Duymak istemediğimiz tek şey kabul etmediğimiz şeylerdir. Prof. Howard Birack - Prince of Darkness (1987)

Lütfen Aileme Katil Olduğumu Söylemeyin!

Korku Genel

Korku Hikayeleri

YasinKarakaya

10 Temmuz 2009

14 Adet Yorum

14

“Beyaz ve soğuk, bekler durur bizi. Üzerinde geçmişimiz ve altında çoktan bitip gitmiş geleceğimiz. Bir adım kadar yakın, yeni bir başlangıç belki ya da kapkaranlık son. Sadece biraz cesaret ve bolca delilik gerek. Arkana dönüp bakma sakın. Uzatır elini yaşam, çeker seni kendine, gidemezsin, kalırsın öylece.”

Büyük bir alkış sesi doldurdu sınıfı. Ölüme bu denli aşık bir insanın sözleriydi bunlar. Başımı ellerimin arasına alıp, ağlamamak için dudaklarımı ısırdım. Kafam allak bullaktı. Neden gelmiştim buraya? Amacım neydi? Hazır mıydım yapacağım şeye?

Çılgınlıklar şehrinde doğmuştum sanki. Hayatımın her anı çılgın insanlar, çılgın olaylarla kaplıydı. Bense onların rengarenkliğine inat, kapkara ve durağandım. Sonra, tüm benliğimi ele geçirdi şeytan. Sevmemeye önce kendimden başladım. Annem ve babam çılgınlıklar yapıp, beni güldürmeye çalıştıkları için, nefret ettim onlardan. Ruhumun tüm siyahını kustum önlerine. İlk defa o zaman gördüm annemin gözünden dökülen yaşı. On altı yaşımda, kapıyı vurup çıktım evden. “Ölmelisin, hayatın sana ihtiyacı yok” şeytanımın sözleriydi bunlar ve ona itaat etmeye karar verdim. Bay jiletle dost oldum. Ben ona en gizli sırlarımı anlatacaktım, o ise benim gitmeme yardımcı olacaktı. Zaman izin vermedi. Onda daha çok yaşamamı istiyormuş. Büyük bir iple, yukarı çektiler beni. Aşağıda kalmak istiyorum dedim ama kimse beni dinlemedi. On yıl geçti aradan ve birileri beni hep gözledi. Her adımımda gözler vardı, sağımda solumda…

“Sen deli olmalısın, intihar topluluğu diye bir şey olmaz.”
“Sana yemin ederim ki var. Tabii başka isimle faaliyetteler. Kurbağaları Koruma Derneği.”
“Eminim hemen gidip üye olmuşsundur.”
“Ölümü seviyorum. Bir o kadar da cesaretsizim.”
“Beni de götürsene. Merak ettim ne konuşuyorsunuz?”
“Ne konuşabiliriz ki ölümden başka.”
“Delirmişsiniz.”
“Unutma, bir zamanlar sen de intihar etmeyi denemiştin.”
“Ölürsen bir anda her şey biter. Oysa ben kendimi yaşayarak cezalandırıyorum.”
“Bu da farklı bir bakış açısı. Ölmeyi düşünmesen bile, biraz eğlenirsin.”

Güneş sanki sinirimi bozmak istercesine gözüme giriyordu. Güneş gözlüklerimi almadığım için sinirliydim. Üstelik alnımda çıkan sivilce de canımı sıkıyordu. Onu yok etmeye çalıştığım için, arkadaşım ve ben topluluğun seansına on dakika gecikmiştik. Kapıyı çaldım ve “girin” sesini duyduktan sonra hızlıca kapıyı açtım ve ikimizde gözümüze kestirdiğimiz ilk sıralara oturduk. Yakışıklı ve bir o kadar da umutsuz gözüken genç bir adam konuşuyordu.

“… Tanrı bizi yaratırken soru sormadı. Bizim canımızı alırken de sormayacak. Doğarken kendi irademiz dışında doğduk pekala ölürken neden canımızın istediği zamanda ölmüyoruz? Yaşamda hiçbir amacı kalmayan ve canı yanan biri, neden kendini ve çevresindekileri kandırsın? Hadi arkadaşlar, biraz cesaretli olalım.”

Adamın konuşmasından sonra on beş dakika mola verildi.
“Hepiniz çıldırmışsınız. Adamı nasıl da hayranlıkla dinliyorsunuz öyle?”
“O bir profesyonel. Tam on altı defa intihar girişiminde bulunmuş. Her seferinde ayrı bir yöntem.”
“Hiç ölmüş mü peki?”
“Sen dalganı geç. On beş dakika doldu. Hadi geç kalmayalım.”

Korktuğum başıma geldi sonunda. Zor da olsa beni terk eden şeytanım, yine geri gelmişti. Ona yaklaşmamasını, artık uslu bir kız olduğumu söyledim ama beni dinlemedi. Tırnaklarını acımasızca batırdı etime. İntihar topluluğunun seanslarını hiç kaçırmıyor, notlar alıyordum. Topluluktan cesaret alan üç kişi intihar etti ve bizler cesaretlerinden dolayı onları deli gibi alkışladık. Hepsi birer kahramandı.

