Dilediğin şeylere dikkat et! Djinn - Wishmaster (1997)

Last Cannibal World

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

01 Şubat 2010

14 Adet Yorum

14

Ultimo Mondo Cannibale
Yönetmen : Ruggero Deodato
Senaryo : Titto Carpi, Gianfranco Clerici, Renzo Genta
Yapım :1977, İtalya, 92 Dakika
Oyuncular : Massimo Foschi, Me Me Lai, Ivan Rassimov, Sheik Razak Shikur, Judy Rosly, Suleiman Shamsi

La Fille Marinée avec des Fruits Tropicaux et Enfumée Sur des Rocs Chaux
(Tropikal Meyvelerle Marine Edilmiş ve Kızgın Taşlarla Fümelenmiş Genç Kız)

Malzemeler:

1 adet kız (tercihen otantik)
tropikal bir meyve
taş balta
kargı (ağaç dalından)
ateşte kızdırılmış 5-6 adet patates büyüklüğünde kaya
3 adet tahta çubuk
taze otlar, isteğe göre tuz karabiber

Hazırlanışı:

Ormanda yakaladığınız bir adet kız çığlıklarına aldırmadan hunharca öldürülür. Ateş yakılır. Kenarlarına taşlar dizilir. Taş baltanın keskin tarafıyla kızın cildi hafifçe kazınır. Bu işlem ne kadar dikkatli yapılırsa ciltteki kanlanma meyve suyunu daha iyi emecek ve yemeğiniz daha lezzetli olacaktır. Tropikal meyve baltayla yarılır ve kızın her tarafı bu suya bulanır. Kafası kesilir ve ateşe atılır. Ucu sivri kargıyla kızın bedeni, boyundan kasığa kadar orta hattan yarılır. İç organlar toplu halde yerinden sökülür ve yemeğin yanında garnitür olarak kullanmak için ayrıca pişirilir. Kızın ikiye yarılan göğüs kafesi kapanmasın diye yerleştirilen çubuklarla açık tutulur. Daha önceden kızdırılan taşlar kızın içine karnıyarık doldurur gibi yerleştirilir. Taşların ısısı eti pişirene dek aralıklı olarak kontrol edilir. Piştikten sonra parçalar halinde servis yapılır. Afiyet olsun.

Yamyam filmlerini başlatan ilk filmin “Cannibal Holocaust” olduğunu zannederdim. Tabii ki bu kült filme dek “Mondo” türünde birçok örnek verilmişti; hatta “Il Paese del Sesso Selvaggio (1972)” adında yamyam türüne öncülük edebilecek bir film de söz konusuydu ama gerçek hayvan ölümleri, sınırda gerçeklik hissi ve snuff similasyonu veren ilk filmin bu uğursuz film olduğunu düşünürdüm. Yanılmışım! Ondan yaklaşık 3 yıl önce “Last Cannibal World” adında bir film çekilmiş olduğunu bilseydim, “Cannibal Holocaust”a bu kadar önem verir miydim bilemiyorum. Bu durumda ister istemez iki filmi karşılaştırmak yoluna gideceğim, baştan söyleyeyim. Filipinler’in Mindanao adasındaki taş devrinden beri ilkelliğini kaybetmemiş bir yamyam kabilesini araştırmak üzere yolculuk yapan Robert Harper adlı araştırmacının başından geçen gerçek olaylardan yararlanıldığı söylenen filmin konusu kısaca şöyle:

Bu adaya daha önce gelen ve kendilerinden haber alınamayan (yanlış duymadıysam) Roland ve Welinsky adında iki arkadaşın peşine düşen Robert ve Rolf, yanlarına pilot Charlie ve hemşire Swan’ı alarak bir uçakla adaya inerler. Maalesef arkadaşlarını değil onlardan kalan enkazı bulurlar. Araştırmaya kendini kaptıran Robert nedeniyle zamanın nasıl geçtiğini anlayamazlar ve karanlık olduğu için yarın sabaha kadar geceyi orada geçirmeye karar verirler. Fakat bu yanlış bir karardır ve arkadaşlarını kaybeden Robert, koca bir mağarada yaşayan ilkel bir kabilenin tutsağı olur. Neyse ki ölüm kalım savaşında kendisine kabiledeki masum bir güzel eşlik edecektir.

İlginçtir benzerlerine nazaran bu filmde daha iyi bir oyunculuk var. Robert Harper’ı canlandıran ve filmin yarısından çoğunu ormanda çırılçıplak halde dolaşarak tamamlayan Massimo Foschi, ana akım bir filmde oynasa Oscar’a aday olurdu. Sırf zorlu şartlarda rol yaptıkları için aday olan “Deliverance” kadrosu göz önünde bulundurulduğunda, botla yürümekte bile tereddüt edeceğimiz çalı çırpının üzerinde yalınayak koşan, leş gibi bir hücrede gitgide Robinson’a dönen bu zavallı aktöre hakkını teslim etmek lazım. Onun dışında yerlilerin verilme şekli de çok gerçekçi. Uyduruk bir köyde değil, kocaman bir mağarada yaşayan bu figüran topluluğu tabiatla ilişkileri bakımından yapay durmuyorlar. Gerçekten, mağara içindeki çekimler, çevre düzenleme ve çekincesiz çıplaklık filmin gerçekçiliğini “Cannibal Holocaust”tan daha üst seviyeye taşımış. Tabii ki sinema tarihinde bir ilk oluşturacak retrospektif bir anlatım tarzına sahip değil, olay örgüsü lineer bir şekilde ilerliyor. Fakat modern bir insanın gitgide hayvanileşmesi (kendisine yardım eden kız üzerinde egemenlik kurmak için ona tecavüz etmesi gibi) etkili bir biçimde gösterilmiş. Tek handikapı, neşter değmiş gibi duran vücudu ve siyah peruğuyla ortalıkta dolaşan güzel yerli kız Me Me Lai oluşturuyor. “Il Paese del Sesso Selvaggio”da oynayarak daha önce bu tür filmlere alışmış olan Ivan Rassimov (Spasmo, Tutti i Colori del Buio) izleyiciyi şaşırtmıyor ama sanki cepten oynamış gibi. Belki de başrolde olmadığındandır.

Filmin ismi birçok kaynakta farklı telaffuz ediliyor. Sansürlü halinin ismi daha farklı mesela. Türkiye’de ise çok komiktir “Gerilim” adı altında videoya düşmüş. Üstelik afişinde çıplak bölgeler el emeğiyle kapatılmış (adamın kalçaları tarzan stili bir kumaşla örtülürken, göğüsler ve genital bölgelere yaprak deseni boyanmış.) Türk mantığı işte!

Ben filmi belirli bir seviyenin üzerinde buldum. İstismar sinemasında normal saydığımız ucuzluğa rastlamadım. O yüzden normalden daha güzelmiş gibi algılamış olabilirim. Buna rağmen dev mağara içindeki görüntüler bir belgeselden fırlamış gibi bir görkem teşkil ediyor ve buna eşlik eden müzik atmosferi sağlamlaştırıyor. Yerliler tabii ki o bölgenin işsiz güçsüz adamlarına peruk takarak oluşturulmuş ama onlar bile rollerinin hakkını veriyor. “Cannibal Holocaust”dan hoşlandıysanız ve hoşlanma nedeniniz şok sahneler değilse, bu filmi daha çok tercih edebilirsiniz. Bulursanız kaçırmayın.

(Not: Baştaki tarif bizzat filmdeki yerlilerin spesyalitesindendir.)

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (14 Yorum)

YORUM YAZ