Seni yakalayacaklar Barbara! Night of the Living Dead (1968)

Meğerse Ben Buraya…

Korku Sinema

Sine-Makale

BurakBayülgen

21 Kasım 2014

0 Adet Yorum

0

megerse1

İlk bakışta herhangi bir önyargı taşımadığınız ama sonrasında hakkınızda birileri tarafından kesin bir yargıya varılan tarlalar hakkında yazıyorum bu yazıyı; tarlalardan kastım, sonunda kumsallara açılan, şehvetin sarı saçlar, bikiniler, sörf tahtalarıyla erkeğin bakışına hitap eden, apolitik üniversite gençliğinin bahar tatilleriyle hiçbir politik söylem gütmediğine yorduğunuz bir tüm dünya şehirli, her yer kumsala çıkar mevzusu…

Benzin istasyonlarında kendin pompala; ufak bir tuvalet molası, makyaj tazeleme ve kuru üzüm, bakliyat stoklama, ufak bir dükkan ve kavanoz dolu raflar; sanki içinde bir cenin görmüş gibiler ama ıııııy daha mühim bir mevzu var ki o da tuvalet pislik içinde ve kapı ojeli tırnağa zulmetmiş; hafiften kırılıvermiş tırnak. Sorsanız egzotik ama buralar; neye ve kime göre? Arabayla hedefe gidilirken manzaraya bakmaya bile tenezzül etmeyen bu benzini kendileri pompalayanlara göre. Tarlalar daha da sıcak bir hedefe giden yollar sadece.

Satranç kulübü üyesi, yıldız çocuğa nazaran stratejik bir kızı kapma planı geliştirirken, edebiyat kulübü üyesi; geleceğin bilim-kurgu yazarı, etrafı H.G. Wells metniyle kıyaslar; ama bir dakika, gençlere çok yükleniyorum galiba, asıl şeyi unutuyorum. En çok o satranç ve edebiyat kulübü üyelerinin dükkan sahibini ve tarlaları oturtması gerekir bir söyleme. Hiç dikkat etmişler midir nasıl pis pis bakıyor onlara?… Gençler ihtiyaçlarını giderirken, o tarlalardaki mısırlara, ritüellere bir şehir apolitiğini eklemeye karşı nasıl da önyargılıdır. Bir şey mi açığa çıkacaktır? Eski ritüel mi kaybolacaktır? Dükkan sahibi kadar diyalogu zengin başka bir şehirli de yoktur bu taşrada: ”Nereye?…”, ”Tuvalet bozuk”, ”Hiç benzinim yok”, ”Bu araba kaç model?”, ”Siz şehirli piçler…” ve bu şehirlilerden tek bir cevap gelir: ”Baksana dostum, biz sadece… kumsal nerede?…’
megerse2

“Baksana dostum, biz sadece”lere rağmen, gelecek yanıt içten içe karşı tarafın önyargılı olmasından daha beter bir potansiyele ve sonunda kesin bir yargıya tekabül edecektir:

”Sen birşeyleri değiştirmek niyetiyle gelmedin buraya. Düzüşmeye geldin, kumsala geldin, tahta kulübelere geldin. Bahar tatilindesin, dünya sana güzel, okuluna geri dönüp adam olacaksın. Biz ise böyleyiz ve böyle kalacağız; kalacaktık… Ta ki sen buraya gelinceye kadar. Neden mi?…

Çünkü o yanındaki tahta kurusu merak edecek buralarda ne olup bittiğini. Sizin evinize biri girdiği zaman haneye tecavüz sayılır; ama sen benim sadece evime değil, dünyama gireceksin, haddin olmadan merak edeceksin nedir bu ritüeller diye. Döndüğün zaman kulüp toplantılarında anlatacağın şeyler olsun diye gireceksin benim totem dolu arazilerime, evime, orada şehvetin coşacak. Bunlar burada ne yapıyor, kim bunlar diye alay edeceksin ve o zibidi senin saçlarını okşayacak ve öpüşeceksiniz. Ha bir de… Burada garip birşeyler varsa; senin yükümlülüğünde bunları düzeltmek çünkü ister istemez kurbansın. Satranç öğrenmişsin, stratejik hamleleri bilirsin. Öbürü hiç okumadığım, zaman makinaları hakkında şeyler okuyor. Elbet çözersiniz sorunu. Bak yanındakine kaslı, çevik bir herif. Beni iki hamlede yere sereceğini sanıyor; futbol takımında mı?… Yıldız öğrenci mi?… Sıkıyorsa yere sersin beni diyeceğim ama… siz yine de bitirirsiniz buraları. Ama burada bir yaşam mücadelesi var sırf senin entel dantelinden ibaret olmayan. Bu tarlalar doğa be. Ekmezsen biçemezsin, çalışmazsan sınıf geçemediğin gibi… Okulu uzatmaya benzemez buralar.

Hadi şimdiden çöz bilmeceyi, bitir bizi. Ama aranızdan sadece biriniz ya da ikiniz dönecek okulunuza. Klişelere bırakmayalım en iyisi. Öyle bakire sona kalır, hödük ilk önce gider demeden karar verin; hanginiz geri dönmek istiyorsunuz?…

(…)

Üzgünüm, en fazla iki kişi dönecek. Yok yok (…) vazgeçtim, sadece biriniz dönecek… Elbet yoldan şehre inen bir kamyon geçer.”

-*-

Önyargıyı o tarafa bu tarafa yükleyerek bir törpüleme sürecinden geçirme de mevcut bu tarlalarda ama geleni önyargıdan bağımsız ele almanın beraberinde getirebileceği müdahale potansiyelini önyargıyla gelmekten de beter hale sokabileceğini unutmadan…

Korkusitesi için yazan Burak Bayülgen

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

YORUM YAZ