Prime Time'a hoş geldin, sürtük! Freddy Krueger - A Nightmare On Elm Street 3: Dream Warriors (1987)

Mısırlar Olgunlaşınca…

Burak Bayülgen

Korku Sinema

Sine-Makale

Yazarlarımız

YasinKarakaya

06 Kasım 2009

5 Adet Yorum

5

Children of The Corn Serisi Üzerinden Rejim Tehdidi, Müdahalesi ve Taşraların Kapalı Kutusu..

Kentli çocuklar oyuncak arabalarla oynarken, kentlinin ötekisi taşralı çocuklar tarlalarda mısır yetiştiriyorlardı. Bostan korkuluklarına bir kent çocuğunun yükleme gereği duymadığı anlamları muhafazakar ile çağdaş ayrımının dayattığı farklılıklar üzerinden yüklerlerken bazı taşra çocukları bu taşraları terk etmek ve iyi bir üniversite kazanarak bu gerici yaşamı arkada bırakma arzuları duyuyorlardı. Var olan ve içinde yetiştikleri tüm ideolojiler ilk etapta kente aktarılıyor, kentte bireyin bir ikilem yaşamaması için yoğun bir adaptasyon süreci ile ayrıştırılıyor, ayrıştırmaya zorlanıyor ve adaptasyona çaba harcandıkça ötekiyi kaldırmak için önce melez ve sonradan direkt bir dönüşümü görünürde mümkün kılabiliyorlardı.

Ama mısırları yetiştirecek ve geleneklerini terk etmeyecek çocuklar da mevcuttu bu taşralarda. Şayet taşrada az sonra değinileceği gibi bir yozluk ürerse ve bu yozluk kentlinin taşraya bakışındaki tutuculuğa olan karşıtlığına tekamül ederse, suç muhafazakarlık olduğu kadar gelenek ve göreneklerin çağdaşlaşmış zamana ve mekana geçişinin gerçekleşememesine atfediliyordu…

Kent hayatının cazibesinden ziyade, kent hayatının modern bir platformun üzerine oturtularak ve bizzat kentin kendisi tarafından meşrulaştırılması, taşra hayatının bütün davranışlarını ve geleneklerini kentli statüsüyle denetleme altında tutmak için birebir sebepti. Taşradan kente göçün kentlide yarattığı tahammülsüzlüğü her iki kısmın yararı adına taşraların da çağdaşlaşması ve kapalı kutu formundan çıkması ile hayal ediliyordu…

Taşra kimliğinin kapalı kutu formatından sıyrılabilmesi, kentli paradigmasının taşraya el atması ve kentlinin ötekisi ile bir müddet süre geçirmesi ile mümkünleştiği vakit çağdaşlaştırma süreci de başlamış oluyordu. Taşra kökenli büyük kente göçün arkasında da kentli paradigmasının değiştirme gücüne dayalı sınıf farklılıkları yaratması, büyük kentte barınan taşralı sınıf için de bir kapalı kutu oluşturmasına rağmen gelenekler ve görenekler adaptasyon bünyesinde törpülenmiş ve ideolojik ve siyasi olarak rejime yönelik bir tehdit oluşturma ideası bastırılmak istenmiştir. Children of The Corn (Fritz Kiersch, 1984)’da ise ulusal kimliğin arkasında yatan gelenekler ister taşradan kente zorla adaptasyonda, ister kentin dayattırdığı modern paradigmada ideolojik tehdit olarak çok daha saldırganlaşmış ve saldırganlığın engellenmesi için de taşra/kent ayrımının hem kentli modern hem de taşralı muhafazakar tarafından resmileştirilmesi gerekmiştir. Mısır çocukları tarafından kent bünyesindeki gelenekselciliğe de bir darbe vurulmuştu. Kentte kendi alt çoğunluklarını ve özellikle kendi ruhani yasalarını temsilen bir temsilci bulamamışlardı. Çünkü kentin himayesinde mısır çocuklarını temsil edecek gelenekselciler adaptasyon süreciyle taşralı muhafazakar kimliklerini kent merkezciliğe kapılarak geride bırakmışlar, çağdaşlaşmışlar ve kapalı kutu formlarından çoktan çıkmışlardı. Bu da taşra muhafazakarlığının tamamen taşradan bağımsız duran kent ile zıtlaşmasına ve asla birbiriyle kaynaşamamasına sebep olmuştu. Ve Children of The Corn’da mısır çocuklarının mısır kültüne olan bağlılıklarında kentlinin müdahale etmekte zorlanacağı bir ideolojinin körüklenmesi, sadece kente değil, taşranın kendisini de kapsayan tüm ulusa yayılacak bastırılmış bir istencin ne kadar kuvvetli olduğunu gösterecekti ve kentlinin dayatmasına karşılık gelenekselci değerini sonuna kadar koruyan taşralı öteki, melezliği direkt devşirmeden bile daha tehlikeli görecekti.

