Duymak istemediğimiz tek şey kabul etmediğimiz şeylerdir. Prof. Howard Birack - Prince of Darkness (1987)

Korku Kralları

Korku Listeleri

wherearethevelvets

21 Eylül 2010

20 Adet Yorum

20

Sitede Scream Queens (Çığlık kraliçeleri) hakkında sürüyle yazı var. Evet, son zamanlarda korku filmlerinde aktristlerin üzerine daha fazla yük biniyor ve dolayısıyla daha çok ön plana çıkıyorlar. Fakat eskiden öyle değildi. Özellikle korku filmleriyle ünlenmiş efsanevi aktörler vardı ve korku dışında neredeyse hiçbir janra yakışmıyorlardı sanki. Her filmde kendilerinden beklenen karakteri başarıyla canlandırıp izleyicinin beklentilerini boşa çıkarmayan bu aktörler; Bela Lugosi, Boris Karloff, Lon Chaney Jr., Vincent Price, Christopher Lee, Peter Cushing, Paul Naschy ve bazen Udo Kier; çığlık krallarıydı. 70’li yılların sonunda, özellikle de 80’li yıllarda korku filmlerine cinsellik sosu katıldığından beri güzel kızlar tarafından yerlerinden edildiler.

Bir erkek olarak bu duruma gönlüm razı olmadı. Şöyle bir baktığımda, son zamanlarda da yeterli sayıda çığlık kralı/ prensi olduğunu gördüm. Fakat erkek söz konusu olduğunda, korku filmi ikonu olmanız için büyük göğüsleriniz değil, ürkütücü bir görünümünüz olması gerekiyor. Yukarıda adını andığım aktörleri hesaba katmadan (çünkü zaten efsaneleri almış başını gidiyor), izlediğim filmlerden edindiğim sınırlı tecrübeyle, bu yolda belli bir yere gelmiş veya umut vaad eden, nispeten daha yeni aktörlerden bir sıralama yaptım.

Kriterlerim çok değişkendi ama kesin olarak söyleyebileceğim tek şey, sıralamaya aldığım aktörleri ana akım sinemanın dışından seçmeye çalıştım. Bu nedenle her ne kadar “Hannibal Lecter” gibi bir korku karakterine can verse de Anthony Hopkins ya da “Norman Bates” gibi bir efsaneyi yaratsa da Anthony Perkins’e yer vermedim. Kabul etmek gerekir ki bu aktörler burada değil, iyi oyuncular başlığı altında anılmalıdır. Keza, azımsanmayacak kadar korku filminde başrol alan Jack Nicholson veya Christian Bale gibi aktörler de aynı sebepten burada yer almadılar.

Sıralama konusunda ne kadar objektif olmaya çalışsam da tabii ki kişisel görüşlerim rol oynamıştır. Affınıza sığınıyorum ve iyi eğlenceler diliyorum…

30- Joe Spinell

Çirkin ve uğursuz bir surata sahip olan, İtalyan asıllı Joe Spinell tiyatro sahnelerinden sinemaya “Godfather” serisinde canlandırdığı bir tetikçi karakteriyle geçti. Film endüstrisinde yardımseverliği ile tanınan aktörün asıl çıkışı efsanevi “Maniac (1980)” filmi ile oldu. Öldürdüğü kadınların kafa derisini yüzerek evindeki cansız mankenlere geçiren sapık katil rolü neredeyse üzerine yapıştı. “The Last Horror Movie (1982)”de de psikolojik yönü ağır basan bir anti kahramanı çanlandırdı. Bağımsız aksiyon filmleri ya da istismar sinemasında aldığı rollerin ardından 1989’da odasında ölü bulunan aktörün kariyeri maalesef böylece nihayete ermiş oldu. Toprağı bol olsun…

29- Desmond Askew

Bizde de gösterilen “Roswell” dizisi ile korku-gizem janrına adım atan Desmond Askew umut vaad eden oyunculardan. İtici görünümü sayesinde “Big Brain” adlı ucubeyi canlandırdığı “The Hills Have Eyes (2006)”dan sonra korku filmlerinde baş karakterleri canlandırmaya başladı. Kayda değer filmleri arasında “Turistas (2006)” ve “No Man’s Land: The Rise of Reeker (2008)” sayılabilir.

