Hepimiz ara sıra deliririz! Norman Bates - Psycho (1960)

Korku Sinemasında Soygun Filmleri

Korku Listeleri

10 Ağustos 2010

8 Adet Yorum

8

Hiç şüphesiz sinema sanatının en çok işlenen temalarından biridir soygun teması. İnsanoğlunun yüzyıllardır en dizginlenemez arzularından biri olan gücü ve iktidarı elinde bulundurma isteğinin gerek-şartlarından olan maddi zenginlik, sinemada da para ve değerli taşlar üzerinden sürekli beslenen soygun konulu filmlerin her daim revaçta ve popüler kalmasını sağlamıştır. Sinema tarihine baktığımızda bir zamanların en popüler türü olan westernden tutun da komediye varıncaya dek hemen hemen her türün soygun konusunda kendi çapında bir arşive sahip olduğunu söyleyebiliriz. Korku sinemasında ise soygunların genellikle asıl olaya geçiş yapmakta kullanılan destekleyici bir metin olarak kullanıldığını görürüz. Bize anlatılacak hikayenin açılışını oluşturan yahut ana hikayeye geçişte bir nevi köprü vazifesi gören soygunlar, korku filmlerinde nadiren ana temayı oluşturur. Bugüne kadar seyrettiğim filmlere ve yaptığım araştırmalara dayanarak oluşturduğum 10 filmlik bu incelemede de bunun böyle olduğunu açıkça görebilirsiniz. Bir soygunla başlayan hikayelerin korku filmlerinde nerelere gittiğini gelin hep beraber kronolojik sırayla şöyle bir hatırlayalım isterseniz.

10- The Collector (2009)

Karısının borçlarını ödemek için tadilatında çalıştığı evi soymaya karar veren Arkın ev sahiplerinin tatile gitmesini fırsat bilerek bir akşam planını uygulamaya koyar. Evin her noktasını en ince ayrıntısına kadar bildiği için kasaya ulaşması pek zor olmaz. Ama evde bilmediği başka şeyler de vardır. ‘Saw’ın senaristlerinden etiketiyle karşımıza çıkan ‘Collector’ içerdiği şiddet sahneleri ile etkisini iyiden iyiye arttıran işkence–gore türü filmlerin yeni bir örneği. Çeşit çeşit bubi tuzaklarının kurulu olduğu evde kedi fare oyununa dönüşen kaçış kovalamacalar arasında ev ahalisinin birer birer telef olduğu film boyunca o kadar kötü şey oluyor ki, hikaye filmin hırsız karakterini (her ne kadar zarar ziyan bir işe girişse de) gözümüzde merhametli bir kurtarıcıya dönüştürüveriyor.

9- Frontiers (2007)

Fransa’da göçmen ayaklanmaları ayyuka çıkmış; karşıt gruplar arasında şehirler adeta savaş alanına dönmüştür. Bu kargaşadan istifade etmek isteyen Cezayir asıllı 5 kişilik bir çete ise büyük bir soygun ile voleyi vurma derdindedir. Ancak soygun esnasında biri yaralanınca çetenin 2 üyesi yaralı arkadaşlarıyla hastaneye giderken diğer 2 eleman da son sürat sınıra yakın bir pansiyonda arkadaşlarını beklemek üzere yola koyulur. Merkezine ‘Texas Chainsaw Massacre’yi alarak ilerleyen film son dönem seçkin gore-splatter örnekleri sunan Fransız sinemasından bir eser. Son derece sağlam bir açılışla konuya girmesine rağmen kendine özgü bir atmosfer oluşturamayan ve diğer Fransız örneklerinin çizdiği özgün senaryoların aksine kötü bir taklitmiş gibi duran senaryo zaafiyetine rağmen ‘Dinsizin hakkından imansız gelir.’ dedirten sahneleriyle ‘Frontiere(s)’ her zaman akla gelen en kanlı soygun filmlerinden biri olacak.

