Bazen ölü kalmak daha iyidir! Pet Sematary (1989)

Lanetli Olduğuna İnanılan 10 Korku Filmi

Korku Listeleri

BurçinYapıcı

09 Haziran 2017

0 Adet Yorum

0

Korku severler olarak bazı filmlerin lanetli olduğuna dair söylentileri sık sık duyarız. Bunlar genellikle filmin gişesini arttırmak için kasıtlı çıkartılmış söylentiler olsa da bazıları “Gerçekten de bir lanet var mı?” sorusunu akıllara getirir. Bu yazıda sizler için en popüler on lanetli filmi derledik. İyi okumalar.

1- POLTERGEIST (1982)poltergeist82

Lanetli filmler denildiğinde akla ilk gelen kuşkusuz Poltergeist’tır. 1982 yapımlı ilk filmi izleyenlerin çok iyi hatırlayacağı üzere ev bir mezarın üzerine kurulmuş ve cesetler taşınmamıştır. Ailenin küçük kızının ortadan kaybolmasıyla başlayan olaylar zinciri evde geçirilen son gece cesetlerin yerin altından adeta fışkırmasıyla devam eder. Söylentilere göre bu sahnede o dönem plastik kemikler pahalı olduğundan gerçek insan iskeletleri kullanılmıştır. Üç filmden oluşan Poltergeist serisi 1982-1988 yıllarında çekilmiş ve bu esnada dört oyuncusu hayatını kaybetmiştir. Bu da filmin kullanılan iskeletler yüzünden lanetlendiği dedikodularına yol açmıştır. İlk filmde evin ablası rolünde izlediğimiz Dominique Dunne 4 Kasım 1982’de kıskanç erkek arkadaşı tarafından öldürülmüştür. İkinci filmde kötülüğün vücut bulmuş hali olarak karşımıza çıkan Julian Beck 14 Eylül 1985 senesinde mide kanserinden, aynı filmde kızılderili bir şamanı oynayan Will Sampson 3 Haziran 1987’de böbrek yetmezliğinden hayatlarını kaybetmiştir. Kuşkusuz en üzücü olan ise üç filmde de Carol Anne Freeling’i canlandıran Heather O’Rourke’un ölümü olmuştur. Son filmin yayınlanmasından dört ay önce 1 Şubat 1988’de böbrek yetmezliğine bağlı toksik şok sebebiyle hayata gözlerini yummuştur güzeller güzeli küçük kız. Üst üste gelen bu ölümler lanet iddialarını daha da güçlendirmiştir.

2- THE OMEN (1976)omen1976

Lanet demişken Omen’ı atlamak olmaz. Daha film çekimlerine başlamadan iki ay önce ünlü yıldız Gregory Peck’in oğlu ortada hiçbir sebep yokken intihar etmiştir. Sonrasında Peck’in son anda iptal ettirdiği rezervasyona ait uçak bir kaza geçirdi ve kurtulan olmadı. Yine Peck ve filmin senaristinin bindiği uçağa yıldırım düştü. Aynı hadise farklı bir zamanda bu kez de filmin yapımcısının başından geçti. Ekibin kaldığı otel IRA tarafından bombalandı. İçlerinde yönetmeninde bulunduğu bir çok ekip çalışanı trafik kazası geçirdi. Bunlardan biri ölümle sonuçlandı. Filmin epik ölüm sahnelerinin yaratılmasından sorunlu olan özel efekt uzmanı John Richardson bir sonraki projesi için kız arkadaşı aynı zamanda da asistanı olan Liz Moore ile birlikte Hollanda’ya giderken bir kaza geçirir. Moore’un bedeni çarpıştıkları arabanın lastiğinin fırlaması sonucu ikiye ayrılır. Söylentilere göre kaza esnasında bilincini kaybeden Richardson’un kendine geldiğinde ilk gördüğü şey “Ommen, Holland 66,6 km” yazan tabeladır. Son olarak filmin hayvanat bahçesinde çekilen sahnelerinde görevli olan bir çalışan vahşi hayvan terbiyecisinin bir aslan tarafından parçalanarak öldürüldüğü iddia edilmektedir.

