Duymak istemediğimiz tek şey kabul etmediğimiz şeylerdir. Prof. Howard Birack - Prince of Darkness (1987)

Musallat

Korku Sinema

Türk Korku Sineması

GökhanToka

08 Mayıs 2009

12 Adet Yorum

12

Yönetmen: Alper Mestçi
Senaryo: Alper Mestçi
Yapım: 2007, Almanya, Türkiye Süre: 90 Dakika
Oyuncular: Burak Özçivit, Biğkem Karavus, Kurtuluş Şakirağaoğlu, Selma Kutluğ, Ecem Cansu Aktay

Suat, derin bir aşkla sevdiği Nurcan’ı geride köyünde bırakmış, geçim derdi uğruna Almanya’ya gelmiştir. Almanya’da çalışıp para biriktirerek kendisi ve sevdiği için daha iyi bir yaşam kurabilmenin hayalini kuran Suat’a anlamlandıramadığı kabuslar musallat olmaya başlar. Gördüğü çıldırtıcı ve korkunç hayaller nedeniyle delirmenin eşiğine gelen Suat Türkiye’ye geri dönmek istemektedir. Suat’a musallat olan belanın ise, onun peşini bırakmaya niyeti yoktur. Almanya’daki doktorların derdinin kaynağını anlayamadıkları Suat, Almanya’daki köylüsü ve çocukluk arkadaşı tarafından İstanbul’a getirilir ve diğer dünyalardan gelen varlıklar konusunda uzman olan bir hoca da öyküye dahil olur. Suat, görünüşe göre, boyut tanımayan bir aşkın, bir öte dünyalının bu dünyalıya aşkının kurbanıdır ve bu aşkın gücünün önünde durmak hiç kolay değildir.

Yoğun iş güç mevzuları dolayısıyla ancak izleyebildiğim “Musallat” ın ardından, şunu rahatlıkla ve heyecanla müjdeleyebilirim ki Türk korku sinemasında bir eşik geride bırakılmıştır. Senarist ve yönetmenlerimizin İslam motifli, Anadolu motifli cinli perili korku filmi yapma konusunda şimdiye dek göstermiş oldukları romantik, otantik ve ısrarcı çabaları nihayet sonucunu verdi arkadaşlar. Şimdiye kadarki çabalarından dolayı, Dabbe, Araf, Büyü, Gomeda vb. filmleri yapan değerli arkadaşlarımıza teşekkür ederiz, biz onları arıycaz. Alper Mestçi, sen kal, bir yere gitme.

Alper Mestçi’yi biz “Gen” filminin senaristi olarak tanıdık. Ne yalan söyleyeyim, Gen bence senaryo açısından kısır bir filmdi. Mestçi’nin senarist kimliğinden dolayı Musallat’ın da senaryo yoğun bir film olacağını düşünmek doğal olabilirdi. Bu noktada da senaryonun performansı çok önemli olacaktı. En azından beklentimiz bu yöndeydi. Ama evdeki hesabımız, sinemada izlediğimize pek uymadı. Çünkü Musallat’ın senaryosu kesinlikle ikinci, hatta üçüncü sırada öneme haiz: Musallat çok iyi yönetilmiş, Mestçi’nin yönetmen olarak becerisinin, senarist kimliğinin fersah fersah ötesine geçtiği bir film.

Filmin temposu bu tarzda, J-Horror dinamiğindeki bir film için tek kelimeyle mükemmel ayarlanmış. Planların aralarındaki geçişler son derece akıcı ve tam usta işi. Oyuncular çok başarılı performans sergiliyorlar. Filmde, ses ve ışık kullanımı olağanüstü başarılı. Yönetmen, çok başarılı ve filmin ruhuna uygun, yaratıcı açılardan, güzel geçişlerle bezeli sürükleyici bir sinema dili öneriyor. Filmin en ufak detayları bile, son derece cezbedici, kendi başlarına bile etkileyici ve gerginlik yaratan unsurlar. Mestçi’nin sunduğu anlatım dili, mükemmel ağır aksak temposuna bu detayları katıp sürüklediğinde ortaya gerçekten son derece etkileyici bir film çıkıyor.