28- Lew Temple

Lew Temple’ın yüzü size tanıdık gelebilir. Bir kurbanı canlandırdığı “The Devil’s Reject (2005)”de bu yüz soyularak başka bir kadın kurbanın yüzüne yapıştırılmıştı! Sarışın, çirkin sayılabilecek özelliksiz yapısı sayesinde “redneck” denen yerel karakterlere daha uygun olan aktör “The Texas Chainsaw Massacre: The Beginning (2006)”de şerifi, “Rob Zombie’s Halloween (2007)”de Myers’ı rahatsız eden görevliyi, “No Man’s Land: The Rise of Reeker (2008)”de otostopçuyu ve “Silent Night Zombie Night (2009)”da ise çevresindeki zombilerden kurtulmaya çalışan bir grup karakterden birini canlandırdı.

27- Everett McGill

Korku filmlerinde erkekler söz konusu olduğunda, kriterler kadınlarınkinin aksine işliyor. Korku kraliçesi olacaksanız mutlaka güzel veya seksi olmalısınız. En azından rahatlıkla soyunabilmelisiniz. Erkeklerde durum biraz farklı. Olabildiğince şekilsiz, çirkin ya da iri cüsseli olmanız gerekir ki bu sektörde yer edinin. İşte Everett McGill böyle bir aktör. Kaslı, uzun boylu, sinsi ve soğuk suratlı aktörün “Quest for Fire (1981)”de bir mağara adamını canlandırması sürpriz olmamıştır herhalde. Bu özellikleri sayesinde sinema tarihinde devamlı kötü karakterleri, eli silahlı şahısları veya teröristleri canlandıran aktörün en akılda kalan işleri arasında “Dune (1984)”daki Stilgar, “Silver Bullet (1985)”deki kurtadama dönüşen rahip Lowe, kült “Twin Peaks” dizisindeki istasyon sahibi Ed Hurley ve en çok da “The People Under the Stairs (1991)”deki psikopat “babacık” rolü sayılabilir.

26- Zach Galligan

Bu sevimli aktörü “Gremlins” ve “Waxwork” filmlerindeki başrollerinden tanıyoruz. Aslında kariyerine harika bir başlangıç yapsa da erişkin yaşa ulaşınca işler rast gitmedi. Halen rezalet ötesi korku filmlerinde rol alan aktör yeni Bruce Campbell olabilirdi belki…

25- Ezra Godden

Şu an için Jeffrey Combs’un tahtına tek aday olarak gösterilen Ezra Godden, Stuart Gordon’un yeni gözdesi. Kariyerinin henüz çok başında olan aktör umut vaad ediyor. Önemli rolleri arasında ilk başrolü olan “Dagon (2001)”daki Paul Marsh ve “Masters of Horror”un “Dreams in the Witch-House” adlı bölümündeki bedbaht kiracı sayılabilir.

24- Doug Jones

Doug Jones’u asla gerçek yüzüyle tanımadık. Çoğu filminde ağır makyaj altında rol yaptığı için olsa gerek. “Hellboy” serisinde “Abe Sapien” karakteri, “Doom (2005)”daki iğrenç imp, “Pan’s Labyrinth (2006)”daki Pan ve en önemlisi de “Pale Man”, “Quarantine (2008)”deki infekte zayıf adam ve “Legion (2010)”daki dondurmacı gibi rolleri canlandırmasındaki en büyük etken pandomim geçmişinin olması, sıska ve esnek vücudu sayesinde her türlü kostümün içine rahatlıkla sığmasıdır. Eğer yetişseydi “Alien”deki Xenomorf’u kesin o canlandırırdı.

