Nefes alamadığınızda, çığlık atamazsınız! Anaconda (1997)

Mystics in Bali

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

02 Ağustos 2012

4 Adet Yorum

4

Yönetmen: H. Tjut Djalil
Senaryo: Jimmy Atmaja (Putra Mada’nın “Leák Ngakak” adlı romanından)
Imdb Puanı: 5.8/10
Yapım: 1981, Endonezya, 85 Dakika
Oyuncular: Ilona Agathe Bastian, Yos Santo, Sofia WD, W.D. Mochtar, Debbie Cinthya Dewi, Itje Trisnawati

Güzel olması gereken ama bir tavuğun endişeli ifadesini taşıyan, ABD’li (veya bazı versiyonlara göre Avustralyalı) Cathy Kean, yazacağı kitap için kara büyünün hayattaki en tehlikeli kolu olan Leák’ı (Leyak) inceleme amaçlı Bali’ye gelmiştir. Buranın yerlisinden, yakışıklı olması gereken ama Devran Çağlar’ın ilk dönem hallerine benzeyen Mahendra adlı delikanlının yardımına başvurur. Mahendra önce Cathy’i uyarır çünkü Leyak tehlikelidir. Fakat aralarında başlayan romantik ilişkinin de gazıyla kıza yardımcı olur. Bir gece güçlü bir Leyak cadısıyla buluşmak için ormanın derinliklerine giderler. Lepiska saçlarının ardında yüzünü gizleyen, sadece uzun tırnaklı elleri görünen ve sesi apartman boşluğundaymış gibi yankılanan bu cadı, diyaloglarının çoğunu cadı kahkahalarıyla geçirse de Cathy’i eğitmeye ikna olduğunu belirtir. Fakat bazı istekleri vardır tabii ki. Ertesi gece Cathy ve Mahendra cadının istediği değerli taşları ve şişeler dolusu kanı getirerek ona sunarlar. Cadı metrelerce uzatabildiği ucu çatallı diliyle elmasları alır, kanları lıkır lıkır içer. Ayrıca artık öğrencisi olan Cathy’nin bacağına, ucundan laser benzeri elektriksel ışınlar çıkan diliyle bir dövme yapar. Bundan sonra Cathy, gece eğitimlerine yalnız başına katılır. Cathy, Leyak cadısından işin esaslarını, mantraları ve başka bir varlıkmışçasına düşünmeyi öğrenir ama aslında cırtlak cadı kahkahası pratikleri yapıp, Emel Sayın’ın şarkı söylerken parmaklarını kullanarak gerçekleştirdiği ritüele benzeyen bir dansla birbirlerinin etrafında dönmekten başka bir şey yapmazlar. Cathy artık piştiğini ve alabileceği tüm bilgiyi aldığını düşünür, ustasından ayrılmaya karar verir. Fakat Leyak cadısının başka gizli planları vardır. Ölümsüzlüğe kavuşmak için ihtiyaç duyduğu bebek kanını ona, bir “Penanggalan”a dönüştürdüğü Cathy getirecektir. Cathy’nin başı vücudundan ayrılır, köpek dişleri uzar, saçları Linda Blair saçına dönüşür ve en önemlisi tüm iç organları boyundan aşağı sallanmaktadır. Uçarak hamile bir kadının odasına dalar ve kadının karnındaki bebeği rahminden emer. Sabah olunca hiçbir şey olmamış gibi vücudunun geri kalanına döner ve yaptıklarını hatırlamaz.

Köydeki bu gizemli olaylar ayyuka çıkınca köy meclisi toplanır. İçlerinde Budist öğretiler ve mantralara hakimiyeti konusunda göz dolduran (Mahendra’nın amcası) Machesse de vardır. Mahendra’nın Cathy’e aşık olması sonucu pabucu dama atılan eski sevgili Maya, Cathy’nin geceleri penanggalana dönüştüğünü keşfeder ve Machesse’e bildirir. Bunun üzerine, aşkını kalbine gömen Mahendra’yı da yanına alan Machesse ile Leyak cadısı arasında, husumeti geçmişe dayanan bir iyi-kötü savaşı başlayacaktır.

Mistik”, “Balinese Mystic”, “Mistik Leak” adlarıyla da bilinen Mystics in Bali (Leák), izlemeden “Evet, böyle de bir film çekilmiş, varmış yani dünyada” diyemeyeceğiniz bir tür kabus (film diyemiyorum). “O kadar kötü ki, iyi” kategorisinden bir gömü. Ki bizim şanlı sinema tarihimizde “Dünyayı Kurtaran Adam” gibi kitlesel yıkım araçları olduğu halde yine de Mystics in Bali gibi serseri mayınlara şerbetlenmemişiz demek ki. Çocuk bedeninde “Gulyabani” endişesiyle yatak ıslattıracak bir travmaya neden olması muhtemel bu film erişkinlerde kahkahalarla bölünen geçici absans nöbetleriyle sonuçlanan bir sürece sebebiyet verecek kuvvette.

