Eskiden iyilikle aldığımı, sonsuza dek intikam ile alacağım! Tooth Fairy - Darkness Falls (2003)

Korku Sinemasının Medyumları

Korku Listeleri

BurçinYapıcı

02 Aralık 2017

0 Adet Yorum

0

Medyumlar korku sinemasının vazgeçilmez unsurlarından biri. Özellikle son dönem korku filmlerinde onlara sıklıkla rastlar olduk. Onlar kendilerine has moda anlayışları ve eğlenceli ama bir o kadar gizemli karakterleriyle zor durumdaki insanların yardımına koşup her şeyi yoluna koyar, böylece herkesin kalbini kazanırlar. Elbette üzerinde çalıştıkları vakalarda onlardan şüphe duyan, eleştiren veya kesinlikle inanmayan kişiler de bulunur ancak bir medyum bunlara aldırış etmez ve sonuna kadar mücadelesini sürdürür. Ucunda ölüm olsa dahi… Tanım itibariyle medyumları özellikle korku filmlerinde görmeye alışık olsak da Ghost (1990) filminin sevimli sahtekarı Oda Mae’i unutmak olmaz tabi. O her zaman bizim kalbimizde ama başka bir köşesinde diyerek listemize başlıyoruz:

JONAH (Erick J.Berg) – The Haunting in Connecticut (2009)

Ülkemizde Lanetli Ev adı ile gösterime giren The Haunting in Connecticut gerçek bir olaydan esinlenerek senaryolaştırılmıştır. Filmde kanser hastası olan büyük oğullarının tedavisi için hastaneye yakın bir yerde ev tutan ailenin başlarından geçen ürkütücü olaylar anlatılır. Eve taşınmalarından kısa bir süre hastalığı ilerlemiş olan Matt bir takım hayaller görmeye başlar. Ortalama kendi yaşlarında olan bir çocuğun hayaleti onu durmaksızın rahatsız etmektedir. Başlangıçta tüm bunların gördüğü tedavinin yan etkileri olduğunu düşünse de zaman ilerledikçe yaşananlar onu bu olayı araştırmaya iter ve taşındıkları evin eskiden hem morg hem cenaze evi olarak kullanıldığını öğrenirler. Evin eski sahibi olan rahmetli Ramsey Aickman psişik araştırmalara meraklı bir adamdır. Jonah isimli medyum bir çocukla geçmişte birlikte bu evde seanslar düzenlemişlerdir. Matt ile iletişime geçmeye çalışan da işte bu medyum çocuk Jonah’ın hayaletidir. Ev halkı onları rahatsız edenin Jonah’ın ruhu olduğunu düşünmektedir. Hakkında yaptıkları araştırmalardan onun çok güçlü bir fizik medyum olduğunu öğrenirler. Bir sahnede Matt kuzenine Jonah ile ilgili şunları söyler: “Gecenin ortasında aydınlık bir gündü. İki ölü çocuk kavgaya tutuşmuştuk. O ve ben iki ölü çocuğuz.” İlerleyen sahnelerde Jonah’ın kurban mı yoksa cellât mı olduğunun cevabını alırız. Jonah karakterinin film boyunca neredeyse hiç diyaloğu yoktur. Buna rağmen hikâyenin bel kemiği de yine odur. Üzülme Jonah medyumların kaderi bu.

 

OLD LADY (Renée Asherson) – The Others (2001)

