Annem bana bunu asla yapmamamı söylemişti. The Hitcher (1986)

Korku Sinemasında Bir Alt Tür: Kötü Çocuk Filmleri

Korku Sinema

Sine-Makale

FatihDanacı

15 Kasım 2012

2 Adet Yorum

2

İngilizce adıyla “Evil Kid” ya da “Evil Child” isimleriyle adlandırılan ve korku sinemasının yıllar içinde yarattığı pek çok alt türden bir tanesi olan “Kötü Çocuklar”, içerdiği bazı özelliklerden dolayı sıklıkla başvurulan konulardan biridir. Bu alt tür, zaman içinde tıpkı vampir filmleri, zombi filmleri, hayalet filmleri gibi bir furya haline dönüşmüş, senaristler/yönetmenler/yapımcıların bolca kullandığı, zaman zaman da istismar ettiği bir öğe haline gelmiştir.

Sinema, konularını yaratırken şüphesiz ki dönemsel konjonktürden faydalanır, zamanının ahlak ve toplumsal yapısı ile paralel olarak senaryolarını şekillendirir. Bu kapsamda değerlendirildiğinde çocuk karakterlerin kötü birer imge olarak kullanıldıkları filmlerin, naif bir sinema dilinin hakim olduğu sessiz sinema ve sonrasındaki yıllarda görülmemesi doğaldır. Fiziksel görünümü itibarıyla canavar şeklinde olan korku karakterlerinin bile toplumun görsel hafızasına yeni yeni yerleşmeye başladığı 30’lu yıllarda, masum ve istismara kapalı olan çocukların canavarlaştırılmasını beklemek pek de doğru değildir ki, o yıllarda bu kapsamda değerlendirilebilecek bir örnek karşımıza çıkmamaktadır. Ancak bu durum, çocukların sinema ekranlarında boy göstermeyeceği anlamına da pek ala gelmez.

Shirley Temple

Sinema ekranlarında çocuk yıldızların belirmeye başladığı 30’lu yıllarda dönemin en bilindik ismi Shirley Temple‘dır. Kıvırcık saçları ve pek çok insanın sevimli olarak addedilebileceği özellikleriyle dönem seyircisini gerek komedi, gerekse dram filmleriyle etkilemesini bilir. 30’lı yıllara damga vuran küçük oyuncuyu takip edense nispeten daha zayıf hatlara sahip ancak Temple kadar da başarılı olan Margaret O’Brien’dır. Fantastik bir çerçeve içinde değerlendirecek olursak da karşımıza çıkan ilk örnek kırmızı ayakkabılı Dorothy, yani Judy Garland olur. Ve böylece çocuk oyuncular beyazperdeye dahil olur, yetişkin oyuncularla birlikte filmlerde yer almaya başlar. Ancak korku filmlerinde boy göstermeleri için bir 20 yıl daha beklemeleri gerekir. 50’li yıllardan itibaren de çocuk karakterler korku filmleri içine yerleşir, ironik bir yaklaşımı benimseyerek de korku ikonuna dönüşür.

Sinema durağan bir sanat değildir. Bu bağlamda sinema filmlerini türlere, türleri ise alt türlere ayırmayı genel bir kaide olarak kabul etmek mümkün olamaz. Zira yıllar içinde yeni furyalar doğar, hatta birbirleriyle etkileşimlerden yeni alt türler de oluşur (Zombi filmleriyle Nazi istismar filmlerinin birleşmesi gibi). Ayrıca ister sinema, ister edebiyat olsun kısıtlı tanımlamalar çerçevesinde eserleri incelemek, katı ve sorgulanamaz bir üslupla filmleri kategorilendirmek çok da doğru bir yaklaşım değildir. Zira sanat, kabul edilsin ya da edilmesin, göreceli ürünler vermektedir. Ancak konuya bir bütün dahilinde bakıp alt dallarını ortaya çıkarmak, buradan yola çıkarak da konuyu özetlemek bazı faydalar sağlayacaktır. Hal böyle olunca daha önceden yapılan bir diyagram üzerinden konuyu aktarmak, eğer böyle bir ayrıştırma yoksa da oluşturmak, hem araştırmacının hem de okurun konuyu genel hatlarıyla algılamasını kolaylaştıracaktır.