8- Dead Birds (2004)

Western-korku kırması, türünün nadir örneklerinden biri. Ortalığı kana buladıkları bir banka soygununun ardından geceyi geçirmek için terkedilmiş bir çiftlik evine sığınan 7 haydutu gece çok daha kötü şeyler beklemektedir. Çünkü boş sanılan ev bir zamanlar kara büyüye bulaşmış bir adamın evidir. Aslında kara büyü,iblis gibi kavramları görmeye alışkın olmadığımız bambaşka bir mekan olan vahşi batı kalıplarına oturtmaya çalışan bir film var karşımızda. Ama ‘Ölmekten beteri de vardır’ gibi son derece orijinal bir sloganla yola çıkan ‘Dead Birds’ maalesef film boyunca beter kelimesinin içini tam olarak dolduramıyor. Karakterler eve girdikten sonra western ile alakamız tamamen kesiliyor ve ister istemez bir zaman-mekan karmaşası yaşıyoruz. Gece yarısından sonra ortaya çıkan hayaletlerle ve gök gürültüsü gibi ses efektleriyle belli bir yere kadar korkutmayı başaran, ancak bir noktadan sonra sıradanlaşan ve özgünlüğünü kaybeden ilginç bir deneme.

7- Panic Room (2002)

Bir ayrılığın arefesinde kendine yeni bir hayat kurmak isteyen ana-kız Manhattan’da 4 katlı bir malikane satın alır. Son derece geniş bu malikanenin dışarıdan tamamen izole olan dört dörtlük donanıma sahip bir de panik odası vardır. Bu odada saklanan ve eski ev sahibine ait olduğu sanılan değerli tahvilleri çalmak üzere bir araya gelen 3 hırsız ana-kızın taşındıkları gece, boş sandıkları eve girerler. Diğer filmlerin aksine soygunun başlıbaşına bizzat birincil amaç olduğu D.Fincher imzalı sıkı bir gerilim filmi olan ‘Panic Room’ Jodie Foster, Forest Whitaker ve son zamanların gözde yıldızı Kristen Stewart’lı kadrosuyla da klasik olmaya aday bir soygun filmi. ‘Collector’deki evin aksine at koşturulacak cinsten geniş bir evin avantajını Fincher kovalamaca sahnelerinde geniş açılı kamera hareketleri ve slow motion kareler ile ziyadesiyle kullanıyor. Zaten bu türde kendini 7even ile ispat etmiş bir yönetmenin ve oscar kazanmış ( Silence of the Lambs-1991) bir oyuncunun elinde hangi gerilim filmi olsa fazla söze hacet olmadan seyredilmeye değer zannedersem.

6- Dracula 2000 (2000)

Muazzam korunan bir sandığı (aslında bir tabutu) son derece usta işi hamlelerle çalmayı başaran bir şebeke nasıl bir laneti geri getirdiğinin farkında değildir. Kiraladıkları uçakla havalandıklarında içlerinden biri tabutu açar ve Dracula efsanesi başlar. Wes Craven gibi bir üstadın yapımcı olarak işe soyunduğu milenyum çağına uygun ismi ile Dracula bir kez daha beyaz perdede arz-ı endam eder. Gerard Butler’i son dönemin karizmatik vampirleri arasına yerleştiren film kanaatimce daha neyi çaldığını bilmeyen sinema tarihinin en akıl yoksunu hırsızlık şebekesini bize sunuyordu.

5- Deep Rising (1998)

Güzel ve zeki hırsızımız Trillian (F.Janssen) lüks yolcu gemisi Argonastica’nın ilk yolculuğunda mürettebat tarafından enselenerek geminin ambarına hapsedilir. Bu sırada modern silahlarla donanımlı korsanların kiraladığı bir tekne, türlü ganimetlerle dolu bu gemiye hızla yol almaktadır. Ancak gemiye vardıklarında gördükleri manzara dehşet vericidir. 90’ların bu bol aksiyon soslu korku filmi, ‘Aliens (1986)’ ve ‘Predator (1987)’un suyundan giden bir modele sahip. Eli silahlı ekip ile okyanusun derinlerinden gelen yaratıklar arasındaki ölüm kalım mücadelesini anlatan ‘Deep Rising’ sıkı efektleriyle göz dolduran eğlenceli bir korku denemesine imza atan filmin yönetmeni Stephen Sommers’a basamak atlatmış; bir sonraki sene onu ‘Mummy’ filminin yönetmeni olarak görmüştük.