Genç yönetmen Alejandro Amenábar’ın hem yazıp hem yönettiği The Others hiç kuşkusuz korku sinemasının başarılı örneklerinden biri. Sadece finaliyle ters köşe yapmakla kalmaz her biri birbirinden enteresan karakterleriyle de izleyiciyi sürekli diken üstünde tutar. Old Lady de garip görünüşü ile bu karakterler arasında sıyrılmayı başarır. Başlangıçta bu garip kadını sadece evin küçük kızı görebilmektedir. Kadın onunla sürekli iletişime geçmeye çalışır ve sorular sorar. Daha sonraki sahnelerde Old Lady tüm ev ahalisine tek tek görünmeye başlar ve nihayetinde gerçekler onun düzenlediği bir seans sayesinde ortaya çıkar. Oldukça yaşlı olan ve gözleri görmeyen bu yaşlı kadının hisleri ise son derece gelişmiştir. Özellikle son dönem korku filmlerinde alışık olduğumuz cana yakın, güler yüzlü, düşük çeneli medyumların aksine Old Lady sessiz, içine kapanık bir karakterdir. Yüzündeki acı dolu ifadeden de anlaşılacağı üzere bulunduğu ortamdaki tüm negatif enerjiyi de hissedebilmektedir. Filmin önemli karakterlerinden biri olmasına rağmen adını bile bilmiyoruz ama kafasında duvakla güzeller güzeli Nicole ablamızı korkudan çılgına çevirdiği sahneyi nasıl unutabiliriz!!!

 

FLORENCE TANNER (Pamela Franklin) – The Legend of Hell House (1973)

Yaşlı bir milyoner, ölüm sonrasında hayatın olup olmadığını ispat edebilmesi için ünlü bir fizikçi olan Dr. Barret’e, karşı koyamayacağı bir ücret teklif eder. Anlaşmaya göre Mr.Barret beraberinde biri mental diğeri fizik medyum olan iki kişi ile birlikte daha önceden bir çok paranormal olayın yaşandığı Cehennem Evi diye de çağırılan Belasco Köşkü’ne gidecek ve burada araştırma yapacakdır. Başlangıçta çok istekli olmasa da sonunda bu teklifi kabul eden doktor, karısı ve iki medyum ile beraber eve gider. Sonrasında olaylar tahmin edeceğiniz gibi gelişir. Florence Tanner bu dört kişilik ekibin en kırılgan, hassas olan kişisidir. Bu narin kişilik özellikleri bir medyum için son derece tehlikelidir. Hele ki Cehennem Evi’nde. Dindar bir insan olan Florence ilk andan itibaren evin etkisi altına girer. Dışarıda sadece mental bir medyum olan genç kadın bu eve girdikten sonra fiziksel medyum özellikleri de göstermeye başlar. Böylece ev onu kullanarak fiziksel zarar da verebilmeye başlar. Ev sahibi Emeric Belasco’nun oğlu Daniel’a ait olduğuna inandığı bir ruhla iletişime geçen Florence kendini onun ruhunu kurtarmaya adar ve bu uğurda evdeki diğer herkesle özellikle de Mr. Barret ile sert tartışmalar içine girer. Florence güçlü psişik kabiliyetine rağmen çok zayıf bir karakterdir. Merhametin ona yaptırmayacağı şey yoktur; bu bir ruh ile sevişmek olsa bile. Narin bir prenses olarak girdiği ev onu kısa sürede histerik bir cadıya dönüştürür. Florence karakteri ‘Medyum Nasıl Olmamalı?’ sorusunun ete kemiğe bürünmüş bir cevabı olarak yaratılmış diyebiliriz. Zira yaptığı amatörce hatalar ile hem kendini hem diğerlerini çok büyük bir tehlikenin içine sürüklüyor. Sonunda aklı başına geldiğinde ise iş işten çoktan geçmiş oluyor.