Günümüze kadar korku sinemasının çocuk karakterlere, yukarıda gösterilen alt başlıklar altında yer verdiği söylenebilir. Listeye müteakip yıllarda muhakkak yeni başlıklar eklenecektir ancak an itibarıyla yeterli gözükmektedir. Her başlığın birkaç örnekle açıklanması da konunun algılanmasını sağlayacaktır.

Diyagram

1.Masum ve Mağdur Çocuklar

Korku sineması çocuk karakterleri yalnızca “korkutan” bir öğe olarak kullanmaz. Diğer tüm türlerde olduğu gibi korku filmleri içinde de çocuklar yer alır ve filmin hikâyesine göre merkezde, yardımcı rollerde ya da filmi özetleyebilecek birkaç sahnede yer alabilir. Özellikle sesli sinemanın gelişim yıllarındaki bazı örneklerde de “korkutulan” bir imge olarak karşımıza çıkar. İlk örnek James Whale‘in yönettiği “Frankenstein(Frankeştayn, 1931) olarak gösterilebilir. Filmin klasikleşmiş sahnelerinden birinde Victor Frankenstein’ın yarattığı isimsiz canavarın şiddetine küçük bir çocuğu maruz kalır. Bu sahnede küçük kız göl kenarında oynamaktadır. Canavarı gördüğünde oturduğu yerden kalkar ve onunla oynamak ister. Her daim dışlanmış olan ve ilk defa bir insandan sevgi gören yaratık ise çocuğun hoşuna gideceğini düşünerek onu göle atar. Sahne kızın ölümüyle sonuçlanırken gayri ihtiyari de olsa korku filmlerinde mağdur pozisyona geçen bir çocuk profili yaratılmış olur.

Frankenstein (1931)

Mağduriyet bu örnekte olduğu gibi tek bir sahnede işlenir ya da “The Night of the Hunter” (Caniler Avcısı, 1955)da olduğu gibi filmin tümü bu öğe üzerine yoğunlaşır. Bazen canavardan kaçmaya çalışan bir kurban, bazen de üvey/öz baba dehşetine maruz kalan savunmasız bir çocuk anlatılır. Masum olan ve belki de bu yüzden kurban haline gelerek mağduriyet yaşayan çocukların yer aldığı filmler ise yıllar içinde pek çok kez işlenir (‘The Shining/Cinnet, 1980′ filminde babası tarafından öldürülmek istenen Danny bir başka örnek olarak gösterilebilir). Böylece filmi izleyen seyircinin duygu devinimi artar, empati yaptığı takdirde ise küçük çocuğun yerini alır ve böylece ilk amacı korkutmak olan film amacına ulaşmış olur.

2.İkiyüzlü Çocuklar

Bu alt başlığın ikiyüzlü olarak ifade edilmesinin nedeni filmde yer alan ve çocuğa biçilen rolden kaynaklanmaktadır. Çünkü çocuk , özellikle yetişkin bireylerin kabul ettiği sevimli tanımlamasına uymaktadır. Ancak etkileyici görünümünün ardında salt kötülük yatar. Filmden bir sahne dondurulup, filmi izlemeyen herhangi bir kişiye gösterildiğinde büyük ihtimalle çocuğun kötü olduğu sonucuna ulaşılamaz. Ancak bu durum seyirci için geçerli değildir, o, çocuğun kötü olduğunu bilmektedir. Böylece birbirine tezat bu durum filmi farklı bir noktaya taşıyarak senaryo-izleyici arasındaki köprüyü sağlamlaştırır.

