Bazen ölü kalmak daha iyidir! Pet Sematary (1989)

Korkuseverlerin Bayılacağı, Amerika’dan 30 Rota Önerisi

Korku Listeleri

BurçinYapıcı

14 Ağustos 2017

0 Adet Yorum

0

Her ne kadar yollar uzak, biletler pahalı da olsa biz film severlerin en büyük hayalidir o bayıldığımız filmlerin çekildiği yerleri gezip görmek. Olur da yolunuz oralara düşerse diye sizler için Amerika’da bulunan yirmi dokuz gerçek korku filmi mekanını derledik. Şayet giderseniz bol bol fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyin. İyi geziler…

1- THE EVIL DEAD (1981) CABIN – MORRISTOWN, TENNESSEE

Üç güzel kadın ve iki erkek kısa bir tatil için medeniyetten uzakta ki bir dağ kulübesine doğru yola koyulur. Elbette burada onları kötücül bir sürpriz beklemektedir. Çoğumuzun Necronomicon’ı ilk kez duyduğumuz, değişik çekim açılarıyla ve mizahi öğelerle kalplerimizi fetheden The Evil Dead, Tennessee, Morristown ormanlarında çekilmiştir. Çekimler sürerken kabin büyük derecede hasar görmüş ve yıllar içerisinde de yıkılmıştır. Günümüzde sadece bacası kalmış bir şekilde ormanda kalıntıları durmaktadır. Yine de özel mülk alanı olduğundan gezmek veya çekim yapmak için izin almak gerekli.

2- THE EXORCIST (1973) STAIRS – WASHINGTON, D.C.

Chris Macneil oyunculuk kariyerinde başarılı bir grafik çizen bekar bir annedir. On iki yaşındaki kızı Regan ile huzurlu bir hayat sürerler. Ancak çocukluktan ergenliğe doğru hızla geçiş yapan kızının birdenbire tuhaf davranışlar sergilemeye başlamasıyla hayatları bir kabusa döner. Tıbbın çaresiz kaldığı noktada imdada hayırsever pederimiz Karras yetişir ve şeytanın ele geçirdiği on iki yaşındaki masum kızı kurtarmak için kendini feda eder. İşte Peder Karras’ın ölümüne sebep olan meşhur merdivenler de Washington, D.C.’de M Street Kanal Yolu’ndadır. Elbette günümüzde kimi vatandaşlar tarafından sadece spor yapmak için kullanılsa da The Exorcist hayranlarının gözünde orası hala lanetli ve çok özel bir yer olma özelliğini korumaktadır.

3- VERTIGO (1958) HOTEL VERTIGO – SAN FRANCISCO

Alfred Hitchcock filmleriyle sadece oyuncuları değil mekanları da ünlü yapan, dahi bir yönetmendir. Mekan seçiminde son derece titiz davranan yönetmen bir de farklı kamera açıları kullanınca biz izleyicilerin gözünde o mekanlar kutsal birer mabede dönüşür. Vertigo filminde Judy Barton’ın evi olarak seçilen o günkü adıyla Empire Otel’de bunlardan yalnızca biri. Otel günümüzde ‘Otel Vertigo’ adını almış ve hala turistlere hizmet vermektedir. 1960’ların dekorasyon anlayışının kullanıldığı otelin lobisinde ise sürekli olarak Vertigo filmi oynatılmaktadır. Oldukça rağbet gören otel çalışanları kendilerine Hitchcock’tan miras kalan bu şöhretten oldukça memnun gözüküyor. Yolunuz San Francisco’ya düşerse bir gidip görmenizi tavsiye ederiz.

4- HALLOWEEN (1978) HOUSE – LA, CALIFORNIA

Haddonfield sakinleri için sıradan bir cadılar bayramı, canavar ruhlu katil Michael Myers’ın ortaya çıkmasıyla korkunç bir kabusa döner. Aslında düşük bütçeli bir yapım olan Halloween gişe rekorlarını altüst etmiş, korku sinemasının unutulmazları arasına girmeyi başarmıştır. Myers’ın ürkütücü cinayetler serisinin başladığı ev meşhur Sunset Bulvarı’nın kuzeyinde Orange Grave Caddesi’nde yer almakta ancak filmdeki gibi bir korku yuvası olmaktan çok uzak, sıradan bir aile evi. Özel mülk statüsünde olduğundan ziyaretçi kabul edilmiyor ancak çevresinde öz çekim yapmanızda herhangi bir sakınca yok.

