Duymak istemediğimiz tek şey kabul etmediğimiz şeylerdir. Prof. Howard Birack - Prince of Darkness (1987)

Mühürkent

Korku Genel

Korku Oyun

Fatih Yürür

11 Ekim 2012

0 Adet Yorum

0

Yılların tüketmek bilmediği geyiklerden biridir yerli oyun piyasasının akıbeti. Kökü sandığımızdan çok daha eskiye dayanır ve pek çok açıdan da korku sinemamızın sıkıntıları ile de benzerlikler gösterir.

Elbette ki oyun sektörümüzün yol kat edebilme sıkıntısı ve yaratım sürecinin yıpratıcılığı, biz “tüketenlerin” göz ardı ettiği pek çok değişkene dayanır. Bunların da en önemlisi, ülkemizde oyun üretiminin çoğunlukla kişisel projeler dahilinde hayat bulması ve yapımcıların bu projeleri tamamen görmezden gelmesidir. Misal, yurt dışında indie game üretimlerinin bile başlı başına bir pazarı bulunurken; ülkemizdeki üretimler hala korsan ağını aşamamışlardır. Bütün beklentisini tekniğe odaklayan bir kısım oyun severlerin, majör firmaların devasa bütçeli ve sayısı binleri bulan çalışanları sahip oyunlar ile, tamamı kişisel çabalar ile üretilen yerli oyunları sağlıksız bir kıyasa tabi tutması da üretim sıkıntısına tuz biber eken sebeplerden biridir.

Halbuki video oyun denemelerimiz, bundan yaklaşık 18 sene önce, Amiga için tasarlanan İstanbul Efsaneleri : Lale Savaşçıları ile başlamıştı. Ondan birkaç yıl sonra PC’lerimizi ziyaret eden Byzantine ile birlikte, oyun piyasamıza nur topu gibi bir FRP ve bir de adventure oyunu armağan edilmiş oldu.

2000’li yılların ortalarına doğru, yerli oyun üretimi biraz daha hız kazandı. Pusu ile açılan yoldan, son derece başarılı ve keyifli bir MMORPG olan Mouth And Blade, Kabus 22, Culpa Innata, Fırtına Dedektif, Galata ve Loath Nolder gibi bir birinden farklı oyunlar da birer birer ilerledi. Fakat yerli oyunlara yapılan eleştiriler aşağı yukarı aynıydı. Ya yetersiz görsel detaylar ya da inceliksiz ve keyifsiz olduğu söylenen oynanış sebebi ile yerden yere vuruluyorlardı. Sırf bu sebeple CryTek’in incisi Crysis, Almanya’da yaşayan Giresunlu Cevat, Avni ve Faruk Yerli kardeşler tarafından geliştirildiği için bağırlara basıldı.

Bütün bunlarla birlikte, kişisel yerli oyun üretimlerimiz büyük oranda, genç ve meraklı oyun severlerin Unity motorunu kullanması usulüne dayalı oluyor. Aslında bu motoru kullanarak çok eğlenceli kısa oyunlar üretenler de var ama genel olarak bu heves çok çabuk karşılık bulamadığı ve tabi pek de destek görülmediği için terk ediliyor. Bu konuda biraz daha yetkin olan oyun üreticileri ise şanslarını yurt dışında denemeyi uygun buluyorlar. Yani ülkemizde oyun üretiminin maddi kaygısı bir tarafa; manevi açıdan da bu sektöre emek verenleri doyurmaktan fazlasıyla uzak olduğunu biliyoruz.

Yerli oyun tarihimiz üzerinden kabaca geçtikten sonra, gönül rahatlığı ile Mühürkent hakkında gevezelik etmeye başlayabiliriz. Hikayemiz Libya’nın uçsuz bucaksız çöllerinde geçiyor. Araştırma için çöle giden ve -alışık olunduğu üzere kendilerinden haber alınamayan bir istihbarat ekibi ile onların yaptıkları araştırmayı ve ekibi kontrol etmek için bölgeye gönderilmiş bir ajanın hikayesi bu. Biz de oyunda bu ajanı canlandırıyoruz.

Hikayeye kabaca baktığımızda, Mühürkent için; Cryostasis’in çöle taşınmış hali diyebiliriz. Hem tür hem de hikaye açısından Rus ağabeyinin biraz daha detaysız ve teknik anlamda daha zayıf hali adeta! Elbette tanımı bu kadar basite indirgememek lazım. Çünkü Mühürkent her ne kadar Cryostasis gibi survival/horror ögeleri barındırsa da adventure kısmı daha ağır basıyor. Özellikle oyuna yerleştirilmiş bulmacalar, oynanış konusunda Mühürkent’i biraz daha farklı bir noktaya taşıyor. Aslında biraz usulsüz bir tabir kullanacak olursam, teknik anlamdaki detaysızlıkların büyük bir kısmı, oyuna yerleştirilen bu bulmacalar ile dengelenmiş gibi gözüküyor.