Çocuk bireyin sahip olduğu kötülüğün ise pek çok nedeni olabilir. Doğuştan gelebildiği gibi, gerek toplumsal gerekse ailesel etkilerden kaynaklı olarak sonradan şekillenebilir. Kötülük ruhsal bir bozukluğun sonucu olarak da ortaya çıkabilir ya da var olma sebebi metafizik öğelerle ilişkilendirilebilir.

The Bad Seed (1956)

2.1.Doğuştan Gelen Kötülük: Sevimli bir yüzün ardında saklanan kötülüğün nedeni doğuştan olabilir. Bu alt başlığa en iyi örnek ise aynı zamanda bu türün başlangıcı olarak kabul edilebilecek “The Bad Seed” (Kötü Tohum, 1956) filmidir. William March’ın aynı isimli romanından uyarlanan filmde suçu toplumun mu doğurduğu yoksa doğuştan mı geldiği sorusu diyaloglar arasında dile getirilir. Hatta bazı psikolojik kökenli çıkarımlar da yapılır. Her ailenin sahip olmak isteyeceği, kıyafetine özen gösteren, odasını her daim düzenleyen ideal kız çocuğu Rhoda ise bunu bir hipotez olarak ortaya koyar niteliktedir. Çünkü toplum içinde saygın bir konuma sahip eğitimli bir ailenin iyi yetişmiş çocuğu olmasına rağmen aslında toplumun arasında dolaşan ve kendini gizlemesini başaran bir sosyopattır. Bunun nedeni de ünlü bir seri katil olan büyük annesinden kendisine geçen genetik yatkınlıktır.

Filmi farklı kılan bir unsur da filmdeki oyuncuların bir kısmının Rhoda’nın gerçek yüzünü görememiş olmasıdır. Ancak seyirci, kızın geçek yüzünü senaryonun izin verdiği ölçüde görmekte, böylece filmin içinde yaşarcasına tepki verebilmekte; hikaye ile kendini özdeşleştirme imkanı bulabilmektedir.

2.2.Sonradan Şekillenen Kötülük (Toplumsal-Ailesel-Ruhsal): Çocuğa yüklenen kötülük doğuştan gelebileceği gibi sonradan da şekillenebilmektedir. Bunun da farklı sebepleri olabilir. “The Bad Seed” ile benzer bir senaryoya sahip olan “Orphan” (Evdeki Düşman, 2009) filminde evlatlık edinilen küçük bir kız yer alırken, onun da sakladığı maskesinin ardında kötü bir karakter yatar. Kötü eylemlerinin nedeni ise bozuk ruh sağlığıdır. Çünkü Eshter adlı çocuk aslında hormonal bozukluğu olan ve akli dengesi yerinde olmayan yetişkin bir kadındır. Sürpriz sonlu senaryosuyla film, 33 yaşındaki bir kadının dehşetini, çocuk bedeni üzerinden seyirciye aktarır.

Orphan (2009)

Her ne kadar korku filmi olmasa da bir başka örnek “Lord Of The Flies” (Sineklerin Tanrısı, 1990) filmidir. Bir adaya düşen askeri öğrenciler, bir süre sonra hayatta kalma mücadelesi verirken, zamanla tıpkı yetişkin bireyler gibi toplum düzeni oluştururlar. Bölünmeler gerçekleşir; bir grup iyiliği simgelerken, bir grup ise “bilinmeyen bir güç” etrafında toplanarak (ki dini sömürüyü anlatmak için kullanılan bir metafordur) kötülüğü seçer. Güçlü olan tarafa kayan ve bir çeşit toplumsal baskıdan dolayı kötülüğü tercih eden çocukların eylemleri de sonradan şekillenmiş olur.