23- Jürgen Prochnow

Korku filmleri için uygun bir özellik varsa o da çirkin bir yüzdür kuşkusuz ki. Alman soğukluğuna sahip Jürgen Prochnow’un çiçek bozuğu suratı ona birçok kapıyı açmıştır kuşkusuz. Aslında çok iyi bir karakter oyuncusu olan aktörün kariyeri ve multinasyonel rolleri az da olsa Udo Kier’i hatırlatıyor. Yeni Alman Sineması’nın aranan bir aktörü iken yer aldığı kült klasik “Das Boot (1981)” ile uluslararası bir üne kavuştu. Sadece korku türünde değil diğer tüm janrlarda karakter rollerini başarıyla canlandıran aktör çoğu filmde kötü adam olmuştur. “The Keep (1983)” ve “Dune (1984)” ün yanı sıra korku filmlerinde canlandırdığı karakterlerin arasında en akılda kalıcı olanlar “The Seventh Sign (1988)”da, Demi Moore’un hayatını berbat eden gizemli melek ve “In the Mouth of Madness (1995)”deki efsanevi deli yazar “Sutter Cane”dir.

22- Kane Hodder

Bana kalırsa bir dublörün bu listede olmaması gerekirdi. Fakat, Yasin’in özel ısrarıyla tekrar değerlendirilen bu iri yarı, korkunç adamın korku sineması personası çoğu aktörden daha parlaktır diyebiliriz. Genel olarak bakarsak rol yeteneğinden çok bir maske ardındaki vücudunu kullanan aktör “Friday the 13th Part VII: The New Blood (1988)”dan “Jason X (2001)”e dek Jason Voorhees’i canlandırmıştır. Orijinal Jason olmasa da bu kadar uzun bir süreçte hatırı sayılır korku fanatiğinin gönlünü kazanmıştır. Son dönemin popüler serisi “Hatchet”de Victor Crowley karakterinin dışında da büyüklü küçüklü çeşitli korku filmlerinde rol alarak oyunculuk kariyerini perçinleyen aktörün korku janrı için önemi azımsanamaz.

21- William Finley

Bu düpedüz çirkin aktör korku filminde oynamasın da ne yapsın? Gerçekten değişik bir karakter oyuncusu olan William Finley, üniversite arkadaşı Brian De Palma’nın keşfi sayılabilir (ya da beraber ünlü olmuşlardır). De Palma’nın ilk dönem filmlerinde rol aldıktan ve “Sisters (1973)” filminde psikiyatrist kocayı canlandırdıktan sonra asıl akılda kalan performansını, yönetmenin kült statüsündeki “Phantom of the Paradise (1974)” adlı filmindeki “Winslow” karakteriyle gerçekleştirmiştir. Bir kaza sonucu yüzü tanınmayacak hale gelen bu bedbaht besteci, Şeytan’la anlaşma imzalar ve “Phantom” adıyla çok ünlü bir yapımcı olur. Fakat yüzünde bir maskeyle dolaşmak zorundadır ve aşık olduğu genç şarkıcıya böyle ulaşması zordur. Az filmden oluşan kariyerine De Palma’nın korku/gerilim filmleriyle devam eden aktör, yönetmenin ayrıca “The Fury (1978)” ve “The Black Dahlia (2006)” filmlerinde rol almıştır. Aktör tüm kariyeri boyunca sadece 2 yönetmenle çalışmıştır diyebiliriz. Diğer yönetmen Tobe Hooper’ın “Eaten Alive (1977)”, “The Funhouse (1981)” ve “Night Terrors (1993)” filmlerinde rol almıştır.

20- Michael Ironside

Aynı Jürgen Prochnow gibi Michael Ironside da sadece korku filmi aktörü sayılmaz aslında. Fakat kötü adam rolü deyince ilk akla gelen aktör, aksiyon, gerilim, bilim-kurgu, polisiye, korku… aklınıza gelebilecek her filmde kaptan, teğmen, general, polis ve bilumum silahlı görevli rolünde esas adamları dövmüş, tekmelemiş ve kurşun yağmuruna tutmuştur. B-movie tarzında sayılamayacak kadar korku-gerilim filmi çeken aktörün en önemli rolü “Scanners (1981)”daki beyin gücüyle kafa patlatan sapık katil karakteridir.