5- JAWS (1975) BRIDGE – EDGARTOWN, MASSACHUSETTS

Yaz tatili demek deniz, kum, güneş, mutlu yüzler, huzurlu insanlar demek… Gerçekten de öyle mi? Usta yönetmen Steven Spielberg 1975 senesinde Jaws filmini çekene kadar kimse bir yaz filminde böylesine dehşete düşmeye beklemiyordu. O uğursuz müzik ne zaman çalsa kan gövdeyi götürüyor, insanlar köpekbalığı saldırılarına karşı çaresiz kalıyordu. Filmde kasaba sakinleri bu korkunç ölümleri kullanarak turistik eşya satışlarını canlı tutar. Gerçek hayatta da işler bundan çok farklı değildir. Filmin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen çekildiği mekanlar turistler tarafından hala rağbet görmektedir. Gerçek adı “American Legion Bridge” olan köprü halk arasında Jaws Köprüsü olarak anılır. Filmde Roy Scheider köpekbalığı saldırısı esnasında bu köprüden koşarken görülür. Köprü her ne kadar “Big Bridge” olarak anılsa da aslında birkaç arabanın ancak geçebileceği kadar küçüktür. Kendisi küçük, şöhreti büyük köprümüzü ziyaret ederseniz yakınlardaki plajlara da uğrayabilir, filmin çekildiği diğer mekanları yakından görebilirsiniz.

6- THE AMITYVILLE HORROR (1979) HOUSE – AMITYVILLE, NEW YORK

Sene 1974, soğuk bir kasım gecesi, saatler 03:15’i gösterirken Ronald DeFeo Jr. 112 Ocean Avenue’da tüm ailesini soğukkanlı bir şekilde katletmiş ve bunu ona yaptıranın ev olduğunu öne sürmüştü. Olaydan bir sene sonra Lutz ailesi evi satın almış ve onlar da şeytani varlıklar tarafından rahatsız edildikleri gerekçesiyle taşınmalarından yirmi sekiz gün sonra apar topar evden ayrılmışlardır. Cinayetler sayesinde yeterince kötü bir şöhrete sahip olan ev Lutz ailesinin hikayesiyle bir kez daha gündeme gelmiş ve hemen ardından önce romana konu edilmiş, sonra da filme çekilmiştir. Lutzlar’dan sonra eve başka aileler de taşınmış ancak hiçbirinin başına paranormal bir olay gelmemiştir. Buna rağmen evin kötü şöhreti hala hafızalardan silinmemiştir. Şu an özel mülkiyet olan evi görmek isterseniz rotanızı New York, 112 Ocean’a çevirmeyi unutmayın.

7- THE MUNSTER (1964-1966) MANSION – WAXAHACHIE, TEXAS

1960’ların sevilen tv şovu The Munsters, Teksas – Mockingbird Heights’da çekilmiştir. Charles ve Sandra Mckee adlı çılgın bir çift serideki köşkü birebir inşa etmek için koca bir bütçe ve uzun yıllar harcamışlardır. Ancak lokasyon olarak dizinin çekildiği yeri değil de Waxahachie – Teksas’ı seçmişlerdir. Evin iç dekorasyonunda da her türlü ayrıntıya yer verilmiştir. Şimdilik evi orjinalinden ayıran tek şey yeni görüntüsü ancak yakın zamanda biraz işçilikle onu da halledecekler. Ev Ekim ayında ve cadılar bayramında meraklı ziyaretçilere kapılarını açıyor.

8- CITY METHODIST CHURCH – GARY, INDIANA

Sıradaki durağımız 1926 senesinde büyük bütçeler harcanarak İngiliz gotik mimarisine uygun olarak inşa edilmiş bir klise. Başlangıçta çok rağbet görmüş ancak 1970’li yıllarda kasabanın popülasyonunun azalmasıyla birlikte ziyaretçi sayısı günden güne düşmüş, sonunda kaderine terk edilmiştir. Peki biz bu kliseyi nereden hatırlıyoruz? Aslında birçok filme ev sahipliği yapmış olmasına rağmen bunlardan en önemlisi biz korkucuların çok yakından tanıdığı A Nightmare on Elm Street.