Filmin ilk yarısının Almanya’da geçmesi harika bir uygulama. İki açıdan harika: birincisi, ters bir simetri dolayısıyla, filmi henüz izlememiş olabilecekler dolayısıyla tam açık edemeyeceğim ters bir simetrinin bir yanındaki yabancılaşmayı aktarmak için gerekli bir açılım. Nasıl ki bu boyutlar arası aşkın bir kutubu, başka bir dünyada yabancı ise, Suat da bu başka dünyada, Almanya’da yabancıdır, yapayalnızdır. Diğer açı ise şu ki: cinli, perili bir korku filmimiz var, bu film bir Türk filmi, sinema izleyicisi ise genelde genç, şehirli, külyutmaz, geleneksel ile bağı çok kuvvetli olmayan bir kitle. Hacılar, hocalar, büyüler de işin içine girdiğinde güzelim korku öykülerinin çokça madara olduğu, sinema salonlarının gülüşmelerle çınladığı rivayetin ötesinde, kanıtlanmış bir gerçektir. Ama bu ilk kurulum Almanya’da olunca, izleyici de yabancı bir alemde, öyküyü daha tarafsız ve önyargısız biçimde, “aaa lan burası Balat değil mi”, “şu bizim Hüseyin değil mi”, “aha ben bu dolmuş şöförünü tanıyorum” cümlelerini kuramadan seyretmek zorunda kalıyor. Almanya bölümlerinde hem yabancılaşma ve yalnızlık çok güzel ve net ortaya konuyor, hem de korkutuculuk bu yabancılık üzerinde, bahsettiğim akıcı anlatım ve tempoda çok başarılı biçimde kuruluyor.

İkinci yarıda öykü İstanbul’a kaydığında ve hoca öyküye dahil olduğunda direkt şunu düşünüyorum: “sanırım ikinci yarı ilki kadar iyi olmayacak”. Ama film, izleyicisini çok kötü gafil avlıyor ve bu filmin tam da o çok beğendiğimiz J-Horror örnekleri gibi, asıl arzusunun bir “korku anlatısı” aktarmak olduğunu söylüyor. İkinci yarıda, acımasız ve karanlık, yalancı kurtuluş ve kahramanların olmadığı bir korku anlatısı kimliğine bürünüyor. İlk yarıda kurduğu öyküyü kendi elleriyle yıkıyor ve yeni baştan, izleyicinin dikkatini sonuna kadar ayakta tutan bir formda yeniden inşa ediyor.

Bir korku aşığı olarak bu günü görmüş olmaktan dolayı çok mutluyum. Musallat, Türk sinemasından çıkan, başarılı bulduğum ilk korku filmi değil. Bundan önce Taylan biraderlerin “Küçük Kıyamet” filmlerini de başarılı bulmuştum. Ancak Musallat, Anadolu korkusu dediğimiz, özgün ve gizli kalmış korku kültürümüzü ortaya koymak anlamında bizim ilk ve şimdilik tek başarılı filmimiz. Umarım, Musallat’ın açtığı yoldan, daha nice güzel filmimiz gelir ve nasıl Japonlar derin ve zengin korku kültürlerini tüm dünyaya benimsettilerse biz de Anadolu korku kültürümüzü böyle benimsetiriz.

Gökhan Toka

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Gökhan Toka

Tüm Yazıları
4 Mart 1975′de Ayvalık’da doğdu. Korkunç bir evde büyüdü. Gıcırtıyla açılan büyük paslı metal kapılar, binbir çeşit ıvır zıvır ve örümcek ağlarıyla dolu kocaman depolar, dize kadar suyla dolu hiç ışık girmeyen bir bodrum katı, üzeri beyaz çarşaflarla örtülü mobilyalarla dolu kullanılmayan tozlu odalar. Bu ev ortamı her türlü alt korku genresi için gereken arka fonu sağlayan bir set gibiydi. Artık ruh sağlığı adına bu acayip evden uzaklaşmak zorundadır. Bir yatılı okula yazılmaya karar verir. Ne var ki bu kararı verdiği 80′li yıllarda korku sineması altın çağını yaşamakta ve Lambada kokulu sıkıcı yatılı okul atmosferinde tek elle tutulur eğlence modeli “videoda film izlemek” olarak göze çarpmaktadır. Gökhan 80′lerin tüm korku filmlerini o dönemde videoda sıcağı sıcağına izler. Sonrası ise çorap söküğü gibi gelecektir. Gökhan korku filmi izlemeye devam ediyor ve yaşamını adrenalin bağımlılığı ile geçiriyor. Yıllardır hayvan gibi çalıştığından arada vakit bulursa izlediği filmler hakkında birşeyler de yazıyor. Korkufilmi.net sitesinin kurucusu ve sözüm ona yazarıdır.

İlgili Yazılar

Yorumlar (12 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.