Dilediğin şeylere dikkat et! Djinn - Wishmaster (1997)

King Diamond üzerine…

Korku Genel

Özel Dosya

BurakBayülgen

23 Nisan 2010

12 Adet Yorum

12

Metal Müzik İhtişamlı Bir Sahneye İhtiyaç Duyar…

Heavy Metal tarihinin blues’a, ekstrem metal müziğinin de ideolojik çatı altında çıkış noktası olarak Black Sabbath’a bağlandığı platformda her daim yaşanan kültürel ve yöresel çatışmalar direkt realist bir söylemi olan metal müziğin içinde dile getirildi. Realizmden uzaklaşır gibi görünen ve fantastik kollara ayrılan –örneğin Tolkien eserlerinden beslenen- alt türler bile yeri geldi toplumsal ütopya ve dystopya anlayışını ve arayışlarını gözler önüne serdiler, yeri geldi tümden gelimlerle analizlere kucak açtılar: Sanayi bölgesi çocukları doğayı katleden para merkezli kapitalizme karşı geldiler. Okul hayatında Rob Zombie’nin dile getirdiği gibi outsider olanlar, korku performans anlayışıyla harmanlanmış rock’n’roll’a yöneldiler. Onlar Charles Manson’a ilgi duyuyorlardı… Sosyalistinden cumhuriyetçisine, en popülerinden en underground’una her müzisyen ve tür bir geri dönüşümdü. Kiminin merkezinde toplum, kiminin merkezinde benlik ve ego vardı. Yine de metal müziğin kapsamında her şey pozitivist olmak zorunda değildi. Ancak her pozitivist olmayan söylemin arkasında yıkıcılık da yatmıyordu. Korku imgelemlerinin var olduğu metal alt türlerinde (horror, theatrical, shock rock) söylem belli başlı korku kalıplarının ve klişelerinin metaforlaşmasıyla dinleyiciye ulaşıyordu. Aşk, cinsellik, nefret, kıskançlık ve acı gibi duygu durumlarını ifade eden terimler sinemada ve sinemadan önce tiyatroda belirginleşmiş korkunç imgelerin altında şiirselleşiyorlar ve anlatmak istediklerini üstü kapalı bir şekilde rock’n’roll sahnesinde canlandırıyorlardı.

Sahnedeki Efsaneler ve Ayrıştıkları Hususlar…

Nispeten din temasını yıkıcı bir uslupla tedirgin etmiş olan Mercyful Fate’in esas adı Kim Bendix Petersen olan beyni King Diamond artık şeytani temanın yerini daha korku motifleriyle bezeli hikayelerle değiştirerek kendi ismini taşıyan grubunu kurdu. Bu kuruluş ve 1986 yılında yayınlanan Fatal Portrait albümüyle King Diamond’ın da korku sektöründe belirgin bir kimliği oldu. Bu belirgin kimliğin ardında özellikle sahneye taşınan görsellik yatıyordu. King Diamond’ın korku sanatlarında belirginleşen özelliği Fatal Portrait ile ortaya çıkan ve 1987 senesinde yayınlanan ikinci albüm Abigail ile iyicene pekişen konsept hikayeleriydi. Bu albümler işitsel olarak lirik bir rock operaydılar. King Diamond’ın tiyatral sahnesine görsellik oluşturdukları gibi, katmanlı korku romanlarına, hikayelerine ve film senaryolarına rahatlıkla dönüştürülebilirlerdi. Rob Zombie kendi şarkılarındaki klasik korku imgelerini özellikle Alman Ekspresyonizmine sadık kalarak kendi yönettiği video kliplere adapte ederken King Diamond direkt olarak oyun metnini yazıyordu. Oyun metninden kasıt King Diamond’ın bu metinleri bir filmden ziyade tiyatroya daha yakın duran rock sahnesine uyarlayışıdır. Ancak bu görsellikle kaynaşan konserler benim fikrimce ne bir rock operasıdır, ne de bir rock tiyatrosudur. Bu konserler korku janrı olmasından ötürü ayrışan ama belirgin özelliklerinden ötürü Türk geleneklerinde orta oyununa, özellikle meddaha denk gelen bir görselliklerdir.

