Bir erkeğin en iyi arkadaşı annesidir... Norman Bates - Psycho (1960)

Manos: The Hands of Fate

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

27 Temmuz 2010

4 Adet Yorum

4

Yönetmen: Harold P. Warren
Senaryo: Harold P. Warren
Imdb Puanı: 1.5/10
Yapım: 1966, ABD Süre:74 dakika (recut 68 dakika)
Oyuncular: Tom Neyman, John Reynolds, Diane Mahree, Hal Warren

Harold P. Warren’ın senaryosunu, yapımcılığını ve yönetimini üstlendiği “Manos, The Hands of Fate”, şimdiye dek çekilmiş en kötü korku filmi dalında “Plan 9 from Outer Space” ile yarışan ünlü bir kült. Filmi anlatmak gerçekten çok zor. Neredeyse sıfır bütçeyle iki günde çekilmiş bir film gibi durduğu için anlatacak pek bir şey bulamadım. O yüzden devam edeceğim yazıda yoğun SPOILER vereceğim. Haberiniz olsun!

Bir karı koca, Margaret ve Michael, kızları Debby ve köpekleriyle birlikte çıktıkları yolda kaybolurlar ve çölün ortasında çıkmaz bir sokağa ulaşırlar. Debbie üşür ve acıkır. O yüzden gece kalacak bir yer ararlar. O sırada karşılarına yıkık bir ev ve evin önünde bekleyen, çarpık bacaklı, evsizlere benzeyen bir adam çıkar. Bu garip tavırlı adam, Torgo, ailenin ısrarlarına dayanamaz ve onları içeri alır. Ev, adını vermediği sahibine aittir. Adam yaşamamaktadır ama her zaman yanlarındadır (?).

Şimdiii… Bir kere, film uzuuun bir “otomobil penceresinden görünen yol kenarı manzarası” sahnesiyle başlıyor. Öğrendim ki bu sahnede aslında jenerik akacakmış fakat sonradan eklemeyi unutmuşlar. Film boyunca fonda, hiç kesilmeden devam eden bir müzik var; sahneler göre değişmiyor, heyecanlı sahnelerde yükselmiyor. Tamamen baş ağrısına sebep oluyor. Oyunculuk çok kötü. Film sessiz çekilip sonradan seslendirildiği için hiçbir efekt yok (araba sesi, dış sesler, ayak sesleri, köpek havlaması…yok. Sadece bir sahnede silah ateşleme sesi var). Konuşmalar dışında insanların da sesi duyulmuyor. IMDb’deki Trivia bölümünden öğrendiğim kadarıyla filmi sadece 2 adam ve 1 kadın seslendirmiş. O yüzden küçük kız Debby’yi erişkin biri seslendiriyor. Tam emin değilim ama ağzını eliyle kapatarak konuşan bir adam olabilir. Ha, bir de yol kenarına park ettikleri otomobillerinin içinde öpüşen, içki içen, ve tekrar öpüşen sevgililer var. Bu sevgililer her defasında, orada neden bulundukları belirsiz polisler tarafından ikaz ediliyorlar. Eğer konu bir çölün ortasında geçiyorsa ve bulundukları yol çıkmaz yolsa, o zaman polisler neden orada devriye geziyor? Ve etrafta şikayetçi olan hiç kimse olmadığına göre neden gençlerin öpüşmesi onları rahatsız ediyor? Belki de bu sevgililerin gündüz gece farketmeden aynı arabanın içinde öpüşüp içki içmeleri onların da garibine gitmiştir.

Filmin belki de en büyük iki hatası genç sevgililerin olduğu sahnede gerçekleşiyor. İlkinde klaket dediğimiz, üzerine sahne numaralarının yazılı olduğu tahta görünüyor. Diğeri ise genç kızın oyunculuk yeteneğini kanıtlıyor. Öpüşürlerken, arkalarındaki yoldan malum ailenin otomobili geçiyor. Genç kız birkaç saniye repliğini unutuyor, kameraya bakıyor, suflesini alıyor, otomobil çoktan uzaklaşmış olduğu halde gecikmiş bir tepkiyle “Aaaa, bunlar nereye gidiyor. Çıkmaz yol orası” diye ekliyor. Sadece o değil, anneyi canlandıran aktrist de ilerleyen sahnelerde birkaç defa kameraya bakıyor zaten.

Filmin kötü olmasının en büyük sebebi devamlılık hataları. Tüm sahneler kesik kesik. Bu kesmeler arasında karakterlerin pozisyonları ve hareketleri devamlı değişiyor. Küçük kız Debby, kanepede köpekle oynarken, bir saniye sonra uyuyor, bir saniye sonra tekrar oturur vaziyette köpeğiyle oynuyor. Kızın annesi Margaret’in başındaki eşarp bir sahnede kaybolup bir sahnede beliriyor. Oyuncular sorulan soruya cevap vermeden önce saniyelerce bekliyorlar. Bu esnada nedeni belli olmayan bazı mimik ve jestlerde bulunuyorlar.