Her ne kadar bağımsız korku oyunu anlayışımız Amnesia sayesinde tamamen değişmiş olsa da, Mühürkent’in (özellikle üretildiği süreç ve sıfır bütçeyi göz önüne alacak olursak) şans tanınması gereken bir “oyun denemesi” olduğunu düşünenlerdenim. Hatta üretim süreci göz önüne alındığında, karşılaştığımız modellemeler ve bulmacalar hiç de fena değil diyebilirim! Oyunun süresinin kısalığını da düşünürsek, rahatlıkla “öncül oyun” olarak değerlendirebiliriz kendisini.

Emre Şaşmaz (Pantharay) tarafından hazırlanan Mühürkent, 2 ay gibisinden; bağımsız ve amatör oyunlar söz konusu olduğunda bile fazlasıyla kısa sayılabilecek bir sürede hazırlanmış. Bu şekilde hayata geçirilen bir proje olduğu düşünüldüğünde, oyunun teknik kusurları da ister istemez göze daha az batıyor. Tabi daha önce de söylediğim gibi, Mühürkent’i dört başı mamur bir bilgisayar oyunu olarak değerlendirmek bana biraz yanlış geliyor. Oyunu, ardından gelebilecek daha sağlam bir adventure çeşitlemesinin ilk adımı ya da ön atıştırmalığı olarak nitelemek daha doğru.

Oyun, piyasaya ilk defa sunulduğunda, beraberinde pek çok bug peydah olmuştu, fakat kısa zamanda çıkarılan yama ile, hataları büyük oranda giderilmiş gibi gözüküyor. Fakat buna rağmen, oyunun grafik yeterliliğini işin dışında tutacak olursak; sağlam bir atmosfere ve biraz daha keyifli bir oynanışa ihtiyaç duyduğunu da söylemeden geçmek olmaz. Elbette işin ardındaki emek takdir edilmelidir ama eğlence odaklı bir sektör söz konusu olduğunda, günümüz oyuncularının da tat almadıkları projeleri alkışlamasını beklemek de biraz garip kaçar.

Sözün özü, Emre Şaşmaz’ın projesi, üzerinde tartışmaların kolay kolay dinmeyeceği yerli oyun sektörümüzün ucuna eklenen bir başka halka olarak PC’lerimize kısa süreliğine de olsa yerleşmeyi bekliyor. Bu kadar kısa sürede hayata geçirilen ve internet üzerinden ücretsiz olarak dağıtılan Mühürkent, kesinlikle değerlendirilmesi ve desteklenmesi gereken bir proje…

Korkusitesi için yazan Fatih Yürür

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Yürür

Tüm Yazıları
1987 yılının, diş takırdatan bir Şubat gecesinde, garip bir kapsül ile dünyaya düşmüştür bu kişi. Nitekim yıllar sonra gerçek ailesinin dünyalı olduğunu, uzaylılar tarafından kaçırıldığını anlayacak, ama uzaylıların iyi tarafını alıp, kalan bütün enerjisi dünyalı olmaya harcayarak gezegen hayatına adapte olacaktır. Üniversite yıllarına kadar neler yapıp ettiği ile ilgili hafızasında net anılar yoktur (atmosferin yan etkisi) fakat yirmili yaşlarının civarını fazla hızlı yaşamıştır. Kocaeli Üniversitesi’nde, Görsel İletişim Tasarımı öğrenimi gördüğü süreçte, kah müziğe dadanarak, kah sinema üzerine yazılar yazarak, kah grafik tasarım işine bulaşarak, kah da çizgi hikayeler kaleme alarak oradan oraya savrulmuş ve bünyesi karman çorman olmuştur. Hangi kulvarda olursa olsun hikaye anlatmayı sever, kitleyi bulursa coşar, bulamazsa da kalbi kırılır ama hissettirmez. Sinemanın, müziğin, edebiyatın, mizahın, çizgi romanların ve tiyatronun her türünden tarifi tanımsız bir keyif alması, bilinen en önemli özelliklerindendir. Aynı “demokratik tavırlarını” yeme-içme alışkanlıkları, giyim kuşam ya da İngiliz usulü mimari tasarımlar konusunda gösterememesi ise büyük bir talihsizliktir.

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.