19- Tobin Bell

Günümüzde popüleritesi belirgin bir şekilde artsa da Tobin Bell’in sıralamada gerilerde olmasının en büyük sebebi, genel olarak bakıldığında kariyerinin çoğunun dizi oyunculuğundan oluşmasıdır. 2003 yılındaki “Saw” filmine kadar korku sinemasıyla pek de ilgisi olmayan aktörün asıl kariyeri maalesef ilerleyen yaşlarında rayına girmiştir. Ahlaki değerlerin altını çizmek için cinayet işleyen “Jigsaw” karakteriyle önemli ödüller de alan Bell, genç bir kariyere sahip yaşlı bir aktördür diyebiliriz (Korku sineması açısından kariyeri 2003’de başlamış gibi davranıyorum).

18- Gunnar Hansen

İri yarı, sakallı bir Kuzey Avrupalı olan aktör sadece ilk filmde, yani bir kez canlandırdığı “Leatherface” karakteriyle sinema tarihinde iz bırakan bir fenomene imza atmıştır. Bu rolün efsanesine saygısızlık etmemek için, “The Texas Chain Saw Massacre”nin yeniden yapımında rol almayı reddeden aktör ayrıca saygımızı kazanmıştır. Kendi isteği ile aktörlüğü bırakıp yazarlığa devam eden Gunnar Hansen yine de neredeyse tamamen korku filmlerinden oluşan bir kariyere sahiptir. Ne gariptir ki bu filmlerin çoğunda elektrikli testere de vardır.

17- Julian Sands

Korku filmlerine yakışmayacak kadar yakışıklı bir yüz ve zarif bir endama sahip olan Julian Sands, kariyerine İngiliz dönem filmlerinde “romantik aşık” karakterleri ile başlamıştır. Fakat, Frankenstein’in yaratıldığı gecenin anlatıldığı Ken Russell’ın “Gothic (1986)” adlı filminde canlandırdığı hezeyanlı şair Shelley ile aslında korku filmlerine çok uygun bir rol yeteneği olduğu keşfedilmiştir. Bu sayede, kendisini ünlü eden “Warlock (1989)”da şeytanın kendisini canlandırmıştır. Soğukkanlı canavar rolüne çok yakıştığı için filmin devamı da gelmiştir. Egzantrik oyunculuğu sayesinde “Naked Lunch (1991)”da eşcinsel kırkayak-adam olmuş, “Boxing Helena (1993)”da saplantı haline getirdiği Helena’nın kollarını bacaklarını kesmiştir. Bunların dışında kariyerinde “Arachnophobia (1990), Argento’dan “The Phantom of the Opera (1998)”, “Rose Red (2002)”, “Romasanta: The Werewolf Hunt (2004)” gibi kalbur üstü korku filmleri vardır.

16- Ken Foree

Romero’nun belki de en iyi filmi olan “Dawn of the Dead (1978)”de neredeyse herkesi kurtaran kahraman Peter rolüyle korku seyircisinin bağrına bastığı Ken Foree, iri yarı kaslı cüssesiyle rol aldığı tüm filmlere aksiyon katmıştır. “From Beyond (1986)”, “Texas Chainsaw Massacre 3 (1990)”, “The Dentist (1996)”, “The Devil’s Rejects (2005)”, “Rob Zombie’s Halloween (2007)”, “Cut, Print (2008)”, “Zone of the Dead (2009)”, “Live Evil (2009)” gibi filmlerle efsanesini devam ettirmektedir.

15- David Hess

Can Evrenol’un tabiriyle korku filmlerinin “Tecavüzcü Coşkun”u sayılabilecek David Hess, canlandırdığı korkunç tecavüzcü rolüyle “The Last House on the Left (1972)” filminin en çok akılda kalan karakterlerinden biri olmuştur. İğrenç ifadesi ile aynı saldırgan yapısını devam ettirdiği “House on the Edge of the Park (1980)” ile istismar sinemasının prensi haline gelen aktör halen korku sinemasında aktif olarak yer almaktadır.