Nereden başlamalıyım?… Diyelim ki bu filmde oyunculuk var. Ben bazı ilkokul müsamerelerinde daha iyi oyunculuklar gördüm. Ama tüm aktörler azimli, bak! Cathy (Ilona Agathe Bastian), başta da söyledim endişeli, çünkü filmin nerelere gideceğini bilmiyor (ya da biliyor ki bu durumda endişesinde haklı). Hiçbir kadın bir filmde bu denli maymuna çevrilmemeli. Mahendra (Yos Santo) tüm süre boyunca “bir kalem, bir pergel, bir de çikolata alacağım” afiyetinde sırıtıyor (bıyıklarıyla). Bu sallanan oyunculuklar ikili sahnelerde daha da onulmaz hale geliyor. Şimdi, Bali’nin dini Budizm ve Müslümanlık ya; belki o yüzden, filmde cinsi münasebeti işaret eden her türlü sahneden itinayla uzak durulmuş sanırım. Cathy ile Mahendra arasında vuku bulan duygusal ve samimi sahneler bir Türk filmi kıvamında. Daha çok sarılıyorlar ve eğer çok gerekliyse kedinin sirke tatması gibi öpüşüyorlar (pıt diye). Kötü cadının yaşlı ve genç halini canlandıran iki oyuncu (Sofia WD ve Debbie Cinthya Dewi) filmi “nıhıhohahahahahaaa” şeklinde kahkahalarla tamamlıyorlar. Diş doktoruna azı dişlerindeki çürüğü gösterirken bu kadar efor sarf ettiklerini zannetmiyorum.

Her ciddi amaçla çekilen ama istemeden komediye dönüşen film gibi Mystics in Bali’de de özel olmayan özel efektler mevcut. Hatta bu işin dibine vurduklarını söyleyebilirim. Özellikle Leyak cadısı ve Cathy’nin biçim değiştirerek hayvana dönüştüğü sahneler yaratıcılığın sınırlarını genişletiyor. Bir “Eraserhead” kabusu gibi başlayıp, talihsiz bir şekilde Teletubbies’le sonuçlanan domuza dönüşüm sahnesinde neye uğradığımı şaşırdım. Ama filmin olayını anladım; şimdi, Cathy domuza dönüşecekse yanakları şişiyor, yılana dönüşecekse dudakları şişiyor (?). Dönüşüm sürecinde, insan formuyla hayvan formu arasında neler olup bitiyor sormayın, söyletmeyin. Yine de, bir gece yılan formunda gerçekleştirilen ziyafet sonrasındaki sabah Cathy’nin canlı canlı fareleri kusması, filmin iğrençlik yönünden de söyleyecek sözü olduğunu düşündürüyor. Mystics in Bali tipik bir “acayip” uzak doğu filmi gibi başlıyor ve izleyiciye böyle devam edeceği hissini veriyor. Fakat Cathy’nin penanggalana dönüşmesinden sonra film düpedüz aklını yitiriyor. Bu sahneler tabii ki Bluebox tekniğiyle yapılmış. Benzer optik efektlerde görüntü kalitesinin aniden kötüleşmesi filmin kalitesi hakkında da ipuçları veriyor. Havada iplerle uçurulan manken kafası fazla sırıtsa da makyajın ve plastik efektlerin samimi profili insanın içini ısıtıyor. Ama yetmiyor, özellikle de iyi-kötü büyücü arasındaki mücadele sahnelerinde işin içine çizgi film efektleri de giriyor (sahi Uzakdoğu filmlerinde nedir bu büyücü savaşı finali ?). Meditasyonla uçan rahipler, ellerden çıkan ışınlar, yanan ceset üzerindeki animasyon alevler…

Vücudundan ayrılan, çeşitli şeytani işler gerçekleştirdikten sonra tekrar vücutla birleşen organların olduğu birçok film izlemişsinizdir. Fakat bu filmdeki folklorik öğe olan penanggalan benzeri bir objeye, en azından ben, rastladığımı hatırlamıyorum (ki böyle bir şeyin folklorik bir yaratık olması bile kültürel şok benim için). Şimdi gözünüzde canlandırın; uçan bir kafa… Vampir dişleri ağızdan fırladı fırlayacak… Saçlar kötü fönlenmiş, makyaj gece Merter’de işlerin yolunda gitmediğini işaret ediyor… Baş gövdeden ayrılırken, muhtemelen bundan bihaber oldukları için boyna asılmaya devam eden iç organlar, kasap dükkanındaki kangal sucuk demeti gibi havada sallanıyor… Yani, böyle bir oluşum kimi etkilemez?

Mystics in Bali, kısa zamanda kotarılmış, ucuz, komedi olmadığı halde güldüren bir film. Ama yönetmenin elini korkak alıştırmaması ve neredeyse her sahneyi plastik olsun, optik olsun bir şekilde efektlerle doldurması kendini sinefil olarak tanımlayan her izleyici için göz ardı edilemeyecek bir özellik. Evet, belki hedefi ıskalıyor ama düşünün bir kere; son zamanlarda böyle acayip filmlere ne sıklıkta rastlıyoruz? Rezalet de olsa adamlar yapmışlar mı, yapmışlar. Eğlenceli mi, sonuna kadar! Öyleyse Mystics in Bali’yi samimiyet yönünden göbek bağı olan “Dünyayı Kurtaran Adam” ve “Plan 9 from Outer Space” gibi rezalet ama muhteşem hazinelerle aynı dosya dolabına koyup yolumuza devam ediyoruz.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (4 Yorum)

YORUM YAZ