 

BENJAMIN F. FISCHER (Roddy Mcdowall) – The Legend of Hell House (1973)

Fiziksel medyum olan Benjamin Franklin Fischer bu özelliğini sadece para kazanmak için kullanır. Zira onun gözünde ölü veya diri hiçbir insanın değeri yoktur. Yirmi yıl önce farklı bir ekiple yaşadığı trajedinin ardından Cehennem Evi’ne yeniden girmeyi kabul etmesinin tek sebebi de budur. O dönem evden sağ salim çıkabilen tek kişi Benjamin’dir. Bunu da eve girdiği andan çıkana kadar zihnini tüm enerjilere kapatabilecek kadar güçlü bir medyum olmasına borçludur. Zavallı Florance’ın aksine iradesi çok sağlamdır. Her türlü uyaran karşısında sakin kalmayı başarır. Evin yoldan çıkardığı kadınlar şehvetle kendilerini ona sunduklarında bile efendiliğinden ödün vermez. Gerçekçidir, ev ile baş edilemeyeceğini çoktan kabul etmiştir. Buna rağmen yaşadığı ani aydınlanma neticesinde kahraman olmaya ve evi kötülüklerden temizlemeye karar verir. Her ne kadar kendisini bu erdemli tutumundan ötürü takdir etsek de biraz geç kalmadın mı Benjamin Reis?

Bu film ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için incelememize mutlaka göz atın: The Legend of Hell House

 

DENNIS RAFKIN (Matthew Lillard) – Thir13en Ghosts (2001)

Thir13en Ghosts klişelerle dolu bir lanetli ev filmi olmasına rağmen içinde barındırdığı farklı tatlar sayesinde benzerleri arasından sıyrılmayı başarır. Hayaletlerle kafayı bozmuş güç manyağı bir milyarder olan Cyrus Kriticos ölümünün ardından tuhaf bir makineye benzeyen lüks evini hafif safça olan yeğeni ve onun çocuklarına miras bırakır. Ancak ev kesinlikle masum bir hediye değildir. Cyrus ölümünden hemen önce Dennis isimli pek de normal sayılamayacak bir medyum ile beraber hayalet avlamakta, onları küplerin içinde saklamaktaydı. Dennis psişik güçleri çok gelişmiş bir medyumdu. Birisi ona dokunduğu anda onun tüm hayatını hatta nasıl öleceğini bile hissedebiliyordu. Bu sebeple insanlarla düzgün bir iletişim kuramıyor, arkadaş edinmekte zorlanıyordu. Psişik güçler karın doyurmadığı için bu özelliğini para kazanmak için kullanıyor, müşterisinin isteklerini yerine getiriyor ama nedenini sorgulama gereği duymuyordu. Ne zaman bu gücünü kullansa dayanılmaz ağrılar çeken Dennis günden güne ilaç bağımlısı haline geliyordu. Cyrus tarafından kullanıldığını anladığında ise hayat onun için çok daha zorlaştı. Hem parasız kaldı hem de bir sürü öfkeli ruhun hedefi haline geldi. Başlangıçta tek derdi parasını ve hayatını kurtarmak olan adamımız çoğu diğer medyum gibi hikayenin sonlarına doğru gerçek bir kahramana dönüşüp aileyi kurtarmak için elinden geleni yapar. Dennis sebep olduğu tüm kargaşaya rağmen aslında kadife kalpli, esprili ve yakışıklı genç bir adamdır. Zaman zaman ukalalığı tutsa da içinde kötülük yoktur. Umuyoruz ki yaşarken erişemediği huzura öldükten sonra kavuşmuştur.

 

ROSE RED KONAĞI MEDYUMLARI – Rose Red (2002)ANNIE WHEATON (Kimberly J. Brown)
CATHY KRAMER (Judith Ivey)
EMERY WATERMAN (Matt Ross)
NICK HARDAWAY (Julian Sands)
VICTOR KANDINSKY (Kevin Tighe)
PAM ASBURY (Emily Deschanel)