2.3.Dini ya da Doğaüstü Nedenlerle Oluşan Kötülük: Bu alt başlıktaki çocukların sahip olduğu kötülüğün sebebi doğaüstü nedenlerden yola çıkarak metafizik bir etkiden kaynaklanabildiği gibi dinsel sebeplerle ilişkilendirilip ruhani bir boyutla da açıklanabilir. Özellikle deccal konulu filmlerde işlenen bir öğedir ve başlığa prototip teşkil edecek film “The Omen” (Kehanet, 1976) dir. Trilojinin ilk ve en etkili filminde şeytan, küçük bir çocuğun bedeninde dünyaya gelir. “The Innocents” (Masumlar, 1961) filminde ise biri kız biri erkek olan iki küçük çocuğun anormal davranışlarının sebebi yaşadıkları evde ölen iki ruh ile ilişkilendirilir.

3.Salt Kötü Çocuklar

The Exorcist (1973)

Bu alt başlık içinde değerlendirilen filmlerde yer alan çocukların fiziki özellikleri ayırt edici olmak zorundadır. Her ne kadar çocuk görünümünde olsa da aslında deforme bir yüze ya da bedene sahiplerdir. İzleyen üzerinde yarattığı etki, sevimli bir çocuğun hikayesinin anlatıldığı filmden tamamen farklıdır. Buradaki çocuk mutasyon geçirmiş, metamorfoza uğramış ya da başka sebeplerden dolayı değişim geçirmiştir ve bir şekilde çocukluğunu yitirmiştir. Buna en iyi örneklerden bir tanesi “The Exorcist” (Şeytan, 1973) olarak gösterilebilir. Filmin ilk yarısında güzel bir kız çocuğu olan Regan, filmin sonunda vücuduna musallat olan şeytandan dolayı canavarlaşır. Böylece bir şeytanın yaratacağı dehşet, bir kız çocuğunun bedeni üzerinden seyirciye sunulur. Bir başka örnek ise David Cronberg‘in yönettiği “The Brood” (Hastanede Dehşet, 1979) filmidir ki, psikolojik gözetim altında bulunan bir annenin doğurduğu ve uzaktan bakıldığında çocuk görünümüne sahip cinsiyetsiz canlıların neden olduğu korkuyu esas alır. İnsanlar arasında dolaşan çocuklar, yakından bakıldığında ise aslında birer canavardır.

4.Suça Sevk edilmiş Çocuklar

Los Olvidados (1950)

Şu ana kadar bahsedilen örneklerde kötülüğün nedeni korku sinemasının kullandığı başat öğelerden beslenirken bu alt başlık altındaki örneklerde korku, toplumun kendisinden beslenir. Ahlaki olarak uygar toplumlara göre geri kalmış olan(?), hukuk kuralarının çoğunlukla geçerli olmadığı toplum düzeninde yaşayan ve toplum tarafından dışlanmış, içinde bulunduğu statükodan dolayı alt tabakadan olduğu kabul edilen çocukların kullanıldığı filmler bu alt başlığı özetler niteliktedir. 1950 tarihli Luis Bunuel’in “Los Olvidados” (Unutulmuşlar, 1950) filmi her ne kadar bir korku filmi olmasa da suçun egemen olduğu yoksul bir Meksika toplumunda yaşayan çocukların işlediği suçları anlatırken bu alt kategorinin çerçevesini çizer. Salt korku filmi olarak ise “Eden Lake” (Kan Gölü, 2008) kıstasları sağlar. Filmde aşırı şiddet kullanan ve argo bir tabirle serseri olarak nitelendirilen çocuk çetesi, masum bir çifte türlü eziyetler yapar.

5.Hayalet Çocuklar

Kötü Çocuk Filmleri” ve “Hayalet Filmleri” ayrı birer alt tür olmalarına rağmen her iki başlığın sentezinden bir başka alt tür daha doğar . Hayalet çocukların kullanıldığı filmlerde ise korku bir hayalet üzerinden, daha doğru bir ifadeyle çocuk bir hayalet üzerinden sağlanır. Böylece masum bir çocuğun hayaleti ve onun neden olduğu ölümlerin yarattığı ikilem tekinsiz bir atmosfer yaratılmasını sağlar. Bu öğe ise Japon filmi olan “Ringu” (Halka, 1998) ve özellikle onun Hollywood uyarlamasıyla birlikte artış gösterirken yeni bir furyayı da beraberinde getirir.