14- Ivan Rassimov

Keskin hatlar, düzgün kemikli bir yüz ve delici bakışlar… İtalyan korku filmlerinin ve özellikle yamyam alttürünün bu kötü adamını birkaç sözcükle tanımlamak istesek herhalde bunları söylerdik. Kariyerine Mario Bava’nın “Planet of the Vampires (1965)”i ile başlayan aktörün yer aldığı her biri gizli bir cevher olan korku filmlerinden bazıları şunlar: “The Strange Vice of Mrs. Wardh (1971)”, “All the Colors of the Dark (1972)”, ilk Cannibal Holocaust sayılabilecek “Deep River Savages (1972)”, “Spasmo (1974)”, “Enter the Devil (1974)”, “Last Cannibal World (1977)”, “Shock (1977)”, “Eaten Alive! (1980)”.

13- Robert Z’Dar

Uzun boy, kaslı vücut ama en önemlisi o çene! Tanrım o nedir öyle! Robert Z’Dar korku sinemasında rastlanabilecek en garip surata sahip olmalı. Müzisyenliğe sinema aşkı için veda eden aktör halen düşük bütçeli trash korku filmlerinde yer alsa da (Frogtown gibi rezalet ötesi filmler bunlar) onu her zaman “Maniac Cop” filmlerindeki manyamış polis “Matt Cordell” olarak kabul edeceğiz.

12- George Eastman

2 küsür metre boyunda azman gibi bir adamdır George Eastman. Kariyerine Spagetti westernlerle başlamış ve Mario Bava’nın son filmi ünlü “Cani Arrabbiati (1974)”de tüm filmin geçtiği daracık bir arabada rehineye tacizde bulunan kanun kaçaklarından birini oynamıştır. Ama asıl ününü, yönetmen Joe D’amato ile yaptığı işbirliği sonucu elde etmiştir. Yönetmenin yamyamlık ve çıplaklık içeren filmlerinde yer almış, “Porno Holocaust” gibi porno-korku karışımı filmlerin senaryosunu yazmış ve oynamıştır. Her ne kadar pornolarda rol alsa da George Eastman asla pornografik sahnelerde yer almamıştır. Asıl ününü “Antropophagus (1980)” ve onun devamı olduğu iddia edilen “Absurd (1981)”deki cani karakter “Nikos/Mikos” ile kazanmıştır. Aktörün, kendi barsaklarını yutmak dışında gebe kadının karnından bebeği söküp yemişliği ve genç bir kadının kafasını fırında pişirmişliği vardır.

11- Michael Rooker

“Henry: Portrait of a Serial Killer (1986)” diyorum ve başka birşey demiyorum. Sergilediği ham şiddet nedeniyle uzun yıllar yasaklanan bu filmin asıl yıldızı; bir seri katili en gerçekçi tarafıyla ve üstün bir oyunculukla canlandıran Michael Rooker’dır. Maalesef izleyiciye ulaşarak dimağlarda kalıcı hasara sebep olabilmesi için 1990’ı beklemesi gerekmiştir. Eski moda korku filmi güzellemesi “Slither (2006)”daki “Grant Grant” karakteriyle efsanesi yad edilen; “Saw” serisinde rol alacak yeni aktristin seçildiği MTV’nin “Scream Queens” yarışmasında korku personasından yararlanılan; soğuk ve karanlık yüzü, yakışıklı anatomisi ve hafif kısık sesiyle sinemada kötü adam tanımını yenileyen Rooker, şu sıralar halen yapımı süren “The Walking Dead” dizisinde çalışmalarına devam etmektedir. Diğer korku/gerilim filmleri arasında “The Dark Half (1993)”, “Shadow Builder (1998)”, “The Bone Collector (1999)”, “The 6th Day (2000)” ve “Whisper (2007)” sayılabilir.