Stephen King’in senaryosunu yazdığı ve geveze pizzacı rolüyle kısacık da olsa ekranda gözüktüğü mini tv serisini hemen hemen herkes izlemiştir. Şayet izlemediyseniz yazının bu kısmını es geçerek diğer maddeleri okumaya devam edin ve en kısa sürede Rose Red’i izleyin. Filmde lanetli bir ev, psişik araştırmalarla kafayı bozmuş bir profesör ve bir grup medyum bulunmakta. Her biri farklı bir psişik güce sahip bu medyumlar küçük bir ücret karşılığında paranormal olayların yaşanmasıyla meşhur Rose Red Konağı’nda bir hafta sonu geçirecek ve uzun zamandır uykuda olan evi uyandıracaklardır. Elbette söz konusu Rose Red ise işlerin bu kadar basit ilerleyeceğini düşünmek aptallık olur. Hepsi birbirinden yetenekli medyum kafilemiz hayatlarının deneyimini yaşamak üzeredir. Ev onların enerjilerini kullanarak eski günlerine döner ve tek tek herkesi avlamaya başlar. Peki, bu medyumların güçleri nelerdir? Pam Asbury grubumuzun güzel sarışını, nesnelere dokunarak geçmiş enerjileri hissedebilmektedir. Ancak daha önce hiç böyle bir lanetli evde bulunmamıştır. Bu sebeple de oldukça ürkektir. Nick biraz gizemli davranmakla beraber çok yönlü psişik güçlere sahip olduğundan bahseder ama asla içeriğinden bahsetmez. Ne yaşanırsa yaşansın beyefendi tavrından ödün vermeden kibarca tepkilerle ortamı toparlamaya çalışan sevgili Nickimiz sonuna kadar kahramanca savaşmaya devam eder. Yine de gücünün tam olarak ne olduğunu öğrenemeyiz. Cathy bir otomatik yazıcı. Fazlasıyla hassas ve kibar olan bu kadın kimseye karşı gelemeyecek kadar da ürkek. Rose Red ekibine katılması terapistinin önerisi. Yoksa Cathy maceraya atılacak türden bir kadın değil. Film süresince adını en çok duyduğumuz kişi Emery, geçmişi görebilme özelliğine sahip. Ancak onunki Pam’den biraz farklı. O geçmişten gelen hayaletleri görebiliyor ve bu sayede tehlikeleri haber alabiliyor. Grubun Nick’ten sonra en güçlü medyumu odur ancak öyle itici bir karaktere sahiptir ki kimse ile dostluk kuramaz. Üstelik annesiyle arasındaki sağlıksız ilişki onu her zaman alay konusu haline getirmektedir. Her ne kadar insanlara karşı iğneleyici bir tavra sahip olursa olsun medyum kafilesinde tek aklı başında tip de yine odur. Diğerleri içlerindeki iflah olmaz iyi insan uğruna ölümü bile göze alırken Emery kurtulmak için elinden geleni yapar. Bir de o çılgın annesi olmasaymış hayatı bambaşka olabilirmiş. Ve son olarak Annie. Aslında Rose Red’in tek umursadığı medyum bu şapşal suratlı kız. Otistik olan Annie telepatik ve psikokinetik. Ev onu kullanarak yıllardır ara vermek zorunda kaldığı inşaata devam edebilecek güce erişebiliyor. Annie başlangıçta evin onu kötü niyetle kullandığını anlayamasa dahi sonradan işleri düzeltmek için diğer medyumlarla iş birliğine razı oluyor. Hoş o anlayana kadar bir çok kişi evin kurbanı oluyor ama ne yapalım, zararın neresinden dönsek kardır.

 

LEAH HARMON (Helen Burns) – The Changeling (1980)

Korku severlerin çok yakından tanıdığı bir filmdir The Changeling. Elim bir kazada kızı ve eşini kaybeden müzik profesörü yaşadığı travmayı az da olsa dindirebileceği umuduyla farklı bir şehre taşınır. Burada tarihi bir binaya yerleşen adam tam huzura ereceğini düşünürken şahit olduğu tuhaf olaylar ile iyice sarsılır. Yeni edindiği arkadaşı Trish ile evin tarihini araştırırlar. Ancak elde ettikleri bilgiler sorunu çözmekte yetersiz kalınca çareyi güvenilir bir medyum olan Leah Harmon’u eve davet etmekte bulurlar. Aslında tam da bu seansın olduğu sahne kendisinden sonra çekilen pek çok filme de öncülük etti desek abartmış olmayız. Dikkatli izlerseniz Leah karakterinin ileride pek çok medyuma esin kaynağı olduğunu fark edeceksiniz. Yani çok üzgünüz Old Lady ama senden önce Leah vardı.Gözyaşları içerisinde ”How did you die,Joseph…?” deyişini unutmak mümkün mü?