Tırnakları hala etime saplı duran şeytan, bir gece vakti bana olmayacak bir şey fısıldadı. Dediğine bakılırsa, önemli bir görevdi bu.
“O insanları mutlu etmelisin. Bunu nasıl yapacaksın? Biraz düşün. Hepsini mutlu et ve sonra sen de mutlu ol.”
Topluluğa gittiğim ilk gün konuşan yakışıklı dışında başka konuşmacı yoktu. Belki de şeytanımın bana önerdiği şeyi ona söylemeliydim.

“Merhaba.”
“Merhaba.”
“Biraz konuşabilir miyiz?”
“Tabii.”
Lafı ağzımda eveleyip geveledim ve sonra çok şaşırdığım o sözleri söyledim.
“Galiba ben size aşık oldum.”
Yüzüme aptal aptal baktı ve gülümsedi.
“Üzgünüm ama bu topluluktan çıkmanı istemek zorundayım.”
“Neden?”
“Aşk, yaşamı sevmek için bir nedendir. Biz burada ölüm için mücadele veriyoruz. Yaşam için değil.”
Onu duymuyordum. Belki de uzun zamandır içimde bastırdığım hislerim dışarıya çıkmak istemişlerdi. Yavaşça yaklaştım ona ve tüm itirazlarına rağmen gömleğinin düğmelerini çözmeye başladım.
“Yarın öleceksem eğer, bu benim son arzum olamaz mı?”

Bütün gece küfrettim kendime. Benim bir görevim vardı ama ben sadece konuşmacıyı baştan çıkarmıştım. İşe, topluluğa üye olan herkesin telefon numarasını almakla başladım. Her gün birini arıyor ve intihar edeceğimi, son zamanlarımda konuşabileceğim birine ihtiyacım olduğunu söylüyordum. Beş günde, beş kişi geldi. İstedikleri yolculuğa çıkardım onları. Sessizce el salladım arkalarından. Şeytanım içimde kahkahalar atıyordu oysa. “Daha çok istiyorum, daha çok istiyorum” diye bağırıyordu.

“Size yemin ediyorum, hepsi kendilerini öldürmemi istediler. Ben onların iyiliği için yaptım. Arkadaşıma sorun, size intihar topluluğundan bahsedecektir.”
“Hangi arkadaşınızdan bahsediyorsunuz?”
“ İsmi Ahu. Çok yakın arkadaşım. Telefon numarasını vermemi ister misiniz?”
“Peki.
“İşte, telefonumda kayıtlı.”
“Bu numara kullanılmamaktadır diyor.”
“Hayır, yalan söylüyorsunuz.”
“Lütfen, sakin olun.”
“Her şeyi onlar başlattı. Benim suçum yok. Ben onların mutlu olmasını sağladım. Lanet olası köpek, beni duyuyor musun? Ben onların mutlu olmasını sağladım. Şimdi de ben mutlu olacağım. Ben mutlu olacağım.”

“Neden telefona cevap vermedin?”
“İşim vardı, üzgünüm.”
“Bana kimse inanmadı. Deli olduğumu düşünüyorlar.”
“Boş ver onları. Topluluktan tam beş kişi intihar etmiş.”
“Kahraman oldular demek.”

Onlara yardım ettiğimi söylemedim.
“Size toplantıda geçen notlardan birini göstereyim. Alın okuyun.”

“Beyaz ve soğuk, bekler durur bizi. Üzerinde geçmişimiz ve altında çoktan bitip gitmiş geleceğimiz. Bir adım kadar yakın, yeni bir başlangıç belki ya da kapkaranlık son. Sadece biraz cesaret ve bolca delilik gerek. Arkana dönüp bakma sakın. Uzatır elini yaşam, çeker seni kendine, gidemezsin, kalırsın öylece.”

“Topluluğa üye olanlardan birinin sözleri bunlar.”
“İntihar topluluğu diye bir şey yok.”

“Kimse bana inanmıyor. Güya intihar topluluğu yokmuş ve ben rast gele girdiğim evlerde, beş kişiyi öldürmüşüm. Böyle bir yalanı nasıl söylerler? Üstelik onlar benim evime geldiler. Onları öldürmemi söylediler. Hepsi çok mutlu ve benim de mutlu olma zamanım geldi.”
“Çok mutlu olacaksın. Bunu hak ediyorsun.”

Onunla seviştiğimiz gün giydiği kareli gömleği vardı üstünde. Elindeki çiçeği bana doğru uzattı.
“Herkes delirdiğimi düşünüyordu. Bak, başardım işte. Artık ben de bir kahramanım.”
Oysa ruhum değil, bedenim başarmıştı bunu. Öyle zayıftı ki bir sabah vakti bıraktı beni. Benden önce hem de. Aileme katil olduğumu söylemeyin. Kendime itirafım bu ve bunu duymak, gerçekten kötü.

Korkusitesi için yazan Elçin Davutoğlu

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (14 Yorum)

YORUM YAZ