Ringu (1998)

Nihayetinde çocuklar masum birer imgedir. İnsanın doğuştan tetikleme mekanizmalarından bir tanesi de çocuksu/bebeksi özelliklere karşı olan zafiyetidir. Hal böyle olunca masum bir imgenin, korku ikonuna dönüştürülmesiyle korku sinemasının kült filmleri için gerekli malzeme de ortaya çıkmış olur . Beklenmedik bir yerden gelen korku seyirciyi içine çeker. Hem sevimli hem de canavar olan çocuk karakterlerin neden olduğu karmaşık ruh hali ise soruları beraberinde getirirken doğru bir senaryo ile sürükleyici bir filmin yaratılmasına vesile olur. Sürekli yapılan “En iyi korku filmleri” listelerinin ilk sıralarında yer alan “The Exorcist”, “The Omen” ve “The Shining” filmlerinin ortak paydalarına bakınca genel hatlarıyla ve de basit bir dille ifade edilen bu tez daha da güçlenecektir…

Fatih Danacı (Bu yazı, Modern Zamanlar Dergisi’nin 27. sayısında yayımlanmıştır.)

1. Yazı içinde geçen çocuk kavramının toplumsal, hukuksal, dini ve ekonomik paradigmalar çerçevesinde tanımı yapılmamaktadır. Küçük bir çocuk denildiğinde insan algısında oluşan imge, çocuk karakterlerin, haliyle de bahse konu olan filmlerin seçilmesinde kıstas olarak alınmıştır

2. Benzer bir durum vampir filmleri için de geçerlidir. Çocuk bedeniyle vampire dönüşen ve bazen salt şiddet, bazen de kana olan susamışlığını bastırmak için bedeninden ve masum görüntüsünden istifade eden çocuk vampirlerin yer aldığı filmler özellikle 80’li yıllardan sonra üretilmeye başlanmış, “Interview with the Vampire: The Vampire Chronicles” (Vampirle Görüşme, 1994) ve “Låt den rätte komma in” (Gir Kanıma, 2008) ile de farklı bir boyuta ulaşmıştır. Zombi sinemasının tarihine yön veren “Night of the Living Dead” (Yaşayan Ölülerin Gecesi, 1968) filminde de bu öğeye yer verilmiştir.

Masumiyetin rengi sayılan beyaz, Elm Sokağı Kabusu filmlerinde ip atlayan kız çocukları üzerinde kullanılır. Ancak beyaz giyinmesine rağmen ekranda beliren çocukların (arka fona eklenen müziğin de yardımıyla) korku sahnelerinden önce kullanılması, bu filmleri izleyenler için bir koşullanma refleksine neden olmuş, böylece ip atlayan çocuklar ile korku özdeşleştirilmiştir.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Danacı

Tüm Yazıları
İstanbul’da doğan Fatih Danacı eğitim ve öğrenimini aynı şehirde tamamladı. Uçak mühendisliği alanında eğitim alıp 2004 yılında mezun olduktan sonra, sinema ve edebiyat merakı aktif bir uğraşa dönüştü. 2006 yılından itibaren çeşitli dergi, e-dergi, internet siteleri gibi platformlarda öyküleri, sinema yazıları ve vampirler üzerine makaleleri yayınlandı. Öykülerinin ve sinema araştırmalarının konularını, korku, gerilim, fantastik, bilimkurgu öğeleri oluşturdu. Fantastik Edebiyat adlı internet sitesinin 2010 yılında düzenlediği “Fantastik Öykü Yarışması II” de “Herşeyi Zamana Bırak” adlı öyküsü üçüncülüğe değer görüldü. İlgi duyduğu alanlarda geniş bir poster, kitap ve efemera koleksiyonu bulunan Fatih Danacı evlidir ve Ankara’da ikamet etmektedir.

Yorumlar (2 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.