Bu film ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için incelememize mutlaka göz atın:
The Changeling (1980)

 

FRANK BANNISTER (Micheal J. Fox) –  The Frighteners (1996)

Frank Bannister geçirdiği bir kaza sonucu doğaüstü yeteneklere vakıf olur. Aynı kazada çok sevdiği karısını kaybettiği için yas tutan, işi gücü bırakıp kendini yalnızlığa veren genç adam için bu yetenek adeta bir mucizedir. İletişim kurabildiği üç hayalet ile birlikte korku tuzakları kurduğu insanları dolandırarak geçimini sağlamaya başlar. Filmin adı ülkemizde Sevimli Hayaletler olarak geçse de sadece komedi unsurlarını barındırdığını söylemek haksızlık olacaktır. Bannister listemizdeki diğer tüm medyumlardan farklı olarak yeteneğini insanlara yardım etmek için değil tam tersi onları korkutmak için kullanır. Yani Frank Bannister için aziz diyemeyiz ama kötü biri dersek de ona haksızlık etmiş oluruz. Zira tek amacı kolay yoldan para kazanmak olan bu sevimli adamın kimseye büyük bir zararı dokunmaz. İş ortakları sayabileceğimiz hayaletlerle de ilişkileri oldukça nevrotiktir. Elbette işler hep tıkırında gitmez. Frank bir ikilemle karşı karşıya kalır ve erdemi seçerek insanların yardımına koşmaya karar verir. Bu yolda atlattığı badireler ise akıllara zarar.

 

TANGINA (Zelda Rubinstein) – Poltergeist (1982) / Poltergeist 2 (1986)

Poltergeist’ın sevimli medyumu Tangina’yı hatırlamayan var mı? Freeling ailesinin dünyalar tatlısı kızı Carol Anne evin içinde yaşanan bir dizi paranormal aktivitenin ardından ansızın ortadan kaybolur. Aile yardım için bir üniversitede doğaüstü olaylar üzerine araştırmalar yapan Dr. Lesh’e ulaşır. Doktor ekibi ile birlikte evi inceler ve bu işin üstesinden tek bir kişinin gelebileceğine karar verir; Tangina. Korkusuz ve sert mizaçlı olan bu mini mini kadın asla hafife almamak gerekir zira onun her yerde gözü kulağı var. Yine de o taktığı cadı maskesinin altında yumuşak kalpli iyiliksever bir kadın gizli. Engin bir doğaüstü ilmine sahip olan Tangina çok da iyi bir medyum. Kızını arayan aile için elinden geleni yapan minik medyumumuz sonunda zaferle o evden ayrılmayı başarır. Ancak kötü ruhlar hayat dolu Carol Anne’in peşini hiçbir zaman bırakmaz. Aradan geçen onca zamana rağmen ailenin zor durumda olduğunu hisseden Tangina çağrılmadığı halde yardımlarına koşar. Bu huysuz ama tatlı kadının kalbimizde yeri başka. Sanırım şu sıralar cennete Carol Anne’e kol kanat geriyordur.

