalacak... The Mummy (1999)

Naked Blood

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

GökhanToka

18 Kasım 2016

0 Adet Yorum

0

naked-blood-afisYönetmen: Hisayasu Sato
Senaryo: Taketoshi Watari
Tür: Gore, Splatter
Yapım: 1995,  Japonya Süre: 76 Dakika
Oyuncular: Misa Aika, Sadao Abe, Masumi Nakao

Eiji (Sadao Abe), hayatını bilime adamış bir ailenin tek çocuğudur ve küçük bir dahidir. Eiji’nin bilimadamı olan babası sonsuz yaşamı ve insanın tüm acılarından arındığı, hayalinde kurguladığı geleceği göremeden, Eiji henüz doğmadan önce ölmüştür. Babasının hayalini paylaşan Eiji, onun yarım bıraktığı çalışmaları, genç yaşına rağmen sürdürür ve babasının “Myson” adını verdiği projeyi tamamlar. Bu proje insanoğlunu acılarından kurtarmayı hedefleyen mükemmel bir ağrıkesici geliştirme çalışmasıdır. Mükemmel ağrıkesiciyi bulan Eiji, bu maddeyi gizlice, annesinin doğum kontrol deneylerine katılan üç denek üzerinde dener. Ancak deney korkunç biçimde ters gidecek ve denekler için acı ve zevk arasındaki ayrım karışacaktır.

Öncelikle bu filmin şimdiye dek gördüğüm en iyi korku filmi öykülerinden ve senaryolarından birine sahip olduğunu belirtmem gerek. Hiçbir zaman sinemalarda gösterilmemiş (birkaç film festivali hariç), geniş dağıtıma çıkmamış ve el altından, kanlı ve mide kaldıran sahneleri nedeniyle splatter meraklıları arasında haklı bir ün edinmiş bu video yapımının, tüm kanlı görüntüsünün ardında dolu dolu bir öyküsü ve politik bir duruşu var.

Filmin adının neden Naked Blood (Çıplak Kan) olduğu ile başlayalım. Japonya, kapitalizme geç bir döneminde geçmiş kültürlerden biri ve ülkede batılı kapitalizmlerde görülmeyecek türde, güçlü bir alt geleneksel kültür de halen mevcut. Bu geleneksel kültür, ülkenin batılı kapitalizme bütünüyle kapılıp kültürel yozlaşmasını engellemeyi hedefleyen bazı örgütlenmeleri de beraberinde getiriyor. Güçlü bir sansür mekanizması gibi. Sansür mekanizması, Japon sinemasal üretimini 1990′ların ortalarına dek, bazı somut konularda sıkı biçimde denetliyordu. Bu konuların başında da çıplaklık geliyordu. Japon sinemasında, kadın ya da erkek, cinsel organ gösterilmesi kesinlikle yasaktı. Naked Blood ise bu yasağı mantıksal olarak parçalamaya yönelik en simgesel ve en felsefik olan ilk tehditlerden biridir.

naked-blood1

Yönetmen Hisayasu Sato ise Japonya’nın underground sinema endüstrisi olan ve softcore erotik filmlerin üretildiği pinku eiga (Pink Film – Pembe Sinema) sinemasından gelen bir yönetmen. Pinku Eiga sineması, 1 saatlik softcore, cinsel organ gösterilmeyen, ucuz erotik filmlerin çekildiği bir alt sinema biçimi. Her zaman için sistemin dizi dibinde olmuş olan ama her zaman için de üvey evlat muammelesi görmüş olan bu alt tür, tüm kapitalist sistemlerde görülebilecek, sistemin bekası için ihtiyaç duyulan ama diğer yandan her zaman da nefret edilen üvey evlat olmaya mahkum o çirkin ördek yavrusudur. Sato’nun Naked Blood’da ortaya koyduğu sert tepki, sürekli inkar edilmenin, nefret edilmenin, bir yandan da kapitalist bir düzlemde ihtiyaç duyulmanın örneklediği kapitalist ikiyüzlülüğe karşı verilmiş olan bir tepki. Pinku Eiga sinemasında kullanılan, yasakları aşmak gereken her ortamda icat edilen metodik yaratıcılık da (Trier’in Beş Engelinde yasaklara karşı ortaya konan yaratıcı sunumları hatırlayalım) bu sinemanın yönetmenlerinden biri olan Sato tarafından, bu filmde tehditkar biçimde kullanılmıştır. Sato kendi sözleriyle, “izleyen herkesi şok etmeyi ve herkese bir tokat atmayı hedefleyen” bu filmi, kendi uzmanlık alanı olan erotik sinemanın dışındaki korku sinemasında, şekilci sansür mekanizmasının sınırları dışına taşabildiği şok edici bir meşruiyet içerisinde gerçekleştirebilmiştir.

