Gerçeklerin sizi çıkaracağı yolculuğa hazırlık yapamazsınız. 8 MM (1999)

Mausoleum

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

30 Haziran 2009

1 Adet Yorum

1

Yönetmen : Michael Dugan
Senaryo : Robert Barich, Robert Madero
Yapım:1983, ABD Süre: 96 Dakika
Oyuncular: Bobbie Breese, Marjoe Gortner, Norman Burton, Laura Hippe, Maurice Sherbanee

!!!Spoiler İçerir!!!

Çocukken izlediğimiz ve bizi çok etkileyen korku filmleri, erişkin aklımızla izlediğimizde neden bize korkunç gelmez? Bazen eskiden gördüğüm korku filmlerini, hatırası baki kalsın diye yeniden izlemek istemiyorum. Bir tek Evil Dead beni şaşırtmadı (günümüzde de korkunç çünkü) fakat bahsedeceğim film olsun, İspanyol yapımı Kör Ölüler serisi olsun, yıllar sonra hayal kırıklığından başka bir şey yaratmadı. En azından bu filmleri başka bir gözle izlemek lazım. Çünkü düşündüğümde bahsedeceğim filmin beni neden korkuttuğunu anlayabiliyorum. Ayrıntıya girmeden konuyu başka birisine anlatsanız eminim o da filmin başarılı olacağını zannedecektir. Korkutmak için tüm klişeleri barındıran konusuna rağmen yapımın ucuzluğu nedeniyle sahneler amaçlanandan çok uzak kalıyor.

Büyük bir mezarlıkta gündüz vakti gerçekleştirilen cenaze töreni akabinde, ağlayan bir kıza tanık oluruz. Ölen annesinin ardından yas tutan 10 yaşındaki Susan Walker, teyzesi Cora Nomed tarafından teselli edilmeye çalışılsa da; teyzesinin evine gitmeyi şiddetle reddeder, kadının elinden kurtularak koşmaya başlar. Mezarlığın başka bir köşesinde isminin çağırıldığını duyarak yavaşlar. Dumanların ve sadece orada yağan yağmurun arkasında büyük bir kabir görür. Gündüz, güneşli bir hava olduğu halde, bu kasvetli yapının etrafı gece gibi karanlıktır. Kız büyülenmiş gibi kapıya yönelir. Demir parmaklıklı kapı, İsa’nın başındaki dikenli taç benzeri bir mühürle kapalıdır. Kız bunu ellerken diken eline batar ve akan bir damla kan mühürün kendiliğinden bozulmasına yol açar. İçeride üzerinde farelerin dolaştığı bir lahid vardır. Girişin hemen üzerindeki metal kaviste “NOMED” yazmaktadır (bu annesinin kızlık soyadıdır). Duvara yansıyan kukuletalı bir adamın gölgesi kızı içeri davet eder. Kız, benzer mühürle kapatılmış tabutu da aktive ederken, mezarlık görevlisi arkasında belirerek oradan hemen çıkmasını salık verir. Fakat duvardaki gölgenin birkaç el hareketiyle korkunç bir baş ağrısına kapılan adam, kendini dışarı atar. Önce kafasından dumanlar çıkar ve aniden beyni patlar (daha doğrusu kafa tavanı güdümlü füze gibi göğe fırlar). Olaylardan etkilenmeyen hipnotize olmuş Suzan’ın gözlerinden yeşil ışıklar çıkarken, tabuttan uzun tırnaklı bir canavar eli yükselir…

Nomed ailesi üzerinde bir lanet vardır. Buna göre, her nesilden doğan ilk kız çocuğunun ruhunu Şeytan ele geçirecektir (bu çok normal çünkü soyadlarının tersten okunuşu DEMON zaten). Ablasını da böyle yitiren Cora Nomed, aynı şeyin yeğeninin de başına geleceğinden endişelenmekte; cenazenin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen her yıldönümünde yakın dostları olan psikiatrist Simon Andrews’un kliniğine gitmektedir. Susan’ı düzenli aralıklarla muayene eden ve genç kadında herhangi bir patolojiye rastlamayan Simon, Cora teyzeyi bir türlü ikna edememektedir. Cora, babasının (Susan’ın büyükbabasının) günlüğünü doktora verir; burada tüm lanet ve ondan kurtulma yolları yazmaktadır.