10- Michael Berryman

Michael Berryman’in en büyük özelliği olan karakteristik simasının nedeni, cilt yapılarını ve ter bezlerini etkileyen doğumsal bir hastalıktı. Ne gariptir ki şu anki efsanesini bu deforme suratıyla elde edebilmiştir. Hayatını mahveden bir hastalığı avantaja döndürebilmek gibi bir şansa sahip olabilen aktörün dikkat çektiği ilk film Oscar’lı “One Flew Over the Cuckoo’s Nest (1975)” oldu; burada Ellis adında bir psikiyatri kliniği sakinini canlandırıyordu. Hemen akabinde gelen, “Pluto” adlı yamyam bir mutantı canlandırdığı “The Hills Have Eyes (1977)” ise efsaneyi başlatan tetik oldu. Haklı başarısının ardından aldığı roller çoğunlukla karanlık tipler, ölüler, mutantlar veya uzaylılardan oluşuyordu.

9- Angus Scrimm

Onu tanıtmaya gerek yok herhalde. “The Tall Man” desek yeterli olacaktır. Tiyatro kökenli aktör sinemaya çok geç başladı. Ama asıl çıkışını arkadaşı Don Coscarelli’nin “Phantasm” filminde canlandırdığı, ölülerin ruhlarını çalıp cüce zombiler hale getiren, sarı kanlı uğursuz The Tall Man ile yaptı. Bu rolüyle o kadar büyük bir hayran kitlesine sahip oldu ki sonraki korku filmlerinde devamlı kötü karakterleri canlandırdı. Çeşitli müzik albümlerine yazdığı kapak yazılarından bir de Grammy’si olan aktör, can verdiği karakteri sayesinde birçok filmde referans gösterilen ya da parodileri yapılan bir ikona dönüşmüştür.

8- Anthony Wong

Çinli bir anne ve Avustralyalı bir babanın oğlu olan Wong, çocukluğu boyunca diğer çocuklar tarafından dövülmüş ve ayrımcılığa uğramış. Bu yüzden sebepsiz şiddete başvuran hain ve acımasız katilleri iyi canlandırdığı söylenir. Listede ilk 10’da yer almasının en büyük sebebi “The Untold Story (1993)”deki insan etinden yaptığı yemekleri satan soğukkanlı katil rolüdür. Bu roldeki olağanüstü yeteneği sayesinde en iyi aktör dalında Hong Kong Film Ödülü almıştır ve ilk defa kategori III klasmanında bir film böyle prestijli bir organizasyondan ödülle dönmüştür. İkinci kayda değer rolü “Ebola Syndrome (1996)” daki hafif geri zekalı tecavüzcü katildir. Bu rolünde de “The Untold Story”deki karakteristik özelliklerini devam ettirmiştir. Anthony Wong, Hong Kong sinemasının en önemli aktörlerinden biridir ve çeşitli organizasyonlarda sayısız ödül ve adaylıkları vardır. Rol aldığı filmler de ödüle boğulmuştur. Hatta Oscar’lı “The Departed (2006)”, aktörün başrollerden birini canlandırdığı (yine çok ödüllü) “Infernal Affairs (2002)”in Amerikan re-make’idir.

7- Giovanni Lombardo Radice (John Morghen)

Adı çoğu kişiye yabancı gelse de İtalyan korku filmlerinin efsane kategorisindekilerde rol alabilmek kolay birşey olmasa gerek. Sarışın ve renkli gözlü olduğu için herhalde, hep saldırgan veya hastalıkları kişilikleri canlandırmıştır (Türk filmlerinde de öyledir ya. Sarışın adamlar ya tecavüzcüdür ya da uyuşturucu satıcısı…). Şu filmografiye bakar mısınız?: Cannibal Apocalypse (1980), City of the Living Dead (1980) (beyne matkap sahnesi… bırrr…), House on the Edge of the Park (1980), Cannibal Ferox (1981), StageFright: Aquarius (1987), La Chiesa (1989), La Setta (1991), The Omen (2006)…

