Dilediğin şeylere dikkat et! Djinn - Wishmaster (1997)

Köy Katili

Korku Hikayeleri

KonukYazar

17 Kasım 2017

0 Adet Yorum

0

“Ağabeyim olay çok basit işte neyini anlamadın? Bak şimdi tekrar söylüyorum. Ben ve Cemil ön kapıda bekleyeceğiz. Sen bizi arabaya bindirip mezarlık yolundan köye gidiyoruz bahanesiyle mezarlığın önünde araba bozuldu diye duracaksın. Tam bu sırada sen arabaya bakarken ben Cemil’e diyeceğim ki “Hadi bakalım cesur genç tam zamanı mademki korku nedir bilmezsin gel mezarlığa girelim de öğren”. Zaten o sırada o kem küm etmeye başlar. Ama mutlaka korksa da illa mezarlığa girer. Zaten yol yokuş ya, o sırada orada bekleyen Ahmet’le Sami ile siz arabayı boştayken itersiniz aşağıya doğru patika yoldan çevirip gizlersiniz ağaçların oraya…”

Pür dikkat dinleyen ince yüzlü oğlan bir yudum çay aldıktan sonra söze karıştı. “Ulan iyi de bu nasıl plan aga!? Adamı korkutalım diye gece gece başımıza iş almayalım?”

Ama genç oğlan heyecanla anlatmaya devam etti. Sağ ayağını kıvırıp diğerinin altına koymuştu. “Hacı ne iş alacağız be ne olacakmış ki? Kim ne dermiş? Biz buralıyız olum. Zaten orada kimse olmaz o saatte. Hem dur bak daha bitmedi. Asıl olay şimdi başlıyor. Şimdi siz arabayı köşeye bıraktınız ya …”

Kapının önünde Cemil ve Rasim bekliyordu. İçeride beyaz çarşafları torbaya dolduran Ali Rıza saçma bir iş yaptıklarının farkındaydı ve sadece o gece yapacak başka iyi bir işi olmadığını düşünerek kendini avutuyordu. Siyah torbaya sözde hortlak kostümlerini iyice teperek ağzını bağladı. Ön odadan gelen eniştesi, ablası, anne ve babasının sohbet seslerine de kulak veriyordu ara sıra. Babasının onu gereksiz yere yine odaya çağırmasından çekinerek elini çabuk tutuyordu. Telefonunun sesini duydu bir ara. Mesaj gelmiş olmalıydı, kısa çaldı. Telaşlanarak odasında tedirgin tedirgin aradı telefonunu. Ama bulamıyordu. “Uff” önünde duran poşete baktı gözleri kaldırdı. Telefon altındaydı. Aldı, mesaj atan Ahmet’ti. <biz geldik ağaçlıkların oradayız> yazıyordu. Elini çabuk tutup torbayı aldığı gibi dışarıya fırladı.

“Eeee?”

“İşte o sırada siz beyaz çarşafları giyeceksiniz” Hiç oralı olmadan döndü önüne doğru Sami. “Ne var la ne oldu?”

Önüne bakarak cevap verdi genç adam. “Rasim kafayı yemişsin olum sen” diğerleri güldüler buna. Ve bir ara işin ciddiyeti bozuldu. Ama Rasim kararlıydı.

“Korkuyorum diyemedin mi? Bana çamur atıyorsun!”

Genç adam masaya döndü bu kez. “Oha be oğlum olacak iş mi? Biri görse halimizi ne der? Hah dayı emminin gördüğünü düşün kıçına sıktı mı saçmayı bulursun belanı!”

“Doğru diyor” dedi Ali Rıza.

Rasim aldırış etmeden devam etti. “Bak şimdi çarşafları giydiniz ya. Tam o sırada mezarlıktan döneceğiz biz. Bir bakacağız ki araba yok…”

“Hadi gençlik gidelim”

“Neyle gideceğiz” diye sordu Cemil.

“Babamın arabayı alacağım, Rasim bakıp durma al şunları koy bagaja hadi aç arabayı geliyorum ben ayakkabılarımı bağlıyım”

Rasim torbaları alırken, Ali Rıza’da cırt cırtlı spor ayakkabılarının üzerine basmaktan vazgeçip tamamıyla giydi ayağına. İlerde yürüyen iki gence bakıp gülümsedi. <Ne aptalız ya> diye düşünmeden de edemedi.

“Ne var bu poşetlerde hacı”

“Çamaşır falandır Cemo ya halasına mı götürüyor napıyor anlamadım ki belki kalır orda da ondan almıştır yanına birkaç bişiy”

77 model murat marka arabanın bagajını açıp poşetleri koydu Rasim. <<Görcen sen çamaşırı>> diyordu içinden. İçten içe de gülüyordu. Bir ara kahkaha atacak olduysa da tuttu kendini. Gülümsemek için daha erkendi ne de olsa.