naked-blood3

Filmde kadın cinsel organı gösterilir ancak bu gösterim çatalın ucundaki bir et parçasının görüntüsüdür. Myson maddesini almış olan deneklerden biri için yemek yemek en büyük zevktir. Önce elini tavada pişirip yemeyi deneyen (Mükemmel bir ağrı kesici olan Myson maddesi acıyı zevke dönüştürmektedir, bu sahnede kadın için birçok yönden farklı zevkler biraradadır) denek, daha sonra cinsel organının görünmediği bir sahnede, sinema tarihindeki en mide bulandırıcı yamyamlık gösterilerinden birini gerçekleştirir. Bir çatal ve bıçak yardımıyla organını keserek ağzına götüren kadın bu sahnede, sistem tarafından bu kadar korkulan ve bu kadar anlam yüklenen, gösterilmesi yasaklanan bu organın aslında sadece bir et parçası olduğunu gösterme amacındadır. Çatalın ucundayken organ sadece bir et parçasıdır. Aslında çatalın ucunda değilken de o bir et parçasıdır; öyleyse bu kadar yasak ve bu kadar alavere ne içindir?

Zaten film, altyapısındaki senaryonun detayları ve görselliği ile bu antitezi sürekli olarak besler. Eiji’nin babası, vücudun insanı sınırlandıran bir kafes olduğunu düşünmüş ve insanın tüm evreni kucaklayacak bir ışık haline, sonsuzluğun kendisi haline (Uzay Macerası 2000′in sonunda olduğu gibi) gelmesi idealini benimsemiştir. Eiji de bu idealin peşindedir. (Eiji kelime anlamı: sonsuzluğun çocuğu) Film, görsel olarak sınırsızlık ve sonsuzluk imgelerini (açık deniz, gökyüzü, ışık) gereken her anda, o anda içerisinde bulunan şehirli, sınırlandırıcı ve klastrofobik yaşama biçimine karşı zıtlık ve rahatlama yaratmak amacıyla kullanır. Bu sınırlandırma kapitalizmin ve geçerli düzenin kendisidir. Denekler, başlangıçta doğum kontrol deneyleri için orada bulunmaktadırlar, ve deneyi yürüten Eiji’nin annesi deneklere dünyanın nasıl bir nüfus patlaması ile karşı karşıya olduğunu anlatır. (Eiji’nin annesi ve babası arasında bile bir sınır ve sınırsızlık ayrımı uygulanmıştır. Filmin sonunda Eiji’nin babasının hayalinin, annenin yarılmış karnından içeri girmesi ve sonrasında kadının vücudunun gözden kaybolması filmin en ilginç sahnelerinden biridir) Sınırlılık ve klastrofobi, aslına bakarsanız bu filmdeki gerçek korku unsurlarıdır. Öyle ki, Eiji filmin sonunda, ilişki yaşadığı üçüncü denek tarafından öldürüldüğünde yüzünde mutlu bir gülümseme ile bunu istekle kabul edecektir.

naked-blood4

İzlediğim en iyi body horror örneklerinden biri olan Naked Blood, aptal bir splatter-gore filminden ibaret değil. Karakterlerin tanımları, biçimleri ve detayları ile, öyküsünün gücü ile, sürrealizmi kullanış biçimi ve görsel etkinliği ile müthiş bir film. Aynı şekilde oldukça tehdit edici ve çok politik bir film; pekçok akla gelen diğer boddy horror filmlerinde olduğu gibi, politik doğasına uygun apokaliptik bir son mesajla, sürreal biçimde kapanıyor. Ama izleyicinin aklında birçok soruyu da bırakmayı ihmal etmiyor. “Kışkırtıcı”, “politik”, “sürreal”, “tehditkar” bir film. Sınırları darmadağın eden, ve tematik anlamda birçok farklı kulvara el atabilen, dopdolu bir film.

korkumetre-1 kan_ve_siddet-9 gerilim_dozu-3 puan-6

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Gökhan Toka

Tüm Yazıları
4 Mart 1975′de Ayvalık’da doğdu. Korkunç bir evde büyüdü. Gıcırtıyla açılan büyük paslı metal kapılar, binbir çeşit ıvır zıvır ve örümcek ağlarıyla dolu kocaman depolar, dize kadar suyla dolu hiç ışık girmeyen bir bodrum katı, üzeri beyaz çarşaflarla örtülü mobilyalarla dolu kullanılmayan tozlu odalar. Bu ev ortamı her türlü alt korku genresi için gereken arka fonu sağlayan bir set gibiydi. Artık ruh sağlığı adına bu acayip evden uzaklaşmak zorundadır. Bir yatılı okula yazılmaya karar verir. Ne var ki bu kararı verdiği 80′li yıllarda korku sineması altın çağını yaşamakta ve Lambada kokulu sıkıcı yatılı okul atmosferinde tek elle tutulur eğlence modeli “videoda film izlemek” olarak göze çarpmaktadır. Gökhan 80′lerin tüm korku filmlerini o dönemde videoda sıcağı sıcağına izler. Sonrası ise çorap söküğü gibi gelecektir. Gökhan korku filmi izlemeye devam ediyor ve yaşamını adrenalin bağımlılığı ile geçiriyor. Yıllardır hayvan gibi çalıştığından arada vakit bulursa izlediği filmler hakkında birşeyler de yazıyor. Korkufilmi.net sitesinin kurucusu ve sözüm ona yazarıdır.

YORUM YAZ