9- GREYSTONE MANSION –  BEVERLY HILLS, CALIFORNIA

Greystone Konağı inşa edildiği tarihte Kaliforniya’nın en pahalı evi olarak bilinirmiş. 1928’de petrol kralı Edward Doheny bu evi oğlu Ned Doheny Jr. ve ailesine armağan etti. Ancak ailenin lüks masalı çok kısa sürdü. Eve taşınmalarından dört ay sonra Ned Doheny Jr. çocukluk arkadaşı Hugh Plunket tarafından öldürülüyor. Aslında bu kısmı hala muamma çünkü Ned’in eşi silah seslerini duyup odaya girdiğinde her iki adamda yerde kanlar içinde cansız yatıyordu. Şimdiye kadar ne sebebi ne de nasıl gerçekleştiği çözülememiş ancak tahminlere bakacak olursak Ned ve Hugh arasında eşcinsel bir ilişki yaşandı ve kıskançlık kavgası onları bu korkunç sona doğru sürükledi. Sonrasında yas tutan Edward Doheny evi kamuya bağışladı ve 1976’da Ulusal Tarihi Yerler’in kayıtlarına eklendi. Ve bizler aslında hikayesini bilmediğimiz bu eve filmler aracılığıyla defalarca kere konuk olduk. Başlıca filmler; The Big Lebowski, Ghostbusters 2, Gilmore Girls, The Witches of Eastwick. Bu görkemli binaya ziyaretçi kabul edilmiyor ancak arazide istediğiniz gibi dolaşabilirsiniz.

10- A NIGHTMARE ON ELM STREET (1984) THOMPSON’S HOME – LA, CALIFORNIA

Rüyaların peşinden koşmak deyimini hepimiz sıkça kullanırız. Ancak bu Elm Sokağında yaşayan gençler için geçerli değil zira onlar hayatta kalabilmek için rüyalarından daha doğrusu kabuslarından kaçabilmeyi başarmak zorundaydılar. Wes Craven’ın unutulmaz filmi A Nightmare on Elm Street filmi korku seven sevmeyen herkes tarafından bilinir. Filmin sadist katili Freddy Krueger ise tüm şeytaniliğine rağmen korku filmi karakterleri arasında en çok sevilen olmayı başarmıştır. Gelelim filmin listemizi ilgilendiren kısmına. Bir, üç ve yedinci filmlerde arz-ı endam eden güzel kızımız Nancy Thompson (Yedinci filmde kendini yani Heather Langerkamp’ı canlandırır. Ancak sahneler arasında Nancy olarak da görürüz) alkolik annesi ile Elm Sokağı’ndaki bu tatlı mı tatlı evde oturmaktadır. Zavallı Nancy arkadaşlarını tek tek kaybetmenin acısıyla sarsılırken bir yandan da Freddy’den kurtulmanın yollarını aramaktadır. Filmin çoğu sahnesinin geçtiği bu evin bulunduğu sokağın adı Genesse Caddesi ve filmdekinin aksine burası oldukça sakin, huzurlu bir sokak. Ev kişisel bir mülk olduğundan ziyaret ve izinsiz fotoğraf çekimi yasak. Ama oralara kadar giderseniz bu ikonik evi görmeden dönmeyin.

11- MILLENNIUM BILTMORE HOTEL – LA, CALIFORNIA

1984 yapımı Ghostbusters filminin meşhur otel sahnesini hatırlamayan yoktur. Eski bir itfaiye binasından bozma iş yerlerinde umutsuzca müşteri bekledikleri bir anda gelen telefonla sevinen üç çılgın hayalet avcısı tamamen kendi icatlarından oluşan ekipmanlarını sırtlanır ve sinema tarihinin unutulmazları arasına giren o muhteşem arabalarına atlayarak Sedgewick Otel’in yolunu tutarlar. Bu onların profesyonel olarak üstlendikleri ilk vakadır ve aslında kendileri de tam olarak ne yapacaklarını bilemezler. Otelin on ikinci katına dadanan ve filmin simgelerinden biri haline gelen obur hayalet Slimer’ı yakalamak için amansız bir mücadeleye girişirler tabi bu arada oteli tarumar ederler. Sonunda Slimer’ı kıstırmayı başarırlar ve bu kariyerlerinde bir dönüm noktası haline gelir.

Aslında Ghostbusters, 1923’te inşa edildiğinde Missisipi’nin batısındaki en büyük otel olan Millennium Biltmore Otel’in ev sahipliği yaptığı filmlerden sadece biri. Mad Men’den Chinatown’a kadar sayısız filmde bu oteli görmek mümkün. Merhum başkan John F.Kennedy’nin başkan seçildiği 1960 Demokratik Ulusal Kongre’ye de ev sahipliği yapan otelde bir gece kalabilir veya çevresinde fotoğraf çekebilirsiniz.