“Sonra biz panik falan tabi siz o ara arkamızdan dolaşacaksınız beyaz çarşaflarla biz ileriye doğru giderken mezarlığın içinden çıkıp bizi korkutacaksınız. Cemil donuna yapacak sonra gülmekten öleceğiz plan bu”

“Gençler başka işimiz yok mu?” diye sordu herkese Ali Rıza. Herkes bir ara birbirine baktı. Gerçekten de yoktu. Hepsinin askerliği neredeyse gelmişti. Gideceklerdi. Bu yüzden de zaten son bir kaç ay kaldığından hiç bir iş tutmuyorlar, köylü adetlerine göre salıverilmişler, gönüllerince gezip dolaşıyorlar, ne isterlerse yapıyorlardı. Köylerinde askerliği yakınlaşmış gençlere laf bile söylenmezdi öyle fazla. Onlar ne isterlerse yaparlar, babalar anneler daha dikkat ederlerdi. “Kırılmasınlar, hep istedikleri olsun. Zaten askere gidecekler şurada ne kaldı?” diye.

Araba mezarlık yoluna doğru saptı. Yavaş yavaş ilerliyorlardı. Etrafta ne bir ışık ne de bir ev vardı. Her taraf ağaçlıktı ve yol çakıldı. Hacı Murat’ın kabak tekerlekleri, bozuk ön takımı sayesinde yürüyen bir konserve kutusundan farksız sarsılırken arada Ali Rıza ve Rasim bakışıyor, arka koltuktaki Cemil’e bir şey fark ettirmeden kendilerince eğleniyorlardı. Cemil ise etrafa meraklı gözlerle bakıyor kimi zaman eski anılarını canlandırıp gördüğü ağaçlardan tedirgin oluyordu. Henüz on sekiz yaşındaydı ve köye yeni gelmişti. Buraları pek bilmezdi. Babasının zoruyla arkadaşlarını bırakıp burada on beş gün geçirmek kolay olmadığından ortama uyum sağlamayı denemiş ve köy gençlerinin arasında çabuk kaynaşmıştı. Her ortama uyardı o. Sakin ve sessizdi. Karşısındakini dinler öyle konuşur, ön yargısız, dikkatli hareket etmek isterdi

Araba yavaşlayarak durdu. Boş bulunan Cemil birden “Ne oldu?” diye öne doğru atıldı iki koltuğun arasından. “Dur oğlum korkma” dedi Rasim. “Bir şey yok araba bozuldu”

Az önceki halinden çabuk kurtulan Cemil yaslandı arkasına. “Ne korkacağım ya kaza oldu sandım”

“Öyledir öyle in aşağıya da bakalım”

Hep birlikte indiler arabadan. Ali Rıza kaputu açtı. Bir süre inceledi. Tekrar binip arabaya çalıştırmayı denedi. Ama tabi sadece kontağa basıyor gaz vermediğinden motor çalışmıyordu.
“Nesi var aga?” dedi Rasim. “Bilmiyorum ki ya çalışmıyor. Yapmaya çalışacağım, sürer biraz bekleyin”

“Tamam.” Başını kaputtan kaldırıp sağ tarafındaki mezarlığa doğru bakmaya başladı Rasim, çok şaşırmıştı ilk defa görüyordu sanki. “Hobaaa Cemil mezarlığın önündeyiz lan. Cesur şövalye. Gir bak bakalım kimler hala sütünü içip uyumamış hea?” güldü hemen ardından. İyi rol yapıyordu. Cemil arabaya sırtını vermiş mezarlığa ve ilerisindeki karanlıklara doğru bakıyordu.

“Gi..girerim n.. ne.. olcak” sesindeki titreyiş her şeyi belli ediyordu aslında. Cemil korkağın tekiydi. Hem de öyle böyle değil. Hastalık derecesinde korkuyordu.

“Gel gel birlikte girelim korkudan ölüp kalma oralarda.”

Bir adım attı öne doğru Cemil ve “Girelim” dedi sessizce. Yanına yaklaştı Rasim. “Oğlum ben ciddiyim boşver herkes korkar. Korkuyorum de vazgeç gerek yok. Korkmak Allah’ın emri”

Canını alın da inadına dokunmayın Cemil’in. Asla demezdi. Cesaret buldu Rasim’in bu laflarından. Anlaşılmıştı işin ucu. Amaç korkutmaktı Cemil’i. Ama o kadarda değildi.

“Yok, birader gel ben önden gidiyorum bak sorun yok girelim” kendine gelen sahte cesarete ölesiye güvendi Cemil. Attı adımlarını ileri doğru. Atladı kısa duvardan bastı toprağın üzerine, hissetti toprağı.

“Öyleyse gelirim birader. Sen tamamsan ben doğuştan hazırım.” Yaktı el fenerini Rasim, atladı Cemil’in yanına. “Yürüyelim arkadaşlar!” ileriye doğru yürüdü bir kaç saniye. Taş mezarların yanından yavaşça geçiyordu. Oda korkuyordu ama az sonra çok güleceklerdi. Soğuk mezar taşlarına dokunarak ilerlediler. Bacaklarını hafifçe kırdı Cemil dikkatlice karanlıkta görebildiği kadarıyla basmadan ilerlemek istiyordu taşlara. Ama yol ilerledikçe karanlıklaşıyordu. Nereye gidiyorlardı? Ölüme mi? Titremeye başladı Cemil. Beyazlıklar görüyordu ilerde. Bir mezar taşının arasından çıkan beyaz bulut büyüdükçe büyüdü gözlerinde.