Bu filmler ile ilgili daha fazla bilgiye ihtiyacınız varsa sitemizden şu yazılara göz atmanızı öndeririz:
Poltergeist 2
Lanetli Olduğuna İnanılan 10 Korku Filmi

 

ALICE ZANDER (Elizabeth Reaser) & DORIS ZANDER (Lulu Wilson)
Ouija: Origin of Evil (2016)

Alice Zander eşinin ani vefatından sonra iki kızı ve borçlarıyla bir başına kalır. Geçimini medyumluk yaparak sağlamaya çalışan kadının seçtiği yol pek de onurlu sayılmaz. Zira Alice zerre kadar psişik yeteneğe sahip değildir. Yine de Alice’i dolandırıcılıkla itham etmek biraz acımasızca olur. Neticede o seansa katılan müşterilerine sadece güzel mesajlar aktarıyor ve karşılığında çok küçük bir ücret alıyordur. Alışık olduğu seans yöntemleri artık müşteri çekmemeye başlayınca kızından öğrendiği bir kutu oyununu almaya karar vermesiyle tüm hayatları değişmeye başlar. Tabi o dönem The Exorcist filmi henüz çekilmediğinden zavallı Alice’in Ouija Board’un ne kadar tehlikeli olabileceğinden haberi yoktur. Ouija Board eve girdiği andan itibaren küçük kızı Doris’i ele geçirir. Alice kızında medyumluk yeteneği olduğunu söyleyip kendini avutsa da diğer kızı Lina olan bitenin farkındadır. Para kazanmaktan memnun olan Alice kaz gelecek yerden kız esirgemez ve işler iyice arapsaçına dönene kadar da bu durumdan faydalanmaya devam eder. Hikâyenin devamında maalesef işler pembeden griye döner. Sonuç olarak öğreniriz ki ruhlar kimseye bedava ekmek yedirmezmiş, değil mi Alice?

 

ANNIE WILSON (Cate Blanchett) – The Gift (2000)

Sam Raimi imzalı enfes bir film olan Üçüncü Göz’ün Annie’si listemizdeki diğer medyumlardan farklı olarak geçimini fal bakarak sağlar. Çoğu korku annesi gibi o da eşini zamansız bir şekilde kaybedince çareyi kartlarda bulur. Kasabada Annie’yi sevenler çoğunlukta olsa da nefret edenlerin sayısı da az değildir. Özellikle de sadakatsiz kocalar onu bir kaşık suda boğmak isterler. Aslında kimsenin işine çomak sokmak istemeyen kadının fal bakmak hariç elinden gelen bir iş yoktur. Kasabanın ileri gelenlerinden birinin kızı ortadan kaybolduğunda Annie’nin kapısını çalarlar. Annie kart okumasında işe yarar bir şeyler hissetmez ancak sonrasında kayıp kadın ile ilgili vizyonlar görmeye başlar. Annie epey saf, iyi niyetli bir kadındır. Üstelik de kayıp kadının nişanlısına da zaafı vardır. Hal böyle iken gördüğü vizyonları doğru yorumlayamaz ve kasabada epey büyük karışıklığa sebep olur. Üstelik kendi hayatını da riske sokar. Böylece tipik bir terzi kendi söküğünü dikemez vakası ile daha karşı karşıya kalırız. Şayet henüz izlemediyseniz Üçüncü Göz filmini de izlenecekler listenize muhakkak ekleyin.

 

LORRAINE WARREN (Vera Farmiga) & ED WARREN (Patrick Wilson)
The Conjuring (2013) /  The Conjuring 2 (2016)

