Bir erkeğin en iyi arkadaşı annesidir... Norman Bates - Psycho (1960)

Masters of Horror – Korkunun Ustaları

Kamera Arkası

Korku Diziler

Korku Sinema

Yasin Karakaya

Yazarlarımız

YasinKarakaya

20 Kasım 2008

20 Adet Yorum

20

Masters of Horror, yani “Korkunun Ustaları” adını taşıyan diziye, birer saatlik korku filmlerinden oluşan bir proje olarak bakılabilir. Eski “Alacakaranlık Kuşağı” öyküleri tadında her “bölüm”de ayrı bir hikaye anlatılıyor, bu öykü o bir saat içinde başlayıp bitiyor ve her “bölüm” korku sinemasının kalburüstü bir ismi tarafından çekiliyor. Bu filmlerin çoğu “Clive Barker”, “Stephen king”, “Edgar Allan Poe” ve “H.P.Lovecraft” öykülerinden uyarlanmış (kötü olmasına ihtimal yok yani). Ve çoğunun da yönetmeni korku sinemasının duayeni olan yönetmenler. Argento’dan Carpenter’a, Tobe Hooper’dan Takashi Mikee’ye kadar çok ünlü yönetmenlerin 13 filmlik dev projesinin ilk sezonu 2005 yılında ikincisi ise 2007’de çekildi. Serinin üçüncü sezonu ise yapım aşamasında ve 2008 sonlarında korku severlerle buluşacak.

Bu projenin beyni, korku filmleriyle, özellikle de Stephen King’in öykülerinden yaptığı uyarlamalarla tanıdığımız Mick Garris. Garris yapımcılığının dışında, projede kendi de yönetmen olarak yer alıyor. Mesela ilk sezonda Chocolate adlı bölümü çekmişti. Bu sezonda ise ünlü korku yazarı Clive Barker’ın senaryosunu yazdığı Valerie on the Stairs adlı bir saatlik filmle karşımıza çıkacak.

İkinci sezonun bölümlerinden ileride bahsedeceğim fakat ilk olarak projenin yönetmenlerine daha sonra ise ilk sezona kısaca değinmek ve henüz izleyemeyen arkadaşları bilgilendirmek istiyorum.
“Masters of Horror”ın ilk iki sezonuna dahil olan birer saatlik televizyon filmlerinde kamera arkasına geçmiş ünlü korku sinemacıları arasında şu isimler yer alıyor:

Don Coscarelli : Yetmişlerde “Phantasm” gibi kült bir korku filmine imza atmış, son yıllardaysa yine zamanla kült olmaya hayli müsait “Bubba Ho-tep”i yönetmişti.

Stuart Gordon : 80’lerde “Re-Animator”ı ile tam anlamıyla ortalığı sarsan, “Fortress” ve “Space Truckers” gibi filmlerin de yönetmeni.

Tobe Hooper : Orijinal “Texas Chainsaw Massacre” ile “teen slasher” denen, gençlerin psikopat bir katil tarafından avlandığı korku türüne start verdi ve daha sonra “Salem’s Lot” ve “Poltergeist” gibi filmlere de imza attı.

Dario Argento : Kendine has çarpıcı renk kullanımıyla nam salmış, “Suspiria”, “Deep Red” ve “Inferno” gibi filmlerle korku sinemasının en büyük ustalarından biri kabul ediliyor.

Mick Garris : Daha çok Stephen King uyarlamalarıyla -“Sleepwalkers” ve “Riding the Bullet” gibi filmler ve “The Stand” ve “The Shining” gibi mini dizilerle- tanınıyor.

Joe Dante : “Gremlins”, “Innerspace”, “The Burbs” ve ünlü kurt adam fimlerinden “The Howling” gibi yapımlarla seksenli yıllara damgasını vurmuş sinemacılardan. 93’te çektiği “Matinee” ile 50’li yılların Amerikan korku sineması kültürüne çok zarif bir saygı duruşunda da bulunmuştu.

John Landis : Seksenlerin ünlü kurt adam filmi “An American Werewolf in London”ı, Michael Jackson’ın önce kurt adama, sonra zombiye dönüştüğü klibi “Thriller”ı ve dönemin en popüler filmlerinden “Blues Brothers”ı çekmişti.