Filmin açılış sahnesi

Artık 30 yaşında, oldukça seksi sarışın bir hatun olan (ve göğüsleri çok güzel olduğu için sütyen kullanmaya gerek duymayan) Susan, annesinin mirasına ve harika malikanesine de sahip olmuştur. Üstelik kendisini çok seven bir kocası da vardır: Oliver Farrell. Herşey çok güzel giderken bir gece içkili bir adamın tacizine uğrayan Susan, değişimlerin ilk sinyallerini göstermeye başlar. Durup dururken arabasının içinde yanan adamın olayına kimse akıl sır erdiremez!

Oliver, tavırları gittikçe değişen ve bazen hafıza kaybı yaşayan karısı için endişelenmeye başlar. Etrafta bazı kişiler teker teker yok olurken, kabuslar gören Susan’ın üzerinde bir hipnotizma deneyen Simon, sorunu tüm dehşetiyle ortaya çıkarır. Eski günlüğe kendisinden daha çok önem veren başka bir bayan doktor (Roni), vakayı hala psikyiatrik boyutlarla açıklamaya çalışan Simon’un aklını başına getirir; Şeytan Susan’ı ele geçirmiştir. Bu Şeytan’ı kızın içinden çıkarırken, etrafındaki sevdiklerine zarar vermesini de engellemek esas problem olacaktır.

Ne kadar klişe olsa da bu konudan iyi bir film çıkabilirdi. Maalesef efektler çok demode ve insanda yabancılaşma hissi uyandırıyor. Kötülük yapacağı sırada Susan’ın gözlerinden yeşil ışıkların çıkması ve etrafa bir vızıltının yayılması, bir zamanlar Tv’de yayınlanan “Uzaylı Zekiye”nin efektlerinden daha güçlü bir etki bırakamıyor. O kadar ki bazen ekrandaki görüntü donuyor (herhalde hareket eden kadının gözlerini yeşile boyamak çok zor gelmiş). Ama haksızlık yapmayalım, Susan’ı canlandıran Bobbie Breese gerçekten korkunç bir kadın. Allah kimsenin karşısına böyle yılan suratlı bir hatun çıkarmasın. B-movie alanında kısa bir “çığlık kraliçeliği” geçmişi bulunan seksi oyuncu aslında başarılı bir piyanistken Playboy tavşan kızı olmuş. Bahsettiğimiz filmdeki performansıyla 1984’te Satürn ödülüne aday bile olmuş. Normal halinden oldukça farklı olarak, şeytanileştiğinde surat ifadesi o kadar korkunç oluyor ki, yeşil ışık efektine hiç de gerek yokmuş. Değeri bilinmemiş bir cevher, harcanmış bir oyunculuk… Yazık…

Bunun dışındaki oyunculuklar tahmin edileceği gibi çok kötü. Oyuncular sadece ezberledikleri sözleri okuyor gibiler. Bir tek zenci hizmetçi Elsie’yi canlandıran LaWanda Page, rolünü inandırıcı aktarabilmiş. Zaten filmde tek akıllı hareketi o yapıyor ve işler garipleşmeye başlayınca bavullarını toplayıp ortadan toz oluyor.

Efektler, bahsettiğim gibi kötü ve demode. Canavar makyajları plastik kokuyor ve değişim sahnelerinde görüntüleri üst üste bindirme tekniği kullanılmış. Yine de filmin bazı sahneleri, ürperticilikleri dolayısıyla keşfedilmeyi bekliyor. Mesela Cora teyzenin şeytanileşmiş Susan’la karşılaştığı sahnede, elindeki kağıtların ağır çekimde trabzandan aşağı dökülmesi; Susan’ın kabuslarında art arda gösterilen sinir bozucu hatıralar ya da bodrumda eski eşyalarının olduğu sandık karşısında sallanan sandalyede otururken 10 yaşındaki haline dönmesi aslında yönetmenin gerçekten birşeyler vermeye çalıştığının kanıtı. Sonuçta ucuz bir filmden bahsediyoruz ama o kadar da rezalet ve komik değil. Keşke eldeki materyaller iyi kullanılsaymış…

Wherearethevelvets

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (1 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.