“Cemil, Cemil! Oğlum iyi misin?” takılı kalmıştı gözleri ilerdeki bilinmeyenlere.

“Araba tamamdır. Hadi gençlik eğleniyoruz biraz Ali Rıza sen burada bekle biz çarşafları giyip gidiyoruz vaktidir herhalde.”

“Tamam. Ulan yaptığın işlere bak Rasim çocuk gibi oyun oynattırıyorsun bize. Tövbe estağfurullah”

Bagajı açtı Sami. Çıkarttığı poşeti Ahmet’e verip kapattı tekrar.

“Amma bağlamışsın be oğlum açılmıyor bu poşet!” diye karşıdan onlara bakan Ali Rıza’ya seslendi Ahmet. Ali Rıza taşın kenarına oturmuş onları izliyordu.

“Ne yapayım adam fark etmesin diye bağladım. Yırt ağzınla”

“Öyle yapıyorum zaten”

Bu arada Cemil bir mezar taşına kapanmış başını yere devirmiş ağlıyordu. Sessizce de hıçkırıyordu. Mermerin soğukluğunu hissederken ellerindeki kanı bir yandan da dayandığı mezarın toprağına siliyordu.

Çarşafları giyen iki genç karanlıkta zar zor görerek ilerliyorlardı. İkisinde de fener vardı. Sağ ellerinden çıkarmışlardı el fenerlerini çarşafın altından yine de göremiyorlardı tam olarak.

“Ulan böyle hayalet mi olur” dedi Sami. Kısık sesle cevap verdi Ahmet. “Eee ne yapacağız?”

“Gel buraya daha gelmemişler belli ki ortada dolaşacağımıza fenerleri kapatıp çökelim şuraya kıpırtı oldu mu çıkarız.”

İkisi de mezarlığın karşısındaki ağaçlıklara çöktüler. Kıpırtı olmasını bekliyorlardı. Az sonra çalıların arasından bir şeyler oynadı. Ama mezarlıktan değil arkalarından geliyordu. Birden bir darbe sesiyle bir şeyler çalıların arasına yuvarlandı. “Sami, Bu kim? Çıkalım mı?” ama yanıt yoktu. Çarşafın altındaki Ahmet cevap alamayınca korkudan bir daha konuşamadı. Titremeye başladı. Ne çarşafı açıp kim olduğunu görmeye cesaret edebiliyordu, ne de bir daha soru sorup cevap alırsa ne olacağını merak etmeye. Çalılarda yürüyen şey uzaklaşırken Ahmet’in duyduğu kan kokusu kalbinin yerinden çıkarcasına çarpmasına neden oldu. Çömelmiş yavaşça yürüyordu. Birkaç adım attı ki sağ tarafındaki arkadaşının kanlı cesediyle karşılaştı. Kanı ellerine bulaşmıştı. Karanlıkta saatlerce bekleyen Ahmet’in gözüne korkudan uyku girmedi. Bir daha da kimse onu o çarşafın içinden çıkaramadı. Sabah köylüler onu bulduğunda, hala çökmüş bekliyordu ve güneş ışığı her yeri aydınlatmasına rağmen hala çarşaftan dışarı çıkmak istemiyordu. Bir kaç gün sonra zar zor düzeldi. Bazı geceler annesi ve babasının, yatağın altında O’nu çarşafın içinde “Sami! Neredesiniz?” diye sayıklarken bulduğu oluyordu. Bir ay sonra yine bir gece yatağının altında ölü bulundu. Çarşafa saklandığı ve havasızlıktan boğulduğu sanılıyordu…

Diğerleri mi? O geceden sonra Cemil taşın başında uyuyakalmıştı. Jandarmanın tuttuğu tutanağa ve olay yeri incelemesine göre, Cemil üç kişinin ölümünden sorumlu tutuldu. Ani travma sonrası akli dengesini yitirip kurbanlarının kafalarına büyük sert bir taşla vurarak öldürdüğü anlaşıldı. Rasim’e öldürdükten sonra bile taşla vurmaya devam etmiş, parçalamış ve bir mezarın üzerine yatırmıştı. Ali Rıza ise arabanın bagajında bulundu. Kafatası kırılmış, beyin kanamasından ölmüştü. Sami ise çarşafı sıkılarak önce boğazlanmış sonra ses çıkarmasın diye ağzına bastırılan bir taşla boğazı parçalanmış, cesedi çarşafa sarılıp ağaçlıkların arasına atılmıştı… Cemil akıl hastanesine sevk edildi. Bir yıl sonra kaçtığı iddia ediliyor.

SON

Korkucu.com için yazan Jordan Miller

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Konuk Yazar

Tüm Yazıları
Yazılarıyla sitemize katkıda bulunan konuk yazarlarımız.

YORUM YAZ