John Carpenter : “Halloween” ile seksenlerin korku sineması furyasının öncülüğünü yaptı, ayrıca “The Thing”, “Fog” ve “Prince of Darkness” gibi türün yine çok beğenilen örneklerinin de yönetmeni.

Larry Cohen : Kült korku filmi “It’s Alive” ve iki devam bölümünü yönetti, ayrıca “God Told Me To” ve “Black Caesar” gibi filmlerde de imzası var.

John McNaughton : “Henry: Portrait of a Serial Killer”, “Mad Dog and Glory” ve “Wild Things” gibi filmlerin yönetmeni.

Takashi Miike : “Ichi the Killer”, “Dead or Alive” serisi ve “Audition” gibi filmlerle son 10 yılda adını sık sık duyduğumuz kült Japon sinemacı.

Brad Anderson : “Session 9” ve “The Machinist” ile hayli ilgi çeken yeni kuşak yönetmenler arasında.

Tom Holland : Tüyler ürpertici katil oyuncak Chucky’yi seyircilere tanıtan “Child’s Play”in ve seksenlerin unutulmaz vampir filmi “Fright Night”ın yönetmeni.

Peter Medak : Gelmiş geçmiş en ürpertici filmlerden “The Changeling”in yönetmeni, ayrıca diğer yapımları arasında “Romeo is Bleeding” de yer alıyor.

Bunların yanında seriye katkı yapacak diğer yönetmenler şöyle;

William Malone – House on Haunted Hill, FeardotCom
Lucky McKee – May (bu filme dikkat), The Woods
Ernest R. Dickerson – Demon Knight, Bones
Rob Schmidt – Wrong Turn
Norio Tsuruta – Honto ni atta kowai hanashi serisi, Ringu 0

Birinci sezonun bölümleri ve konuları kısaca şöyle :

1 – İncident on and off a Mountain Road / Don Coscarelli :
Masters of Horror’a yakışacak şekilde güzel bir başlangıç olmuş birinci bölüm. Buffy the Vampire Slayer’dan fırlamış tadı veren canavar, her korku filmine yakışan modu veren dolunay, cesetler, iskeletler, kan ve kahraman kızımız Bree Turner. bir de psikopat gülüşlü yaşlı adam ve melek yüzlü şeytan şeklinde beliren koca. Her şeyiyle takdire şayan bir başlangıç.

2 – Dreams in the Witch House / Stuart Gordon
Çok başarılı bir Lovecraft uyarlaması. Yine bol kan ve canavarlı fantastik bir dünya sizi bekliyor.

3 – Dance of the Dead / Tobe Hooper
3.dünya savaşı sonrası ABD’deyiz. Geceleri kabuslar içinde uyanan annesi ile birlikte yaşayan genç kız annesiyle birlikte küçük bir kafeterya işletmektedirler. Ülke çapında terör kol gezmekte, tuhaf olaylar fink atmaktadır. Robert Englund’un en iyi performanslarından birini sergilediği serinin bu bölümünde bir gece klübünde ölü insanlarla şov programı hazırlanmaktadır.Kendisi bu şovun tasarımcısıdır. Genç kızın geçmişinde kendisinin de bilmediği gizemli bir olay vardır. Karizmatik Jonathan Tucker’ın beyaz atlı prens edasıyla hayatına girdiği genç kız bu gizemi çözebilecek -midir acaba? 3. dünya savaşı sonrasına dair çarpıcı bir bölümdür.

4 – Jenifer / Dario Argento
Dario Argento şarap kıvamında yıllar geçtikçe arada bir mantarından hava almış tadı verse de, muhteşem sıfatının altını doldurmaya devam ediyor. Zaman zaman ekrandan gözümü kaçırmama, hatta bir ara televizyonu kapatıp cd yi yakmamı bile düşündürecek kadar başarılı gerilim, özenli müzik secimi ve profesyonel görüntü yönetmenliğiyle ekrana çakılıp kalmamızı sağlıyor. Bir yandan bu kabus bitsin diye dvd playerın süresini sürekli kontrol ederken diğer taraftan geçen her dakikada sona yaklaşmanın üzüntüsü kaplıyor seyredenin vücudunu. Dario Argento sinemasının huzursuz renkleri ve atmosferi 50 küsur dakikanın her saniyesine konsantre olarak eşit işlenmiş ve seks öğesi hiç olmadığı kadar tavan yaparak korkuyla kol kola, iç içe meraklılarını kucağına düşürüyor.Bazı sahneler uzun süre peşinizi bırakmıyor.Argento tv dizisiyle bile Sadako kişiliğini hedef alıp Japon korku sinemasına meydan okumaya devam ediyor.