3- THE EXORCIST (1973)exorcist-regan

Exorcist gösterime girdiği dönemde gerek konusu gerekse çekimler esnasında yaşanılan açıklanamayan olaylarla uzun zaman adından söz ettirmeyi başarmış bir baş yapıttır. Çıkan bir yangın sonucu set tamamen yanmış ancak alevler garip bir şekilde Regan’ın odasına sıçramamıştır. Tamamen baştan inşa edilen sette bir kez daha yangın çıkmıştır. Zaman zaman eşyaların da kaybolduğu sette oyuncular Linda Blair ve Ellen Burstyn ufak kazalar atlatıp yaralanmışlardır. Filmin ışıkçısı ve kameraman asistanı çekimler esnasında hayatlarını kaybetmiştir. Bütün bu olaylar olurken set defalarca gerçek rahipler tarafından kutsanmıştır ancak olayların ardı arkası kesilmemiştir. Filmin prömiyerinin yapıldığı esnada sinema salonunun karşısındaki kliseye yıldırım çarpmış ve tahribata neden olmuş, binanın üzerindeki haçın düşmesine sebep olmuştur. Bu olay ulusal haberlere konu olunca lanet söylentileri iyice yayılmıştır.

4- THE AMITYVILLE HORROR (1979-2005)amityville79

1974 senesinde Ronald DeFeo Jr, anne babası ve iki kız, iki erkek kardeşini tüfekle vurarak öldürür. Kısa bir süre yakalanan Ronald evin onunla konuştuğunu ve ailesini öldürmesini emrettiğini söyler. Üçüncü dereceden cinayet suçlamasıyla mahkum olur. Ev 1975 senesinde George ve Kathy Lutz çifti tarafından satın alınır. Üç çocuklarıyla beraber eve taşınan çift sadece yirmi sekiz gün burada yaşar ve bir gece ansızın oradan ayrılmak zorunda kalır. Ailenin iddialarına göre George bir takım seslerin etkisi altında kalır ve ailesine şiddet uygulamaya başlar. Aynı zamanda evde paranormal olaylar da gerçekleşmektedir. Bu hikaye 1977’de yazar Jay Anson tarafından kaleme alınır ve bestseller olur. İlk kez 1979’da filme çekildiğinde sette bir çok aksilik yaşandığı söylentileri çıkar ancak reklam için olduğu düşünüldüğünden ciddiye alınmaz. 2005 senesinde hikaye bir kez daha sinemaya uyarlanır. Her iki filmde de George Lutz rolünde izlediğimiz aktörler James Brolin ve Ryan Reynolds başlarından tuhaf olaylar geçtiğini iddia eder. James Brolin başlangıçta rolü kabul etmekte kararsızdır. Ancak romanı okuyup bitirdiği esnada askıdaki pantolonların ansızın düşmesiyle korkar ve sandalyesinden tehlikeli bir şekilde atlar. Bunun bir işaret olduğuna karar veren Brolin rolü kabul eder ve oyunculuk kariyerinin en önemli işlerinden birine imza atar. 2005 senesinde yeniden çekilen filmin başrolü Ryan Reynold ise çekimler süresince her gece 03:15’te ansızın uyandığını söylemektedir. Bu Ronald DeFeo’nun cinayetleri işlediği saattir.