12- HOUSE ON HAUNTED HILL (1959) ENNIS HOUSE – LA, CALIFORNIA

Klasik korku filmi denilince akla ilk gelen isimlerden biri usta aktör Vincent Price’dır. House on Haunted Hill filminin açılış sahnesinde Watson Pritchard (Elisha Cook Jr.) korku dolu gözlerle kameraya bakar ve “Bu gece hayaletler kol geziyor.” diyerek evin karanlık mazisini ürkekçe anlatır. Hemen arkasından bu kez Vincent Price’ın hayat verdiği Frederick Loren ekrana gelir ve suratında son derece küstah, korkusuz bir ifadeyle konuşmaya başlar;

“Ben Frederick Loren. Lanetli tepedeki evi, eşim parti verebilsin diye kiraladım. Perili ev partisi. Çok eğlenceli birisidir. Yiyecek, içecek ve hayaletler ve hatta belki de birkaç cinayet.” der ve hepimizi bu korkunç partiye davet ederek cümlelerini sürdürür. Eğer burada on iki saat hayatta kalmayı başaran olursa ödül olarak 10.000 $ vereceğini söyler ve akabinde kamera cenaze arabalarıyla eve gelen davetlilere dönerken Frederick Loren bize onları tek tek tanıtır.

Akıllarda yer eden bu film Los Angeles, California’da bulunan Ennis House’da çekilmiştir. 1923’te inşa edilen ev Los Feliz tepelerinde oldukça görünür bir konumdadır. Ev 1976 depreminden ve yağmurlardan zarar görmüş ve kullanılamaz hale gelmiştir. Ancak tadilatlar ile biraz daha iyileştirilen ev zaman zaman ziyaretçilere açılmaktadır.

13- THE BLOB (1958) COLONIAL THEATRE – PHONEIXVILLE, PENNSYLVANIA

Yıl 1958, sıcak bir yaz akşamı, yer Colonial Sineması. Yaklaşan ölümcül tehlikeden habersiz onlarca insan mutlu gözlerle filmlerini izlemektedir. Az sonra nereden ve nasıl geldiği bilinmeyen jölemsi bir yaratığın sinema salonunu işgal etmesiyle büyük bir izdiham yaşanır ve insanlar arkalarına bile bakmadan kaçmaya başlar. 1958’de çekilen orijinal The Blob filminin akıllarda yer eden bu sahnesine ev sahipliği yapan sinema salonu Phoneixville, Pennsylvania’da 1903’te inşa edilmiştir. Günümüzde salon hala eski görüntüsünü korumakta ve zaman zaman The Blob hayranlarının gerçekleştirdiği eğlenceli fotoğraf çekimlerine sahne olmaktadır. Kar amacı gütmeyen bir grup tarafından restore edilen ve korunan sinema salonunu ziyaret edebilir, hatıra fotoğraflarıyla gezinizi ölümsüzleştirebilirsiniz.

14- FRIDAY THE 13th (1980) CAMP NO-BE-BO-SCO – HARDWICK, NEW JERSEY

Crystal Lake Kampı işlenen cinayetlerin ardından kapatılmış ve kaderine terk edilmiştir. Ta ki 1980 senesinde cesur bir girişimci sayesinde tekrar açılana kadar. Bir grup genç işe alınır ve kamp büyük açılışa hazırlanır. Ancak gençlerin gizemli biri tarafından tek tek öldürülmesi planları alt üst eder. Son sahnesine kadar gerilimin yüksek olduğu film hafızalarda unutulmaz izler bırakmış, slasher filmler arasında önemli bir yer almayı başarmıştır.

Filmin ana mekanı olan kampımız aslında Hollywood yapımcılarının ilgisini çekmeden çok önce vahşi kamp alanı olarak hizmet vermekteymiş ve kar marjı oldukça yüksek bir işletmeymiş. Kamp günümüzde de hizmet vermeye devam etmektedir ve Camp No-Be-No-Sco adını kullanmaktadır. Yaygın olanın aksine kamp sahipleri 13.Cuma filminin şöhretinden faydalanmayı tercih etmez ve kamp ziyaretçilere kapalıdır. Yine de zaman zaman kampın etrafına turlar düzenlenmektedir.

15- HOLLYWOOD TOWER APARTMENTS – LA, CALIFORNIA

Hollywood’un Franklin Bulvarı’na bakan bir tepede inşa edilmiş bu apartman seneler içinde bir çok ünlü konuk ağırlamıştır. Humprey Bogart, Hollywood’a geldiğinde bu apartmana taşınmış, Warner Brothers’ın çoğu oyuncusu ve çalışanı da yine burada ikamet etmiştir. Brian De Palma’nın Alfred Hitchcock hayranlığının buram buram hissedildiği 1984 yapımı Body Double filminde de görülen apartmanın Disnayland’in meşhur Twilight Zone Tower of Terror yapılarının esin kaynağı olduğu da söylenir.