5 – Chocolate / Mick garris
Filmde, ara ara bir kadının gözlerinden dünyayı gören fazla sosyal olmayan bir adamın hikayesi anlatılır.. Hikayenin bu ilginçliğine ek olarak, adamın bu ancak aynada görebildiği kadına abayı yakması işleri içinden çıkılmaz bir hale sürükler.. Hikayedeki bir kırılma noktasından sonra adam, kadını bulmaya niyetlenir ve olaylar gelişir.

6 – Homecoming / Joe Dante
Politik-komik bir zombi filmi. Daha çok aile filmleri ile öne çıkan yönetmenimiz Joe Dante, korku sineması adına kariyerindeki en sert çıkışlarını 70 lerin sonu 80 lerin başında Piranha ve the Howling ile yapmıştır.The Twilight Zone ve Amazing Stories tv dizilerinde yönettiği bir kaç bölümü de bir yana bırakırsak Masters of Horror başlığının altına yakıştıramadığız Joe Dante çıkardığı bu işle horror olmasa da politik eleştirinin kralını yapmış diyebiliriz. Seri içinde şimdiye kadar seyrettiğim bölümler içinde kişisel tercihim olarak ilk üçe girebilecek bu bölümde zombie kalıpları alt üst edilse de mezarlıkta geçen bir sahnede mezar taşlarının birine George A. Romero ismi yazılarak yapılan saygı duruşuna biz de saygı duruşunda bulunuyoruz. Oyunculuklar, hikaye anlatımı ve eleştiri tarzındaki başarı serinin bu bölümünü öne çıkararak 50 küsür dakika içine sıkıştırılmanın üzüntüsünü yaşatıyor.

7 – Deer Woman / John Landis
Yönetmenden “An American Werewolf in London” tadında bir film.

8- Cigarette Burns / John Carpenter
En çarpıcı Masters of Horror bölümü. Her ne kadar senaryo the Ninth Gate ile oldukça benzerlikler taşısa da John Carpenter’ın konuyu işleyişindeki başarısı filmin karanlık atmosferi arasında kaybolmamızı sağlıyor. Yer yer serpilmiş vurucu sahneler gayet başarılı. ‘La fin absolue du Monde’un teması ise neredeyse mükemmel ve bin bir türlü garipliğin döndüğü Masters of Horror serisindeki bana sapkınca gelebilmiş tek şey olduğunu söyleyebilirim.

9- The Fair Haired Child / William Malone
Yönetmenliğini William Malone’un yaptığı bu bölüm tipik bir Twilight Zone bölümünü andırır öğelere sahip. Ölümden sonra yaşam, taze kanın ölüye hayat vermesi, gotik malikâne vs. gibi tematik benzerlikler de dikkat çekici.

10 – Pick me up / Larry Cohen
Seri katillerden biri kurbanlarını otoban üzerinde otostop yapanlardan seçen tır şoförü Jim Wheeler (Michael Moriarty), diğeri kurbanları tarafından seçilen otobanda otostop yapan Walker (Warren Kole). Ortaya nasıl bir karmaşa çıkıyor siz tahmin edin..

11 – Haeckel s Tale / John Mcnaughton
“Cabal” ve “Nightbreed” tualinde, Frankenstein boyalarıyla hazırlanan alt yapı her dakika karanlıklaşarak Necromancer hikayesinden yola çıkıp nekromantik bir şekilde Clive Barker usulüne sadık kalarak tamamlanıyor. Yönetmenliğini John Mcnaughton’ın yaptığı bu bölümün ilk olarak George a Romero tarafından çekileceği duyurulmuştu ama olmadı. Kısmet Mcnaughton’a imiş. Öykü büyük usta Clive Barker’a ait. John Mcnaughton 1986 yılında yönettiği “Henry Portrait of a Serial Killer” adlı ikinci uzun metraj filmi ile bizi umutlandırmış ama devamını getirememişti. Onu tekrar korku filmi yönetmenleri arasında görmek güzel. Umarım korku gerilim tarzına devam eder.