6- Bill Moseley

Bazı kişiler vardır, korku sineması için yaratılmışlardır. Bill Moseley de bunların en önde gelenlerindendir. “The Texas Chainsaw Massacre 2 (1986)”de canlandırdığı ucube “Chop-top”dan başlayarak, “House of 1000 Corpses (2003)”deki “Otis” ve “Repo! The Genetic Opera (2008)”daki “Luigi Largo”ya kadar ne kadar sinir bozucu karakter varsa canlandırmıştır. Allah korusun, düşmanımın başına vermesin, korkunç birşeydir kendisi. Tövbe tövbe…

5- Doug Bradley

Yolda görseniz dönüp bakmayacağınız özelliksiz bir adam nasıl olur da sinema tarihinin en “cool” kötülerinden birini canlandırabilir? Clive Barker’ın yakın arkadaşı olması dolayısıyla “Pinhead” karakterine can veren aktör neredeyse tüm Hellraiser filmlerinde bu rolüne sahip çıkmıştır. Bu yönden Robert Englund’a benzeyen aktör yeni Hellraiser projesinde yer almayacağını açıklamış ve hayranlarını üzmüştür.

4- Tony Todd

Candyman… candyman… candyman… candyman… devamını getiremiyorum. Bu iri yarı, mendabur yüzlü siyahi oyuncu kaç kişinin aynalardan korkmasına vesile olmuştur kimbilir… Kalın ve derin sesi, iri yapısı ve sert ifadesiyle korku filmleri için biçilmiş kaftan olan Todd, her ne kadar çok çeşitli rollerin altından başarıyla kalksa da her zaman “Candyman” olarak hatırlanacaktır.

3- Jeffrey Combs

“Re-Animator (1985)” ile başlayan efsanesi hiç sönmeyen aktör, hem Edgar Allen Poe hem de H.P. Lovecraft’ı canlandırabilme şerefine erişmiş ender yaratıklardandır. Ayrıca komedi, dram veya gerilime yatkın esnek bir oyunculuk yeteneği vardır ki filmin kalitesini bir kat artırır. Adı neredeyse Lovecraft’la beraber anılan aktör yakın arkadaşları Brian Yuzna ve Stuart Gordon ile birlikte korku sinemasının üç ayağından birini oluşturur. Halen aktif olarak korku filmlerinde rol almaktadır.

2- Bruce Campbell

Bruce Campbell demek “Ash” demektir. Ash, “filmin-başında-iyi-oğlan-iken-aniden-kahramana-dönüşüp-canavarların-kıçını-tekmeleyen-karakter”in prototipidir. Sam Raimi’nin yakın arkadaşı olması sebebiyle yönetmenin birçok projesinde irili ufaklı roller üstlenen aktör, kariyeri boyunca kazandığı efsaneyi destekleyecek kült filmlere imza atarak kalbimizin özel bir köşesini fethetmiştir. Bruce Campbell denince akan sular durur (onun yerine kanlar akar). Ayrıca listenin belki de tek “iyi çocuk”udur.

1- Robert Englund

Robert Englund’un ilk sıraya yerleşmesinin en büyük sebebi, diğer klasikleşmiş slasherlardakinin aksine, kötü karakter olarak bir maske ardına saklanmayıp filmi bizzat kendisinin sırtlamasıdır. Elm Sokağı adlı uzun soluklu seriyi birbirine bağlayan ve ayakta tutan en büyük sebep Freddy Krueger yani Robert Englund’dur. Bu nedenle seri için “vazgeçilmez”dir. Türk izleyicisi onu ilk olarak “Ziyaretçiler (“V” 1983)” dizisindeki naif uzaylı olarak tanısa da, aktör Freddy dahil sürüyle çatlak, sinir bozucu ve korkunç karaktere can vermiştir. Sayısız korku filminde küçüklü büyüklü roller almasının dışında endüstrinin mutfağında da emek veren Robert Englund artık bir klasiktir.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (20 Yorum)

YORUM YAZ