Kentlinin kendi yaşam stratejisine, ekonomik ve kültürel standartlarına göre inanç ve uygulama biçimlerine kapılması, bu sistemleri hem sorgulamadan kabul edip hem de modern ve ilerici olarak sıfatlandırması ve bununla yetinmeyip taşra muhafazakarlığına modern olarak yeniden dayatması mısır çocuklarının sabrını zorluyordu. Kentin evcilleştirmeye çalıştığı, kendi kendine ilan ettiği modern statüsüyle heves edip yavan bir şekilde uygulayacağı ama en önemlisi kendine herhangi bir zarar getirtmeyeceği taşra gelenekselciliği, dayatmaya maruz kalan sınıfta artık düşünce biçemlerinden çok bir söz hakkı ve haklarını ifadede dinlenme hakkını gereklileştirecekti. Halbuki coğrafi sınırları aşan ve egzotizmle cazibeli hale gelen topraklara duyulan susamışlık sayesinde tutucu olarak adlandırılan taşra gelenekselciliği hem çağdaşlaşma mücadelesinden hem de özgünlük ilkesinden pay alsın, neticede evcilleştirilsin, ulusal kimliği genişletsin ama ideolojik ve siyasi bir tehdit oluşturmasın isteniliyordu…

İsteniliyordu ancak hem ruhani ikonları hem de ekonomik ve siyasi simgeleri olan mısır metası ellerinden alındığı için mısır çocukları baştan sona kuralları katı, belirli, zorlayıcı ve hatta kısıtlayıcı, teokrasiyle format ve uygulanış olarak aynı (ilahi yasa) ama mana babında zıt bir rejim olan toprağın altındaki her kimse (Tanrı yerine Şeytan) teokrasisini şiddete başvurarak dile getirmek ve ulusa dayatmak zorunda bırakılıyorlardı. Kent her gün içinde yaşadığı çatışmaları -suçu ve cinayeti, sınıf çatışmalarını, gelenekleri ve kültleri- kendi kendine bir pazarlık yöntemi ile masaya yatırmış, kapalı kutu taşradan farklı olarak tehdit oluşturmadığı sürece bu çatışmalarla iç içe yaşamayı öğrenmiş ve müdahalesini geri çekmiştir. Her gün deneyimlenen çatışmaların yasalar düzeyindeki birbirleriyle ilişkileri kentin ve ulusun demokratik merkezinde sınıf temsilcilerine ifade alanı sağlarken Children of The Corn’da sadece mısır kültüne ait taşranın bu iletişimde özellikle kentte kendi politikasını temsil edecek bir temsilciye güvenememesi, mısır kültü taşrasının demokrasiye karşı istencini de köreltmiştir.

Children of The Corn’daki mısır çocuklarının gözündeki kültün, ruhani arayışın bireysel ve alt gruplar olarak temsil edildiği bir meta olarak değil, zengin mozaiğe sahip kent yaşamının tüm çağdaşlığını tehdit edecek teokratik ulus rejimi istemine kavuşması an meselesiydi. Çünkü mevzu seküler devlet sisteminin alt tabakalarında yer alan teokratik ideolojinin bu ötekileştirme ve adaptasyona zorlanmanın artmasıyla tüm ulusa yayılmaya çalışan bir rejim olmasından öte ilk olarak bir savunma mekanizması haline gelmesiydi.

Nitekim Children of The Corn’da bastırılmış bütün kent/taşra ötekileştirmesinin geri dönüşümü ve teokratik mısır kültünün müritleri olan mısır çocukları, tarımla hayatta kalan bir devrin ve sınıfın bu yüksek iradeyi savunma mekanizması haline getirmesine zorlatan ekonomiye ruhani ikonları ve yasaları elimine etmesinden ötürü şiddetle karşı çıkıyorlardı. Dünya pazarında görülmemiş bir kaliteye sahip olan mısır kültünün mısırları, kentlinin elinde pazarlanmaya ve yüksek kar elde etmeye müsaitken, mısır çocukları tarafından dokunulmazlıkla bezenip ticaretin ve her türlü ekonomik paradigmanın bu fırsattan yararlanmasından men ediliyordu ve kuşkusuz taşralının gözünde kentliyi sorgulamadan kabul eden bir topluluğa dönüştüren mekanizmanın ardında ekonomi vardı. Bu şekilde kent mekanizmasının merkezinde tüm ulusa hakim olan ve kabul görmüş siyasi/ekonomik parametrelerin kabul edilirliğindeki belirsiz istemi hedef alabiliyorlardı. Children of The Corn bu sebeple hakim siyasetin ne denli enli boylu tartışıldığı, kabul edildiği ve özellikle sorgulandığı üzerine şöyle bir tez üretiyordu: Zengin mozaik, ekonomik altyapı, alt kültürler ve bu kültürlerin ideolojileri, kent çerçevesi içinde keskin sınırlarla belirlenememekte ve ayrıştırılamamakta, bu sebeple tekdüze bir oluşuma giden ve farklı ideolojik merkezlerin birbirleriyle iletişimini ancak sembolik ifadelerle türetebilen göstermelik bir kent mekanizması sunmaktaydı. Kentlinin taşraya müdahalesinde ve çağdaşlaştırma sürecinde de taşrada büyük bir istençle kabul görülen tüm siyasi ve özellikle dinsel yasaların göstermelikleşeceği, gerçek simgesinden çıkıp sadece sembolik olarak ifadesizleşeceği ve altında yatan tüm yaşam standardının kaybolacağı varsayılmıştı. Bu da hem kentin hem de ulusun hakim siyasetinin lehine toprağın altındaki her kimse teokrasisini hakim kılamıyordu. Bu şekilde kapalı kutuya dönüşen mısır kültü teokrasisinin ana gerekçesi kent merkezciliğinin sembolik, tekdüzeleştirilmiş ve ayrıştırılmış ifade etkinliğinden pay çıkarıyordu.

Ve mısırları yetiştirecek ve geleneklerini terk etmeyecek çocuklar da mevcuttu bu taşralarda… Ve onlar mısırları yetiştirmeyi, kült yasasını kapalı devam ettirmeyi ve en önemlisi geleneklerini terk etmemeyi tercih eden yegane çocuklardı.

Korku sitesi için yazan Burak Bayülgen

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (5 Yorum)

YORUM YAZ