Alice Cooper’ın, Lizzy Borden’ın ve Rob Zombie’nin tiyatral gösterileriyle yoğunlaştırdığı rock’n’roll konserlerinin King Diamond sahnesine benzerliği olsa da, farklılaşan özellikleri de mevcuttu. Örneğin Alice Cooper’ın The Ballad of Dwight Fry eseri ile konsept görselliğe uyarladığı akıl hastası karakteri I Love The Dead eserine girmeden hemen önce giyotinle cezalandırılıyordu fakat bu eserler farklı albümlerde (The Ballad of Dwight Fry: Love It To Death, I Love The Dead: Billion Dollar Babies) aynı temayı ya da hikayeyi devamlılaştıran eserler değildi. King Diamond ise tüm bir albümüne yansıyan lirikleştirilmiş uzun hikayeyi sahnede hikayenin ana noktalarını irdeleyen şarkılar ile bir perdelik ve yaklaşık on beş dakikaya yayılan bir süreç içerisinde giriş, gelişme ve sonuç şeklinde canlandırıp noktalıyordu. Diğer bir konsepte ve hikayeye geçiş zamanını ise konserlerinde sahneyi boş bırakıp diğer albümün introsunu çaldırarak belirliyordu. Tıpkı orta oyununda Pişekar’ın sahneye girerek oyunun adını söylemesi gibi bu introlar da King Diamond konserlerinin ilk sahnelerinin hangi albümünden görsellikler taşıyacağını vurguluyordu. Şayet King Diamond ve orkestrası üç dört şarkıdan sonra sahneyi boş bırakıp yeni bir intro’yu teypten çaldırıyorsa, bu durum ilk perdenin bittiğini, yeni bir görselliğin sırada olduğunu açıklamaya yarıyordu. Örneğin; sahne boşaldıkta sonra Upon The Cross introsu çalarsa House of God albümünün görselleşeceği, Spare This Life introsu çalarsa Abigail 2: The Revenge’in görselleşeceği anlamına geliyordu.

King Diamond ve Türk Geleneklerinde Meddah ve Orta Oyunu

Orta oyunu halka açık mekanlarda oynanır. Orta oyunu sahne oyunu değildir. Meddah ise seyircilerden yüksekçe bir yerde oturur. Orta oyununda elips ya da daire biçimindeki alan dikili direklerle seyirciden ayrılır. Burada King Diamond’ın konserleri sahne oyunu olmasından ötürü orta oyunundan ayrılır ama ufak bir benzerlik vardır: The Puppet Master turnesinde King Diamond seyirci ile sahnesinin arasına Abigail hikayesini görselleştirmek amacıyla demirden çitler yerleştirmiştir ve gerek kendisi gerek orkestrası sahnedeyken de bu demir çitlerin arkasında performanslarını sergilemişlerdir.

Meddahlık için tek adamlı tiyatro diyebiliriz. Meddah, tiyatronun bütün kişilerini varlığında birleştiren bir
aktördür. Yüksekçe bir yerde oturarak bir öyküyü başından sonuna kadar, canlandırdığı kişileri ağız özelliklerine göre konuşturarak anlatır. (turkceciler.com)

King Diamond’ın 1986 yılında başlayan solo kariyerinden beri gitaristliğini yapan Andy LaRoque’un olmadığı bir King Diamond albümü ya da konseri düşünülemese de, sahne hakimiyeti ve otoritesi esas adam King Diamond’dadır. Yukarıdaki açıklamada belirtildiği gibi King Diamond bütün kişilerini varlığında birleştiren bir aktördür. Falsetto vokali ile hem yarattığı karakterlerinin sesini taklit edendir, hem hikayedeki öznel kişiliğidir, hem anlatıcıdır (Abigail albümündeki O’Brian karakteri) hem de ses efektlerini ağzıyla canlandırandır. Bunu 1987 yılındaki Abigail turnesi ile açıklayalım:

Sahne kararır. Intro başlar: Funeral. Buradan ilk tiyatral hikayenin Abigail albümüne görsellik oluşturacağı anlaşılır. Repliklerini King Diamond’ın okuduğu bu intronun teypten çalınmasının ardından King Diamond ve orkestrası Arrival eseriyle giriş yaparlar. Arrival pek çok açıdan bir meddah geleneğini barındırır. King Diamond hikayeyi anlatır ve gerek hikayedeki Jonathan La Fey’in ve gerek O’Brian’ın repliklerini tek bir ağızdan canlandırarak diyaloğu kurar. Falsetto vokaliyle iki karakteri birden canlandırabilme imkanını King Diamond gerçekleştirir. Burada King Diamond şarkısını seslendirirken yalnızca dialogları iki ayrı ses tonuyla ayırmakla kalmaz, aynı zamanda birinci tekil şahıs olarak seyirciye hikayeyi anlatır: “I think poor Jonathan was scared” (sanırım zavallı Jonathan korkmuştu) dizesi ile meddahta olduğu gibi direkt seyirciyle iletişim kurar.

Meddah elinde bir sopa tutar. Bu sopa oyuna bir ritm kazandırır. Oyuna başlarken bu sopa seyicilere işaret verdiği gibi çeşitli nesnelerin yerine de geçer. King Diamond kariyerinin başlangıcından beri sahnede sadece mikrofon görevini yerine getirmeyen, aynı zamanda bazı nesneleri sembolleştiren iki gerçek kemiğin bir haç şeklinde birbirine bağlandığı bir mikrofonu elinde tutar. Heavy metal müziğin ritmik yapısına göre King Diamond’ın elinde şekilden şekile giren ve sembolik ifadelere dönüşen bu kemikten mikrofon eserlerin başlangıcına ve bitişine göre King Diamond’ın elinde havaya kaldırılır ve bazen ters çevrilerek ters haç haline getirilir.

Orta oyunu mukaddime, muhavere, fasıl ve bitiş bölümlerinden oluşur. Oynanan mekan ve tek kişilik hakimiyetten ötürü orta oyunundan ayrılan King Diamond görselliği orta oyununun ilerleme yapısı bakımından çok benzer nitelikler taşır. Burada King Diamond görselliğinin birebir orta oyunun aynısı olmadığı muhakkak ancak şaşırtacak derecede benzerlikler görmek bu izlenimin yanlış ya da alakasız olduğunu da göstermez. Bu hususu açıklamak için King Diamond’ın 2001 House of God Turnesi’nin ve bu turnenin 13.04.2001 ve 14.04.2001 tarihlerinde gerçekleşen İstanbul ayağından örnekler vermeyi uygun buluyorum:

Konserde çalınan parçalar:

Out From The Asylum
Welcome Home
The Invisible Guests
Voodoo
Sarah’s Night
Sleepless Nights
Upon The Cross
Follow The Wolf
House of God
Black Devil
Dressed In White
Help
Eye of The Witch
Burn
Funeral
Abigail
Black Horsemen
(Bis)
Family Ghost
No Presents For Christmas
Peace of Mind (teypten)

