Annem bana bunu asla yapmamamı söylemişti. The Hitcher (1986)

Les Raisins de la Mort

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

15 Şubat 2010

0 Adet Yorum

0

The Grapes of Death, Pesticide
Yönetmen : Jean Rollin
Senaryo : Jean-Pierre Bouyxou, Christian Meunier
Yapım :1978, Fransa, 90 Dakika
Oyuncular : Marie George Pascal, Felix Marten, Serge Marquand, Mirella Rancelot, Patrice Valota, Patricia Cartier, Michel Herval, Paul Bisciglia, Brigitte Lahaye

Jean Rollin, şahsına münhasır bir yönetmendir. İster korku filmlerinde ister ucuz erotik filmlerinde olsun, mutlaka iç acıtıcı bir lirizmi yansıtır. Jess Franco ile birlikte Avrupa istismar sinemasının en büyük temsilcisi olmuştur. Özellikle ilk dönem vampir filmleri Dracula kültünden bağımsız bir yorum sunmuş, sınırlı bir sinemasever cemiyet tarafından baştacı edilmiştir. O kadar ki “Rollinat” adı verilen özel bir anlatım tarzından bahsedilir. Lanetli ama masum genç kızlar beyaz tülden elbiseleriyle etrafta hayalet gibi dolaşır, yıkık dökük şatolar, ıssız uçsuz bucaksız mekanlar, umarsız çıplaklık (bazen bu çıplaklık erotik anlam taşımaz) ve en önemlisi de sahil sahneleri hemen her filminde göze çarpar. Her ne kadar korku öğeleri taşısa da filmlerinde cinsellik ve dram daha ön plandadır. Kamera açıları ya surata odaklanır ya da uzak mesafeden geniş açıyla kayıt yapılır.

Her ne kadar “zombi” dense de bu filmdeki “değişmiş” insanlar gerçek anlamda zombi değiller. Daha çok “enfekte” diyebileceğimiz bu duruma bir ilaç neden oluyor (Filmin ismi olan Pesticid yani tarım ilacı buradan geliyor). Roubelais adlı bir köyde, daha doğrusu üzüm bağlarından oluşmuş bir mekanda Kovalski adlı işçi, ilaçlama sırasında zehirlenir. Garip davranışlar sergileyen bu adam bindiği trende Elisabeth adlı bir kız ve arkadaşına saldırır. Elisabeth, Roubelais köyündeki nişanlısı Michael’e ulaşmak için bindiği tren yavaşlayınca, yüzünde hızla büyüyen bir yara olan Kovalski’den kaçmak için iner ve yola yaya olarak devam eder. Fakat yoluna garip karakterler çıkacak, neredeyse tamamen terkedilmiş bir köyde, vücutları garip yaralarla dolu saldırgan insanlar tarafından terörize edilecektir.

Filmin ilk bölümü kerpiç evler, yıkık dökük binalar ve ıssız taş-topraktan oluşan bir mekanda, tam da yönetmenin tarzına uyacak arazilerde geçiyor. Elisabeth, yoluna devam ettikçe acayip kişilikler ve tehlikeli olaylarla karşılaşıyor. Bunlardan biri olan yolunu kaybetmiş kör kız Lucy, tam da yönetmenin tarzını yansıtan bir karakter (uzun saçlı, beyaz tül gibi kıyafetiyle ortalarda hayalet gibi dolaşan bedbaht kız). Abisi tarafından can havliyle köyün dışına gönderilen Lucy, hem hiçbir şeyden habersizdir hem de abisi Lucas’ın neden böyle davrandığına anlam verememektedir. Kendi korkunçluğu yetmezmiş gibi Elisabeth’i de lanetli köye sürükleyen bu kız yönetmenin şiddet objesi oluyor. Mesela köy meydanında karanlıkta bu kızı bağırtıyor ki etrafındaki zombiler yavaş yavaş kıza yaklaşsınlar. Yine filmin en görsel sahnesi olan kapıya çivilenme sahnesi için de Lucy kullanılıyor.

Bir de Brigitte Lahaye faktörü var tabii ki. Kendisini “Parties Fines (1977)” adlı Fransız pornosunda esmer ve edepsiz bir baronez olarak tanımış ve çok sevmiştik. Erotik korku sinemasında tehlikeli kadınları başarıyla canlandıran (artık) sarışın aktrist bu filmde de bizi şaşırtmıyor ve bağışıklık sisteminin bir özelliğinden dolayı enfekte olduğu halde belirti vermeyen fırsatçı bir hizmetçiyi canlandırıyor.

Her ne kadar zombi desek de filmdeki değişmiş insanlar tam olarak zombi değil demiştik ya; işte o hastalanan kişilerin vücutlarında gittikçe büyüyen mide bulandırıcı yaralar oluşuyor, aslında tam olarak ölü değiller ve konuşuyorlar. Bununla beraber kontrolsüz bir saldırganlık gösteriyorlar ve zombi gibi ağır ağır hareket ediyorlar. Ayrıca zombi edebiyatının sosyal ve politik alt metni Paul ve Lucien adlı iki adamın diyaloğuyla aktarılıyor ki bu yönüyle bile filmin janrı olan “Zombi” ismi kesinleştiriliyor. Fakat Rollin saf bir kötülüğü tercih etmez. Genelde korkudan çok acımayla karışık iğrenme duygusunu vermeyi yeğler. Arabanın içindeki Elisabeth’e öldürmek için saldıran zombinin alnındaki irinli yarayı cama vurarak inlediği, acısının dinmesi için yalvardığı sahne gibi.

Paul ve Lucien adlı iki hastalıksız adamla karşılaşarak yoluna devam eden Elisabeth’in varacağı hoş olmayan final aslında filmin başından beri çok gizli bir biçimde belli ediliyordu. Bu anlamda ustaca bir finale ulaşıldığını söyleyebilirim. Çünkü çoğu filmde buna benzer şeyler vardır ama ipuçları açıkça gösterilir (sadece izleyici gözden kaçırmıştır). Rollin o kadar usta bir yönetmen ki bunu bile ucuzluk olarak görmüş olacak, sadece bir el hareketi ve kan lekesine dikkat etmeseniz neden böyle olduğunu anlayamazsınız. Yani adam cidden bu ipuçlarını göstermiyor! Onun için filmin sonu tartışmaya açık bırakılmıştır diyebilirsiniz. Ha öyle olsa film değerinden birşey yitiriyor mu, hayır. Zombi sinemasında ve Rollin’in filmografisinde çok ilginç bir yerde durduğunu söyleyebilirim.

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