5- ROSEMARY’S BABY (1968)rosemarysbaby

Rosemary’nin Bebeği filminde, kocasının ünlü olmak için cadılıkla uğraşan komşularıyla yaptığı anlaşma sonucu, şeytani bir varlık tarafından hamile bırakıldığından bihaber olan masum bir kadının amansız mücadelesi anlatılır. Filmin yapımcılarından William Castle film gösterime girdiği esnada onu satanist olmakla ve büyücülüğü özendirmekle suçlayan bir takım tehdit mektupları alır. O dönemde bir çok sağlık problemi yaşayan adam film yüzünden lanetlendiğine inanır. Yine bir rahatsızlık sonucu hastanede baygın yatarken “Tanrı aşkına Rosemary, o elindeki bıçağı bırak.” diye sayıkladığı söylenir. Filmin yönetmeni Roman Polansky’nin eşi 1969’da, dokuz aylık hamileyken Charles Manson’ın tarikat üyeleri tarafından öldürülmesi de yine filmin laneti olarak görülür. Bir diğer söylenti de filmin müziklerini yapan Kryztof Komeda’nın kan pıhtısı sebebiyle ölümünün filmdeki bir karakterin ölümüyle benzerlik taşıdığıdır. Son iddia ise John Lennon’ın filmin çekildiği Dakota Otel’in önünde fanatik bir hayranı tarafından öldürülmesidir. Bunun da filmin laneti sonucunda gerçekleştiğine dair bir takım söylentiler olmuştur.

6- THE EXORCISM OF EMILY ROSE (2005)emilyrose

Tuhaf olayların sadece eski korku filmlerinde gerçekleştiğine inanıyorsanız size yakın dönem korku filmlerinden bir örnek verelim. Yine gerçek bir hikayeye dayanan The Exorcism of Emily Rose filminin etkileyici performansıyla gönülleri fetheden başrol oyuncusu Jennifer Carpenter çekimler süresince tuhaf olaylar yaşadığını anlatır. Çekimler esnasında Carpenter’ın radyosu kendiliğinden açılır ve Pearl Jam’in “Alive” isimli şarkısı çalar. Her seferinde saatler gece 03:00’ü gösterir ve şarkının “I’m alive” kısmı defalarca tekrar eder.

7- THE CONJURING (2013)the-conjuring

Yönetmen James Wan son dönemlerde yaptığı başarılı filmlerle kendinden bolca söz ettirmeyi başarmıştır. O’nun en başarılı yapımlarından biri olan The Conjuring, paranormal araştırmacı çift Ed-Lorraine Warren çiftinin kaydettiği bir vakaya dayanır. Wan ofisinde filmin senaryosu üzerine çalışırken köpeği sık sık boşluğa doğru havlar ve bir köşeye saklanır. Filmin başrol oyuncusu Vera Farmiga’nın senaryonun kayıtlı olduğu bilgisayarının ekranı sebepsiz yere çatlar üstelik izler pençe şeklindedir. Bu olaydan oldukça etkilenen Farmiga bir daha senaryoyu evine sokmaz. Filme konu olan vakayı yaşayan Perron ailesi üyeleri sete ziyarete gelir ancak anne Carolyn Perron oranın yakınında olmayı dahi kabul etmez. Yine de lanetler zincirinden kurtulamaz ve göremediği tuhaf bir varlık tarafından itildiğini iddia ettiği bir kazada düşerek yaralanır. Yine aynı dönemlerde film oyuncularının ve set çalışanlarının kaldığı otelde yangın çıkar ve oteli tahliye etmek zorunda kalırlar.

8- THE POSSESION (2012)the-possesion

Filmde anne babası yeni boşanmış küçük bir kızın garaj satışından aldığı Dybbuk kutusu tarafından ele geçirilişi anlatılmaktadır. Yine gerçek bir hikayeye dayandığı söylenen filmin çekimleri esnasında ekip bir hayli zor anlar yaşar. Set ışıklarının defalarca patlamasından tutun da sıcaklığın aniden şaşırtıcı derecede düşmesine kadar birçok garip olay yaşanır. Setin deposunda yangın çıkmasıyla beraber ekip iyice korkar. Tüm bu yaşananlardan sonra filmde kullanılması kararlaştırılan gerçek Dybbuk kutusunun sete getirilmesinden vazgeçilir.