Out From The Asylum intro’su orta oyununun mukaddime bölümüyle benzer nitelikler taşımaktadır. Burada tıpkı oyunun karakterlerinden olan Pişekar’ın oynanan alana girmesi gibi Them hikayesinin antogonisti olan Büyükanne sahnede tek başına yerini alır. Oynanacak olan oyunun adının Them olduğu burada belli olur. Pişekar sahnedeyken henüz Kavuklu sahnedeki yerini almamıştır, nitekim Kavuklu sahnedeki yerini aldığında muhavere bölümü başlamış olur. Welcome Home ile King Diamond sahneye giriş yapar. Bu giriş karşılıklı konuşmaların geçtiği bölümün ilk ayağıdır. Arzbar adıyla anılan bu bölüm izleyiciyi oyuna alıştırmak için kullanılır. King Diamond falsetto vokaliyle hem kendi repliklerini hem de Büyükannesinin repliklerini seslendirir. Nitekim orta oyununda asıl oyunun yer aldığı bölüm fasıldır. Kavuklu her daim sahnede kalır ve karşısına gelen karakterlerle karşılıklı diyaloğa girer. King Diamond görselliği ise introdan sonra direkt upuzun bir fasıl bölümüyle eşdeğerdir. Fasıl bölümünde yardımcı bir kadın oyuncu sayesinde King Diamond’ın diğer albümlerinin hikayeleri de görselleşir ve bu birden çok hikayelerin en can alıcı, en kaotik ve en korkutucu noktaları iç içe geçerek canlandırılır. Bitişte ise Pişekar oyunun sonlanacağını duyurur ve işledikleri bir kabahat varsa seyircilerden af diler. Tam da bunun için King Diamond son olarak Black Horseman şarkısını seçmiştir çünkü The Black Horsemen şu dizelerle noktalanır:

That’s the end of another lullaby, Time has come for me to say goodnight. (bu da bir diğer ninninin sonu, benim için iyi geceler demenin zamanı gelmiştir.) Pişekar ile Kavuklu müzik eşliğinde sahneden ayrılırlar. King Diamond da sahneden orkestrasıyla birlikte ayrılırken teypten enstrümental parça olan Piece of Mind çalar. Gösteri sona ermiştir.

Diamond Ekolü Türk Rock Sahnesi İçin Özgün

Türkiye’de bu tarz görsel konserlerin bir Türk grubu veya sanatçısı tarafından çok yoğun ve belirgin bir şekilde ortaya konmayışı bizleri sahne görselliği olarak Alice Cooper, Rob Zombie, Kiss, GWAR, Lizzy Borden, Rammstein, W.A.S.P vb… gibi gruplara yönlendiriyor. Tabi ki Türkiye’de görsel şov yapan gruplar mevcut ancak az önce değinildiği gibi bu görsellik tüm konserlerin içeriğine dağılmıyor. Daha çok dekor ve kostümle sunulan görsellikler şovun bütünü içinde küçük öğelerden ileri gitmiyor. Bu yüzden bu sektörün gelişmediği Türkiye için bu satırları kaleme almak daha ileride şekillenecek olan bir akımın henüz başlangıcına tekamül ediyor. King Diamond’ın Türk sahne sanatları geleneklerine yakınlığı onun bilinçli olarak yaptığı birşey olmasa gerek. Ancak Türkiye’de King Diamond çizgisini takip edecek bir sanatçı ya da grup burada yapılan tartışmaları gündeme getirebilir ve en önemlisi böyle bir akımı takip edecek olan sanatçı ya da grup, bir imitasyon ya da Avrupa ve Amerika’yı taklit eden birileri olarak değil, Türk geleneklerinde mevcut olan öğeleri yeniden canlandıran birileri olarak seslerini duyuracaklardır.

Burak Bayülgen

KAYNAKÇA

Bayülgen, Burak: Rock Canavarı, Rock Ölümsüzü: Alice Cooper’ın Korku Sanatlarına Katkısı Üzerine, 2007.
King Diamond. Them. Roadrunner Records. 1988.
King Diamond. Deadly Lullabyes Live. Massacre Records. 2004
Rock Station Rock Müzik Dergisi Mayıs-Haziran 2001 #4.

İNTERNET

http://www.folklor.gen.tr/halk-tiyatrosu/orta-oyunu.html
http://www.karagoz.net/ortaoyunu.htm
http://www.turkceciler.com/meddah.html

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

Yorumlar (12 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.