16- ROSENHEIM MANSION – LOS ANGELES, CALIFORNIA

Ben Harmon ve eşi Vivien’in evlilikleri zorlu bir süreçten geçmektedir. Kendilerine yeni bir sayfa açmak için kızları Violet ile beraber görkemli bir eve taşınırlar. Başlangıçta tek sorun tuhaf komşuları Langdon ailesi gibi gözükse de onları bekleyen kötü sürprizlerin ardı arkası kesilmez. American Horror Story’nin 2011’de yayınlanmaya başlanan ilk sezonu Murder House, Los Angeles, California’da bulunan Rosenheim Mansion’da çekilmiştir. Ev 1908’de dönemin popüler bir mimarı tarafından büyük bir bütçeyle inşa edilmiştir. Bir çok dizi ve filme ev sahipliği yapan ev şu sıralar meraklılarına geceliği 1.450 $’dan kiralanıyor ancak bu fiyat gözünüzü korkutmasın çünkü evde on altı kişiye kadar kalınabiliyor. Yani ortalama kişi başı 90 $ gibi bir fiyata bu evde kalabilir, Alfred Hitchcock Presents’dan Buffy the Vampire Slayer’a sayısız filmden hatırladığımız bu efsanevi köşkte unutulmaz anlar geçirebilirsiniz.

17- FRIDAY THE 13TH PART 2 (1981) JASON’S HAUNTS – WASHINGTON, CONNECTICUT

1981 yapımı Friday the 13th, Part 2 ilk filmden farklı olarak New Preston ve Kent, Connecticut’ta çekildi. Filmin üzerinden otuz altı sene geçmiş olmasına rağmen kasabada dikkat çekecek boyutta değişiklikler olmamış. Benzin istasyonu artık yerinde yok, bazı binalar farklı renge boyanmış ama onun haricinde kalan her şey aynı. Yani oraya giderseniz kendinizi film setinde gibi hissetmeniz işten bile değil. Yine de siz siz olun arkanızı kollayın. Bir yerlerden Crazy Ralph çıkıp sinirlerinizi bozsun veya daha kötüsü Jason sizi avlasın istemezsiniz değil mi?

18- THE WITCHES OF EASTWICK (1987) COHASSET, MASSACHUSETTS

Üç güzel ve yalnız kadın, ansızın ortaya çıkan cazibeli bir erkek. Aşk ve cadılık ekseninde gelişen komik olaylar. 1987 yapımı Kasabanın Cadıları filmi türünün en iyisi sayılmayabilir ancak Jack Nicholson ‘Daryl Van Horne’ karakteriyle hepimizi büyüleyen bir performans sergilemiştir. Film dışarıdan sakin görünen ancak içi fokur fokur kaynayan bir kasabada geçer. Çoğunluğu Massacuhusetts’in doğu kıyılarında çekilmiştir. Filmde geçen tüm mekanlar sapasağlam yerinde durmakta. Yolunuz düşerse keyifli bir gezinti gerçekleştirebilirsiniz.

19- BEETLEJUICE (1988) EAST CORINTH, VERMONT

Adam ve Barbara trafik kazasında ölüp de hayalet olana kadar son derece normal bir hayatları vardır. Ölümlerinden sonra evleri Delia ve Charles Deetz çiftine satılır. Zaten tuhaf olan bu çiftin bir de Lydia isimli gotik bir kızları vardır. Evlerini bu aileyle paylaşmak istemeyen Maitlandlar için zorlu bir savaş başlar ancak yufka yürekli hayaletlerimiz insanları korkutma konusunda hiç de başarılı değildir. Bu konuda yardım ararken yolları uğursuz Beterböcek ile kesişir ve her şey çığrından çıkar. 1988 yapımı bu enfes gotik filmi kesin izlemişsinizdir. Filmde kasabanın Connecticut’ta olduğunu duysak da setimiz Vermont, East Corinth’dedir. Maitland ailesinin o muazzam evi film için özel olarak inşa edilmiştir ancak sadece dış cephesi. Evin içini farklı bir mekanda tasarlamış, çekimleri orada devam etmişlerdir. Yine filmde genç çiftimizin ölümüne sebep olan köprü film için makyajlanmış, ilgi çekici bir hale getirilmiştir. Normalde derme çatma bir köprüdür. Filmin izlerine hala rastlamak mümkün elbette ama aradan çok uzun zaman geçtiği için beklentilerinizin altında bir görüntüyle karşılaşabilirsiniz.

