Kumlar havalanacak. Gökyüzü yarılacak. Güç serbest Kalacak... The Mummy (1999)

Nailbiter

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

Fatih Yürür

28 Mart 2013

3 Adet Yorum

3

Yönetmen: Patrick Rea
Senaryo: Patrick Rea, Kendal Sinn
Imdb Puanı: 4.4/10
Yapım: 2013, ABD, 82 Dakika
Oyuncular: Joicie Appell, Emily Boresow, Jason Coffman, Tom Conroy, Anita Cordell, Michelle Davidson

YAĞMURDAN KAÇARKEN ÇİVİLENMEK!

Abartıya mahal vermeden itiraf etmek gerekirse, Nailbiter gibisinden incelikten pek de nasibini almamış filmler sayesinde, vasat sularında seyreden korku – gerilim örnekleri bile gözümüzde biraz daha değer kazanıyor!

Patrick Rea, hiç kuşkusuz piyasanın en üretken kısa film yönetmenlerinden biri. Bu hızlı üretim sürecinde, birbirinden farklı niteliklerdeki filmleri takipçilerine armağan eden Rea’nın, görece orijinal fikirler bulma konusunda pek de sıkıntı çekmediği ortada. Aklına gelen en basit fikirden bile ortalama seyirlikler üretebilen Rea’nın, uzun metraj arenasında da benzer istikrarı sürdürüp sürdürmeyeceği tartışılır. Fakat Nailbiter kabilinden filmlerin, birkaç cazip fikirden ve basit kurgusal hamlelerden çok daha fazlasına ihtiyaç duyduğu da acı bir gerçek!

Kasabaya yaklaşmakta olan hortumdan kaçan Maguire ailesinin, felaketten korunabilmek için terkedilmiş gibi görünen bir evin sığınağına kapak atması ile başlayan film; fırtına sonrasında, bilinmeyen mahluklar tarafından sığınağa hapsedilmeleri ile ivme kazanıyor. Tamamı hatunlardan oluşan aile fertlerinin, kaçış çabası, bir süre sonra çetin bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor. Birkaç keskin viraj ve filmin final patikasına serpiştirilen sözde sürprizler ile de öksüre öksüre izleyiciyi diri tutmaya çalışan vasat altı bir korku – gerilim çeşitlemesi arması ile perdeyi kapatıyor Nailbiter.

Rea, doğal felaket konseptine sırt dayayan bir gerilim filmi ile çıkıyor karşımıza. En basit haliyle bile izleyiciyi diri tutabilecek pek çok potansiyel barındıran böyle bir tercih; bir süre sonra, izleyici için ciddi bir sabır sınavına dönüşüyor. İncelikten nasibini almamış karakterler (pekala dürüst olalım böyle bir beklentimiz zaten yoktu), ortaokul müsamerelerine taş çıkartan oyunculuklar, zemini tamamen boşaltılmış bir hikaye Nailbiter’ın tipik kabul edilebilecek kusurları!

Bütün bu iç bayıcılığın ve ezber ritüelinin ardından, hayatta kalmayı başaran anne Janet ve büyük kızı Jennifer’ın, McGayver’lığa soyunması ile biraz olsun yeşeren umutlarımız da, kasıntı sürpriz son hastalığına kurban gidince, filme dair beklentilerimizi de yerle bir oluyor! Bütün bu tekrarların arasında, ailenin en uçarı ferdinin kahraman olması bile, klişelerin dişlerinden birini söktüğü için ilgiye değer bir hal alıyor.

Yaratık dizaynları, klostrofobik yapısı ve kadın karakterlerin ağırlığı sebebi ile, ilk etapta akla The Descent’ı getiren filmin diğer etkilenim noktaları olarak da kabaca, The Hills Have Eyes, Population 436 ya da Wrong Turn gibi örnekleri gösterebiliriz. Tabi Nailbiter, bu örneklerin, herhangi birinin yanına teknik anlamda ya da içerik anlamına yaklaşabilecek bir örnek değil elbette!

Nailbiter, kelimenin tam anlamıyla low-budget kurgu resitali olarak değerlendirilebilir. Rea’nın maddi eksikliklerinin yarı sıra, ekonomik olmaya dikkat ederken, komik olmaktan da kurtulamayan kurgusal hamleleri; filmi “keyif alınabilecek kötü filmler” kategorisinden de fazlasıyla uzaklaştırıyor. Bu teknik yetersizlikleri “80’lere özlem duyan kitlenin huyuna suyuna gitmek” olarak değerlendirme çakallığı yapmaması ise, belki de en önemli artısı. En azından bu kofluğu kurnazca gizlemeye çalışmıyor.

Son tahlilde, Nailbiter’ın korku – gerilim severlerin meraklarını kamçılaması işten bile değil! Tabi son zamanlarda bu türdeki düşüş ivmesini göz önünde bulundurursak, Nailbiter’a şans tanımak ile “yanlış ata oynamak” hemen hemen aynı anlama gelebilir. Takdir sayın korku severlerin elbette!

Korkusitesi için yazan Fatih Yürür

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Yürür

Tüm Yazıları
1987 yılının, diş takırdatan bir Şubat gecesinde, garip bir kapsül ile dünyaya düşmüştür bu kişi. Nitekim yıllar sonra gerçek ailesinin dünyalı olduğunu, uzaylılar tarafından kaçırıldığını anlayacak, ama uzaylıların iyi tarafını alıp, kalan bütün enerjisi dünyalı olmaya harcayarak gezegen hayatına adapte olacaktır. Üniversite yıllarına kadar neler yapıp ettiği ile ilgili hafızasında net anılar yoktur (atmosferin yan etkisi) fakat yirmili yaşlarının civarını fazla hızlı yaşamıştır. Kocaeli Üniversitesi’nde, Görsel İletişim Tasarımı öğrenimi gördüğü süreçte, kah müziğe dadanarak, kah sinema üzerine yazılar yazarak, kah grafik tasarım işine bulaşarak, kah da çizgi hikayeler kaleme alarak oradan oraya savrulmuş ve bünyesi karman çorman olmuştur. Hangi kulvarda olursa olsun hikaye anlatmayı sever, kitleyi bulursa coşar, bulamazsa da kalbi kırılır ama hissettirmez. Sinemanın, müziğin, edebiyatın, mizahın, çizgi romanların ve tiyatronun her türünden tarifi tanımsız bir keyif alması, bilinen en önemli özelliklerindendir. Aynı “demokratik tavırlarını” yeme-içme alışkanlıkları, giyim kuşam ya da İngiliz usulü mimari tasarımlar konusunda gösterememesi ise büyük bir talihsizliktir.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