12 – İmprint / Takashi Miike
Bu filmin şimdiden “kült” kabul edildiğini söyleyerek başlayayım yazıma. Baştan sona zorlu bir deneyim olan ve izleyicinin dikkatini başka bir yöne çekerek hissettirmeden ele geçiren imprint iki şekilde yorumlanabilir. Bir kere amerikan korkusuna ciddi göndermeler var. David Cronenberg ve John Carpenter akla gelen ilk iki isim olmasına rağmen the Dark Half yazarı Stephen King’i de anmak gerek. Öte yandan bu bir saatlik çalışma bütün Miike sinemasının bir özeti gibi. Daha önce de dönem filmi çekebileceğini gösteren Miike Audition’dan Gozu’ya kadar bir çok filmine gönderme yapıyor. Elli yıllık bir korku antolojisinden fırlamış gibi başlayan öykü, gerçeğin ne olduğu sorusunun peşine takılarak sadece Japonya’da görülebilecek bir şehir efsanesini de öyküye yedirmeyi ihmal etmeden, dünyanın eski mesleğinin köklerine iniyor. Daima korkunç ironik, daima zihin açan Miike’nin en mahvedici işlerinden biri.
*Odishon’a nazire yaparcasına kotarılmış işkence sahnesi, birçok yönden çok daha rahatsız edici olmuş.

13 – Sick Girl / Lucky Mckee
Brezilya’dan gelen ne idüğü belirsiz bir böcek, bir böcek uzmanının hayatını hiç ummadığı bir şekilde değiştirecektir. Özellikle filmin sonundaki mutlu aile tablosu gözlerimi yaşarttı. Böyle iddialı bir seriye sezon sonu bölümü olsun diye seçilen bu bölümü esefle kınıyorum. Yönetmen Lucky Mckee rüyasında görse inanmayacağı bu başlık altına nasıl ve ne şekilde girdi sorusunun cevabını yetkililere havale ediyorum. Abartılı oyunculuklar, kulakları tırmalayan, konu ve atmosferle alakasız müzik seçimi, oraya buraya nereye gittiği belli olmayan seksist göndermeler, bir sürü börtü böcek. Bence siz seriyi 12 bölümde bırakın.

İkinci sezon için kısa bir değerlendirme yapacak olursak, sezon Tobe Hooper’ın the Damned Thing filmiyle açılış yapacak. Kısaca bölümler şöyle;

1. Bölüm: Tobe Hooper’dan The Damned Thing
Senaryosunu Richard Christian Matheson’ın (ünlü bilimkurgu ve korku yazarı Richard Matheson’ın oğlu) bir Ambrose Bierce öyküsünden uyarladığı bu bölüm, küçük bir Teksas kasabasında geçiyor. Kasaba, insanlara birbirlerini öldürten görünmez, gizemli bir varlığın tehdidi altında. kasaba şerifi bir yandan bu varlığı durdurmaya çalışırken, bir yandan da kendi çocukluğunda esrarengiz bir gücün babasına annesini öldürtmesini hatırlıyor. Arada bir bağlantı olduğunu düşünüyor.

Tobe Hooper’ın bölümünün başrolünde, yani şerif rolünde Sean Patrick Flannery var. Yan rollerde ise Marisa Coughlan, Brendan Fletcher ve Ted Raimi karşımıza çıkıyor.

2. Bölüm: John Landis’ten Family
Sezonun ikinci bölümüyse An American Werewolf in London ve Innocent Blood gibi korku filmlerine imza atmış (ve aynı zamanda da Blues Brothers’ın yönetmeni) John Landis’ten. Hem korku, hem de komedi türüne epey yatkın olan bu usta yönetmen ilk sezonda iki türün ilginç bir karışımı olan Deer Woman’ı çekmişti. Family adını taşıyan bu sezonki bölümü de hem korku, hem komedi türünde. Bölüme adını veren “aile”, Harold’ın kurbanlarının iskeletleri: Azılı katil onlara kıyafetler giydirip canlı muamelesi yapıyor. Ve elbette bu durum, Harold’a yeni komşu olan genç evli çift Celia ve David için pek ümit vaat etmiyor.