20- GRAVEYARD SHIFT (1990) BARTLETTYARNS MILLS – HARMONY, MAINE

Bir Stephen King uyarlaması olan Graveyard Shift filminde, tekstil fabrikasında çalışan bir grup zavallı işçi ve bodrum katında saklanan canavar fareler arasında geçen ölüm kalım mücadelesi anlatılır. Ustanın diğer uyarlamalarına kıyasla çok sevilen bir film olmasa da bu ürkütücü fabrikayı görmek fena bir fikir sayılmaz.

İki yüz senelik bir mazisi olan Batternyarns Mill şuanda da üretime devam eden bir yün fabrikası. Filmde dış mekan olarak kullanılan fabrika oldukça ürkütücü bir görüntüye sahip. Harmony, Maine’e giderseniz buraya da bir göz atmadan dönmeyin.

21- PET SEMATARY (1989) FILMING SITES – HANCOCK, MAINE

Pet Sematary, izleyen herkeste derin izler bırakmış müthiş bir Stephen King uyarlamasıdır. Filmin açılış sahnesinde doktor olan Louis Creed ve sevimli ailesini yeni taşındıkları evlerinin önündedir. Uzaktan gelen tırın sesi daha ilk andan uğursuz geleceğin habercisi gibidir. Komşu Jud Crandall onlara doğru “Bebeği tutun!” diye seslenerek koşar. Orada herkesin kaderini değiştirecek olan dostluğun temeli atılmış olur. Yaşlı Jud ailemizi yakındaki hayvan mezarlığına doğru geziye çıkardığında, evin küçük kızı, kedisi Church ile ilgili endişelere kapılmaya başlar ve seneler önce ablasını trajik bir şekilde kaybettiği için ölüm konusunda histerik olan anne Rachel’ın korkuları yeniden su yüzüne çıkar. Maalesef korkulan gerçekleşir, Rachel çocuklarıyla beraber ailesinin yanına gittiği sırada evin kedisi hayatını kaybeder. Karısının zorlamasıyla kızına kedinin ölmeyeceğini sözünü veren Louis’in imdadına Jud yetişir ve ona kasabanın en iğrenç sırrını, Micmaclere ait Hayvan Mezarlığı’nı anlatır. Buradan sonra yaşananlar filmin unutulmaz o repliğini bize defalarca doğrulatacak cinstendir; ”Bazen ölüm daha iyidir.” sözünü defalarca doğrulatır.

Film çoğu Stephen King filmi gibi yazarında yaşadığı Maine, Bangor’da çekilmiştir. Filmdeki bu evi ve Stephen King’in rahip olarak yönettiği cenazenin olduğu mezarlığı görmeniz mümkün. Olur da yolda gizli bir patikaya rastlarsanız ufak bir yürüyüşe çıkın, belki de hayvan mezarlığı karşınıza çıkar belli mi olur.

22- LET’S SCARE JESSICA TO DEATH (1971) OLD BISHOP HOUSE – OLD SAYBROOK, CONNECTICUT

Bu güzel evi 1971 yapımı Let’s Scare Jessica to Death filminden hatırlarız. Jessica bir takım psikolojik sorunlar yaşamaktadır. Eşi ve yakın bir arkadaşlarıyla kasabaya yerleşip şehrin sorunlarından uzaklaşmayı çare olarak görürler ancak işler maalesef istedikleri gitmez. Filmde ev izole edilmiş sakin bir yer gösterilmesine karşın aslında ana caddeye çok yakındır ve çevresinde bir çok işyeri bulunmaktadır. Yine de ağaçlar sayesinde korunaklı bir konumda olan evin çevresini ziyaret edebilirsiniz.

23- CRANE MANSION – IPSWICH, MASSCHUSETTS

V.C. Andrews’ın sansasyonel romanı Flowers in the Attic aynı isimle filme uyarlanmış ve Ipswich, Massachusetts’deki bu görkemli evde çekilmiştir. Aynı zamanda Kasabanın Cadıları adlı filmde de gördüğümüz ev 1928’de inşa edilmiştir. Çok büyük bir arazinin içinde yer alan evin 59 odası, kendine ait bir plajı ve büyük bir yürüyüş parkuru vardır. Kamuya açık olan parkuru gezmek için tek ihtiyacınız olan iyi bir çift yürüyüş ayakkabısı.