4- From Dusk Till Dawn (1996)

Gecko biraderler Texas’ta yaptıkları son soygunun ardından bir rahibi ve çocuklarını rehin alarak Meksika sınırındaki buluşma noktası olan bir bara gelirler. Başlangıçta herşey normal gözükmesine karşın gece olduğunda barın bir vampir yuvası olduğu çok geçmeden anlaşılır. Filmin Meksika sınırına kadar olan ilk yarısı bol patlamalı, kurşunların havada uçuştuğu tipik bir polisiye film havasında. Ancak Rodriguez filmin asıl sürprizini 2. yarısına saklıyor. Kahramanlarımızın bara ulaşmasıyla birlikte tam bir u dönüşü yapan film bu sefer kolların bacakların havada uçuştuğu, 90’ların ‘Çözümlemeci’ korku sineması ışığında kendisiyle inceden inceye dalga geçmeyi ihmal etmeyen kanlı bir korku filmine dönüşüyor. Seyirciyi şaşırtan akışıyla epey ses getiren ve 2 de devam filmi çekilen ‘From Dusk Till Dawn’ görkemli oyuncu kadrosu ile de hafızalarımızda yer etmişti.

3- People Under The Stairs (1991)

Hasta annesinin ilaç masraflarını çalışarak karşılayamayacağını anlayan küçük Fool akrabası ile bir plan yaparak beyaz bir ailenin evini soymaya karar verir. Ancak başarısız bir deneme sonucu girdiği bu garip evde hapis kalır. Bir süre sonra evdeki tek yabancının kendisi olmadığını farkedecek ve labirent gibi uzun koridorlara sahip bu evin içinden dışarı çıkma mücadelesine başlayacaktır. Wes Craven’in her zamanki gibi kendi üslubunca korku ve komediyi harmanladığı film, ırkçılık ve sınıf farklılıkları üzerine kafa yoran bir senaryoya sahip. Her ne kadar gösterime girdiği dönemde beğenilmese de anlatmaya çalıştıkları ile kalburüstü olmayı hakeden bir Craven yapıtı ‘People Under The Stairs’.

2- Scarecrows (1988)

5 kişilik azılı bir soygun çetesi yaptıkları banka soygununun ardından çadıkları paralar ve gaspettikleri uçakla kaçmaya başlar. Ancak içlerinden biri para dolu çuvalı da alarak uçaktan atlar ve bir tarlaya düşer. Bir dünya para artık sadece onundur ya da öyle sanmaktadır. Düştüğü yeri kolaçan ederken tarlada bulunan korkuluklarda bir gariplik olduğunu farkettiğinde herşey için çok geçtir. Onun peşinden araziye inen diğer çete üyelerinin akıbeti kendilerine ihanet eden arkadaşlarının akıbetinden farklı olmayacaktır. Korkulukların bu sefer bambaşka bir suret ve işlevle korkutucu bir hale büründüğü film beklentilerinizi fazla yüksek tutmadan seyrettiğiniz takdirde hoşunuza gidebilecek türden.

1- Psycho (1960)

Patronunun 40.000 $’ını çalarak şehirden hızla kaçmaya başlayan Marion Crane bir yandan bir anlık planlar yapmakta bir yandan da vicdanının sesiyle hesaplaşmaktadır. Nitekim bu gelgitler arasında konaklayabileceği bir motel ararken ‘Bates Motel’e yolu düşer. Sonraki dönemlerde birçok filme ilham kaynağı olan, insanı ters köşeye yatıran sıradışı senaryosu ile içinde soygun geçen korku filmlerinin atası konumundaki bir Alfred Hitchcock şaheseri. Sonuç olarak kolay yoldan elde edilen paranın kimseye yaramadığı gerçeği günümüze kadar birçok yönden analizi yaplmış filmin başka bir gerçekliğini de gözler önüne seriyor. Yukarıda bahsettiğimiz diğer 9 filmin de bu tezi doğrular nitelikte senaryolar üretmesi ‘Psycho’nun etkisinin ne denli güçlü bir film olduğunu bir kez daha ispatlıyor.

Mehmet Fatih ERÇETİN / KING OF HORROR

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yorumlar (8 Yorum)

YORUM YAZ