Family’de Harold rolünde George Wendt var; Celia ile David’i ise Meredith Monroe ve Matt Keeslar oynuyor.

3. Bölüm: Ernest Dickerson’dan The V Word
Üçüncü bölüm, Demon Knight ve Bones gibi korku filmleriyle tanınan Ernest Dickerson’ın. Bir vampir öyküsü bu, The V Word şeklindeki ismiyle bunu hafiften çıtlatıyor da zaten. Nice korku filmi kahramanı gibi son derece kötü bir seçimle girmemeleri gereken bir yere giren iki genç, bir vampirin saldırısına uğruyorlar. Biri oracıkta ölüyor, diğeri ise kılpayı kurtuluyor, ama tabii öykü burada noktalanmıyor.

Bu bölümün ilgi çekici taraflarından biri de oyuncu kadrosunda Michael Ironside’a yer vermesi.

4. Bölüm: Brad Anderson’dan Sounds Like
Dördüncü bölümün yönetmeni Brad Anderson, Session 9 ve The Machinist gibi filmlerle günümüz Amerikan sinemasının dikkatle izlenmesi gereken yönetmenlerinden biri olduğunu göstermiş durumda. Anderson’ın filmleri en başta gerilimli ve soğuk atmosferleriyle dikkati çekiyor, bu bölümde de durum farklı değil. Hem sıradışı, hem de ürpertici bir bölüm Sounds Like. Öykünün kahramanı Larry Pearce’ın işi “dinlemek”: Teknik destek servisinde çalışanların konuşmalarını kontrol ediyor. Ancak bir trajedinin etkisiyle işitme duyusu olağanüstü güçlenince, hayatı çekilmez hâle geliyor.

Anderson’ın en az görüntü kadar “ses”in de üzerinde durduğu bu bölümün başrolünde Chris Bauer var.

SEZONA GENEL BİR BAKIŞ

Bu bölümlerin ötesine, sezonun geneline bakarsak, Masters of Horror’da geçen sezon işlerini izlediğimiz yönetmenlerin çoğunun geri döndüğünü görebiliriz.

İlk iki bölüme imza atan iki usta, yani Landis ile Hooper zaten geçen sezon da projede birer bölümle yer almışlardı. Onların dışında Dario Argento, Joe Dante, Mick Garris, Stuart Gordon ve John Carpenter gibi isimleri bu sezon dizide tekrar göreceğiz.

Mesela John Carpenter geçen sezon Cigarette Burns adlı çok etkileyici bir bölüme imza atmıştı. Bu sezon ise Pro-Life adında, oyuncu kadrosunda Ron Perlman’ın da bulunduğu bir bölümle geri dönecek.

Geçen sezona Jennifer 8 ile katılan Dario Argento’nun bu sezonki işi sıradışı bir konuya sahip: İnsanların üzerinde tuhaf bir etki sahibi olan, onların iradesine hükmederek cinayet işlemeye iten “rakun kürkleri”ni konu alıyor bu bölüm. Başrolde şarkıcı – oyuncu Meat Loaf’u izleyeceğiz.

Geçen sezon Irak’ta ölen askerlerin zombi olarak geri döndüğü Homecoming ile projeye katılan Joe Dante ise, bu sezon Screwfly Solution ile geri dönüyor. Dünyanın erkek nüfusunu psikopat katillere çeviren bir salgını konu eden filmin başrolünde Jason Priestley oynuyor.

Tabii ayrıca bu sezonun ustaları arasında yeni isimler de izleyeceğiz. Mesela ilk dört bölümün ikisine imza atan Ernest Dickerson ve Brad Anderson geçen sezon dizide yoktu. Onların dışında bu yılın yeni isimleri: 80’lerde Fright Night ve Child’s Play gibi filmlerle adını duyurmuş senarist-yönetmen Tom Holland; ürperticiliğiyle ünlü klasik korku filmi The Changeling de dahil olmak çok sayıda filme imza atmış usta yönetmen Peter Medak; 2003 yapımı Wrong Turn filmiyle tanınan Rob Schmidt; ve Ring 0’ın yönetmeni Norio Tsuruta.

Korkunun Ustalarına buradan ulaşın..

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (20 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.