24- LOOKOUT MOUNTAIN AIRFORCE STATION – LA, CALIFORNIA

Bu stüdyoyla ilgili bir çok dedikodu dolansa da 1947’de askeriyeye bağlı olarak inşa edildiği ve sadece film stüdyoları değil askeri bir takım projelerin gerçekleştirildiği ek binalar olduğu ve başlangıçta gizli hizmet verdiğini biliyoruz. Oldukça büyük bir alana yayılmış olan stüdyoyu Jared Leto satın almış. Çevresinde arabanızla gezi yapabilirsiniz ancak içeri giriş yasak.

25- THE SHINING (1980) THE STANLEY HOTEL – ESTES PARK, COLORADO

Bu otelin Stephen King’e Medyum kitabını yazarken ilham kaynağı olduğu söylenir ve bu doğrudur da. Yazar buranın bir hayalet hikayesine için belki de en iyi mekan olabileceğini söylemiştir ve ortaya başarılı bir kitap olan The Shining çıkmıştır. İlk olarak Stanley Kubrick tarafından filme uyarlanmıştır. Ancak yönetmenin yükseklik korkusu sebebiyle sadece dış çekimler burada yapılmış iç mekanlar İngiltere’de bir stüdyoda inşa edilmiştir. Film konusunda King ve Kubrick anlaşmazlığa düşer çünkü usta yönetmen kitaptan çok daha farklı bir hikaye ortaya koyar. Sinemaseverler için güzel bir iş ortaya çıkmıştır ama çoğu King hayranı tıpkı yazar gibi hayal kırıklığına uğramıştır. Filmde adı Overlook Hotel olarak geçen otel, 237 odasıyla halen hizmet vermektedir. Hatta yakın zaman da bir müşterinin kadrajına yakalanan hayalet fotoğrafı ile yine gündeme gelmeyi başarmıştır. Rocky Dağları eteklerinde kurulu bu muhteşem manzaraya sahip otelde bir gece geçirmek size harika hissettirecektir. Belki sizin kadrajınıza da bir hayalet takılır.

26- PHANTASM (1979) DUNSMUIR HELLMAN HISTORIC ESTATE –  OAKLAND, CALIFORNIA

Sırada tartışmalı bir film olan Phantasm’dan hatırlayacağınız bu devasa evimiz var. Film kimilerine göre başarılı bulunurken kimilerine göre kötü oyunculuklarıyla tam bir fiyaskodur. Tarihi olayları irdelerken yaşandığı zamana göre değerlendirme kuralı vardır ve bu filmler için de geçerli bir kural sayılabilir. Phantasm ağırlıklı olarak korku öğeleri barındırsa da bazı sahnelerde bilim kurgu havasına bürünür, bazen de fantastik sinemaya göz kırpar. Evet ortada çok güçlü bir kadro, harika efektler ve kusursuz bir senaryo yoktur ama hayatlarımıza Angus Scrimm’in başarıyla canlandırdığı The Tall Man gibi ürkütücü bir karakter sokmayı başarmıştır. Eve gelecek olursak; 1800’lerde çok büyük bir alana inşa edilmiş ev zaman içerisinde birkaç kez el değiştirmiş, sonunda kamuya açık bir alan olarak hizmete girmiştir. California, Oakland’da bulunan ev her Çarşamba saat 11:00’de kapılarını açıyor. Paskalya bayramlarında da eğlenceli etkinlikler düzenlenen eve gittiğinizde en az iki saati gözden çıkartmanız gerekiyor.

27- BRADBURY BUILDING – LOS ANGELES, CALIFORNIA

Bradbury Building her ne kadar bir Ray Bradbury hikayesinden fırlamış gibi gözükse de aslında yazarla uzaktan yakından alakası yok. Milyoner Lewis L.Bradbury tarafından yaptırılan binanın bir de tuhaf hikayesi var; binanın dizaynını yapması için tasarımcı George Wyman’a teklif götürülür ancak o bu projede bulunmak istemez. O dönemler ruh çağırma seansları çok popülerdir ve erkek kardeşini erken yaşta kaybeden tasarımcı da bu furyaya uyar. Kardeşi Mark Wyman seans sırasında bu binayı yapmasını istediğine dair açık bir mesaj iletince projeyi alır ve ortaya bu etkileyici bina çıkar. Aslında bir çok dizi veya filmden hatırlanacak bina 09:00-17:00 saatleri arasında ziyaretçilere açık.