Biliyorsunuz “Manos”, Latince “el” demek. Bunun altını ısrarla çizmek isteyen yönetmen el unsurunu gerekli gereksiz her yerde kullanmış. Torgo’nun elindeki asanın ucunda el şekli var. Ailenin girdikleri evin tam olarak nasıl olduğunu göremiyoruz. Çünkü sadece dış kapısını ve içinde tek bir odanın köşesini görebiliyoruz. Burada da bir şöminenin üzerinde el heykelleri var! Duvarda evin efendisinin bir tablosu mevcut. Siyah bir dobermanla poz vermiş. Efendinin üzerindeki rob, siyah üzerine iki büyük kırmızı elden oluşuyor. Uzun uykusundan uyandığında, tablodaki kişinin kendisi olduğunu kanıtlamak isteyen Efendi, yanına dobermanını da alarak aynı şekilde kameraya poz veriyor! Üzerindeki robun yaratıcı tasarımının hakkını verebilmek ve üzerindeki el şekillerini gösterebilmek için aktör tüm film boyunca kolları iki yanında açık halde geziyor.

Filmde hiç sözü geçmiyor ama uşak Torgo aslında keçi-adam imiş. O yüzden pantolonunun içinde dizlerine bağlı yastıklarla dolaşıyor ve çoğu yerde tökezliyor. Torgo, eve gelen tüm kadınların efendisi tarafından sahiplenilmesinden şikayetçi. Margaret’in ona kalmasını istiyor. Onun tarafından küçük çaplı bir tacize uğrayan (aslında sedece saçı elleniyor, o da buna izin veriyor) Margaret, kocasına sarılıp “Gidelim buradan…Buha Buha…” diye ağlarken, hemencecik arkalarındaki kanepede uyumakta olan Debby kalkıyor, yerin dar olması nedeniyle neredeyse anne babasına değercesine kapıdan dışarı çıkıyor. Daha kapıyı kapatır kapatmaz Margaret kızının kaybolduğunu (?) fark edip dehşete düşüyor.

Debby, bahçede Efendi’nin üzerinde uyuduğu sunağı buluyor ve annelerine söylüyor. Efendi zamanı gelince uyanıyor ve etrafındaki sütunlara dayanmış heykeller gibi hareketsiz duran altı eşini (ağır makyajları, fönlü saçları ve beyaz elbiseleriyle Dracula’nın gelinlerine benziyorlar) uyandırıyor. Kadınlar daha uyanır uyanmaz ateşin etrafına halka olup oturuyorlar ve öyle bir dedikoduya başlıyorlar ki sormayın! Kadınlar işte… Meğer Efendi, Manos adlı bir iblise tapıyormuş, yolu buraya düşen kadınları eşi yapıp geri kalanları da kurban ediyormuş. Karıları, küçük Debbie’nin öldürülüp öldürülmemesi konusunda kararsız kalıyorlar. Zira Debbie şu an çocuk olsa da büyüyünce kadın olacaktır. Kadın olan tüm ziyaretçiler de (öyle ya) Efendi’nin eşi olmalıdır. Zaten salak Torgo neden bir çocuğu eve almıştır ki? Çocukların yasak olduğunu bilmiyor mudur? Neyse, anlaşamıyorlar ve saç saça baş başa dövüşmeye başlıyorlar (tabii ki hiç kesilmeyen fon müziği dışında ses yok). Ve inanır mısınız, film süresinin hemen hemen yarısında kavga ediyorlar!

Filmde hiç kan yok. Kurban edilecek kişilerin tokatla öldürülebileceği zannediliyor. Efendi, itaatsiz eşlerinden birini bağlatıyor ve tokatlayarak öldürüyor (kadının yanağından sızan kan filmin tek akan kanı). Efendi başka bir sahnede, hata yaptığı için Torgo’nun elini ateşe tutuyor. El aniden patlayarak bilekten kopuyor ve bir ağaç parçası gibi yanmaya devam ediyor. Bu da tek gore sahne…

Anlaşılan o ki bu Manos tarikatı, dışarıdan bir müdahale yapılmasa da kendiliğinden yok olacakmış zaten. Kendi içlerindeki hesaplaşma dışında, ailenin olaya dahil olması veya bu beklenmedik misafirliğin ev ahalisinin içinde bulunduğu koşullarda bir değişikliğe sebep olması söz konusu değil. Aile, onlar farketmeden kaçıyor fakat anne durmadan tökezlediği (hatta bir keresinde bacağı havada dikili halde kalıyor) ve arşiv görüntülerden filme montajlanmış bir çıngıraklı yılana rastladıkları için, tekrar uğursuz eve geri dönmeye karar veriyorlar! Bu pisi pisine teslimiyetin üzerinde Manos tarikatının bir emeği yok yani. Onlar o sırada birbirleriyle yiyişip duruyorlar. The End?

Her neyse, kesinlikle çok eğlenceli bir deneyimdi. Korkmak için değil gülmek için izlenmeli. Yine de benim tercihim her zaman “Plan 9 from Outer Space” dir.

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (4 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.