Az çok paranormal olaylara ve filmlere ilginiz varsa eğer, bu listeyi ilk gördüğünüzde çoğunuzun aklına ilk olarak Warren çifti gelmiştir hiç kuşkusuz. The Conjuring serisi ile daha da çok tanınan  bu korkusuz çift Amityville başta olmak üzere uzun yıllar pek çok paranormal vakada birlikte çalışmış, sayısız kitaba imza atmıştır. Pek çok paranormal içerikli belgeselde rastlayabileceğiniz Warren çifti ve üzerinde çalıştıkları vakalar sonunda Hollywood’un ilgisini çektiğinde ortaya gayet başarılı filmler çıkmıştır. İlk Conjuring filminde gerçek Lorraine bir sahnede kısacık da olsa görünmektedir ancak Ed maalesef birkaç yıl önce aramızdan ayrılmıştır. Çiftimizden Lorraine medyum, Ed ise demonologdur. (Şeytan bilimi) Filmde pek yardımsever olan çiftimiz gerçekte nasıl insanlar bilemiyoruz ama gerçek hayattaki Lorraine en az Vera kadar güzel bir kadın. Filmlerde gözüken şu lanetli objeler müzesi ise gerçekten mevcut ve Lorraine hâlâ aynı evde yaşamaktadır. Bu çiftin vaka dosyaları oldukça kabarık olduğundan Conjuring Evreni daha çok genişleyecek gibi duruyor. Zaten hepimizin de bildiği üzere üçüncü film de yolda.

Bu film ile ilgili daha fazla bilgiye ulaşmak için bu yazılarımıza göz atmanızı öneririz:
The Conjuring
Lanetli Olduğuna İnanılan 10 Korku Filmi

 

ELISE RAINIER (Lin Shaye)
Insidious (2010) / Insidious 2 (2013) / Insidious 3 (2015)

Özellikle ilk film ile çok büyük başarı elde eden Insidious serisinin hafif çatlak Elise’i listenin en popüler medyumu desek abartmış sayılmayız. Yanında sürekli didişen iki elemanla beraber enteresan seanslar düzenleyerek medyumluk müessesesine farklı bir boyut getirerek hepimizin gönlünde taht kurdu. Daha önce gaz maskesiyle seans düzenleyen kaç medyum gördük ki? Aslında Elise birçok bakımdan Tangina ile benzerlik gösteriyor. O da en az Tangina kadar tecrübeli ve donanımlı bir medyum. Sadece hislerine değil bilgisine de güveniyor ve ona danışanlara yardım etmek için elinden geleni fazlasıyla yapıyor. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin ve ne durumda olursa olsun bir eli hep ondan bir şekilde yardım istemiş eski danışanlarının üzerinde, ne zaman çağrılsa koşarak gidiyor. Elbette işlerine devamlı taş koyduğu için ruhlar âlemindeki kötü varlıklar tarafından pek sevilen biri olduğu söyleyemeyiz. Bu yüzden de zavallı Elise’imiz sürekli tehlikede olduğunun bilincindedir. Bu tehlikenin gayet farkında olmasına rağmen insanlara yardım etme isteği onu hiç bir zaman yolundan alıkoyamaz. Tabi bu kadar vaka ile uğraşmanın neticesinde birazcık kafayı kırdığı da bir gerçek. Ama bu delilik bizce ona çok yakışmakta. Korku filmlerinde karşımıza çıkan gelmiş geçmiş en iyi medyumlardan birisi diyebileceğimiz Elise karakterinin bu kadar tutulmasında elbette Lin Shaye’in etkisi çok büyük. Daha önce de irili ufaklı rollerle korku filmlerinde boy gösteren oyuncu, Insidious serisi ile adeta devleşti. Yakın zamanda Insidious 4 ile bir kez daha kavuşacağımızın müjdesini de verelim.

Bu film ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için incelememize mutlaka göz atın:
Insidious

 

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burçin Yapıcı

Tüm Yazıları
Korku türü ile 6 yaşındayken bir cuma gecesi izlediği Elm Sokağı Kabusu ile tanıştı. O günden sonra çocukluğunun büyük bir bölümünü Freddy Krueger'a aşık olarak geçirdi. Korku filmlerine olan tutkusu diğer ebeveynlerin aksine annesi tarafından her zaman teşvik edildi ve birlikte sayısız defa korku film izlediler. Sadece korku sinemasına değil Korku Edebiyatına ve Paranormal olaylara ilgi duyan Burçin sıkı bir Stephen King hayranıdır. Aynı zamanda film ve eski fotoğraf koleksiyonu yapmaktadır.

YORUM YAZ