28- NIGHT OF THE LIVING DEAD (1968) THE LIVING DEAD MUSEUM – EVANS CITY, PENNSYLVANIA

İşte tam da zombi severlere göre bir durağa geldi sıra. 1968’de George A. Romero tarafından çekilen siyah beyaz zombi filminin neredeyse tamamı Evans City’de geçmektedir. Filmin korku sineması tarihine katkıları saymakla bitmez. En önemlisi korku filmlerinin sadece eğlenmek için yapılmadığını, aslında çok önemli toplumsal mesajlar da içerebileceğini göstermesi olmuştur ki George A.Romero bu anlamda oldukça cesur bir yönetmendir ve başka isimlere de ilham vermiştir. Filmde bir çiftlik evine sığınan birkaç kişiden sadece biri hayatta kalmıştır ve bu da siyahi bir oyuncunun hayat verdiği Ben karakteridir. Bu korku sinemasında bir ilk olmasının yanı sıra çok da cesur bir harekettir. Evet Ben zombi saldırılarından kurtulur ama sonunda yine de ölür. Bu da aslında Romero’nun bize sistem sizi eninde sonunda öldürür deme şeklidir. Film bu kadar popüler olunca çekildiği kasabada bu furyadan nemalanmış haliyle ve bu küçücük müze açılmış. Burada sadece Night of the Living Dead’den değil Romero’nun diğer filmlerinden Walking Dead’e kadar bir çok yapıma ait materyaller bulabilir, hediyelik eşya dükkanında kendinizi şımartabilirsiniz.

29-STEPHEN KING’S HOUSE – BANGOR, MAINE

Bu durağımızı herhangi bir filmden hatırlamıyorsunuz ama hatırladığınız bir çok korku filminin temeli tam da burada Bangor, Maine’de bulunan, korkunun kralı Stephen King’e ait bu evde atıldı. King 21 Eylül 1947’de Maine’de dünyaya gelmiştir. Babası henüz o çok küçükken evi terk etmiş, anne Ruth King iki oğluna bakabilmek için zorlu bir hayat mücadelesine girişmiştir. Yokluk içinde geçen çocukluğun izlerini King’in bir çok eserinde hissederiz. Neredeyse bütün kitapları Maine ve çevresinde geçer. Çok zengin aileler yoktur hikayelerde, olanlar da pek iyi karakterler değildir. Çünkü Maine orta halli insanların yaşadığı bir kasabadır. Stephen King dünyanın en çok kazanan yazarlarından biri olmasına rağmen doğduğu kasabadan vazgeçmemiş, ailesiyle beraber orada yaşamaya devam etmiştir. Evliliklerinin ilk dönemlerinde karavanda bile yaşayan King ve fedakar karısı yazar Tabitha King sonunda hak ettikleri hayata kavuştu. Gotik bir mimariye sahip bu ev Maine’de oldukça kolay bulunabilecek bir caddede bulunmakta. Ev elbette ziyaretçilere açık değil ama halka açık bir caddede bulunduğu için önünde fotoğraf çektirmenizi engelleyen bir durum yok.

30- BATES MOTEL & PSYCHO HOUSE – UNIVERSAL STUDIOS, HOLLYWOOD

Efsanevi korku filmi mekanları söz konusu olduğunda Alfred Hitchcock‘un 1960 yılındaki başyapıtından Psycho evi ve Bates Motel’den bahsetmeden geçebilmemiz mümkün değil. Yukarıda bahsi geçen mekanların aksine aslında burası Hollywood’da ki Universal Stüdyolarında bulunan bir film seti. Film için sıfırdan inşa edilmiş motel ve ev Universal Stüdyoları tramvay turunda erişilebilir durumda ve tema parkı için büyük bir cazibe merkezi. Eğer yolunuz düşerse Ekim ayında Cadılar Bayramı boyunca ve Korku Geceleri sırasında eve kadar yürüyerek Norman’la kapıda karşılaşabilirsiniz! 

 

 

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burçin Yapıcı

Tüm Yazıları
Korku türü ile 6 yaşındayken bir cuma gecesi izlediği Elm Sokağı Kabusu ile tanıştı. O günden sonra çocukluğunun büyük bir bölümünü Freddy Krueger'a aşık olarak geçirdi. Korku filmlerine olan tutkusu diğer ebeveynlerin aksine annesi tarafından her zaman teşvik edildi ve birlikte sayısız defa korku film izlediler. Sadece korku sinemasına değil Korku Edebiyatına ve Paranormal olaylara ilgi duyan Burçin sıkı bir Stephen King hayranıdır. Aynı zamanda film ve eski fotoğraf koleksiyonu yapmaktadır.

YORUM YAZ