9- THE INKEEPERS (2011)the-innkeepers

The Yankee Peddler Oteli parlak günlerini çoktan geride bırakmıştır. Sadece iki çalışanı ve birkaç tuhaf müşterisi bulunan otel yakın zamanda kapatılacaktır. Otelin paranormal olaylara meraklı iki çalışanı bir takım kayıtlar yaparak hem meşhur olmak hem de otel hakkında çıkan perili söylentilerini doğrulamak istemektedir. Filmin özeti kısaca bu olsa da arka planda çok tuhaf olaylar yaşandığını söyleyebiliriz. Filme konu olan The Yankee Peddler Oteli’nin gerçekten perili olduğu hakkında söylentiler vardır ve film seti olarak da yine bu otel seçilir. İlk günden itibaren garip olaylar yaşanmaya başlar. Kapılar durduk yere çarpar, elektronik aletler kendiliğinden açılıp kapanır ve lambalar sürekli patlar. Çekimler esnasında tüm ekip çalışanları her gece tuhaf rüyalar gördüklerinden bahseder. Tüm bu olaylara şüpheyle yaklaştığını söyleyen yönetmen Ti West’e göre en tuhaf olan şey ise filmde en lanetli oda olarak seçilen Honeymoon Room’un gerçekten de paranormal olayların en sık görüldüğü oda olmasıdır. Bu gerçeği film çekimi bittikten sonra öğrenir ve çok şaşırır. Çünkü odayı seçmesi tamamen teknik sebeplere dayalıdır. Film çoğu kişi tarafından beğenilmemiş olsa da söylentiler gündemi epeyce bir süre meşgul etmiştir.

10- THE TWILIGHT ZONE THE MOVIE (1983)twilight-zone-movie

Son lanet hikayemiz ise Alacakaranlık Kuşağı’dan. 1983 senesinde dört kısa hikayeden oluşan film çekimleri esnasında gerçekleşen helikopter kazasını duymayan yoktur. Filmin yıldızı Vic Morrow ve iki çocuk oyuncunun ölümüyle sonuçlanan kazadan sonra set güvenliği ile ilgili bir çok tartışma yaşanmış ve yeni çıkan yasalarla sıkı tedbirler alınmıştır. Kaza son derece trajiktir. Helikopter pervanesinin çapması sonucu çocuk oyuncu Renee Shin-Yi Chen’in bedeni parçalanmış, diğer çocuk oyuncu Myca Dinh Le ve tecrübeli aktör Vic Morrow’un başları kopmuştur. Daha sonrasında çocukların kayıt dışı çalıştırıldığı ortaya çıkmıştır. Ancak filmin lanetli olduğu söylentilerini ortaya çıkaran şey sadece bu üzücü kaza değildir. Vic Morrow’un bu olaydan bir sene önce helikopter kazasında öleceğini öngörerek bir hayat sigortası yaptırmış olduğu öğrenilir. Diğer bir iddia ise filmin konsept sanatçısının yanlışlıkla çizdiği ve helikopteri yakılmış olarak betimlendiği eskizlerin olduğu yönündedir.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burçin Yapıcı

Tüm Yazıları
Korku türü ile 6 yaşındayken bir cuma gecesi izlediği Elm Sokağı Kabusu ile tanıştı. O günden sonra çocukluğunun büyük bir bölümünü Freddy Krueger'a aşık olarak geçirdi. Korku filmlerine olan tutkusu diğer ebeveynlerin aksine annesi tarafından her zaman teşvik edildi ve birlikte sayısız defa korku film izlediler. Sadece korku sinemasına değil Korku Edebiyatına ve Paranormal olaylara ilgi duyan Burçin sıkı bir Stephen King hayranıdır. Aynı zamanda film ve eski fotoğraf koleksiyonu yapmaktadır.