Kibir benim en gözde günahımdır. John Milton - The Devil’s Advocate

Karanlıktaki Aşk

Korku Hikayeleri

MuratÖzkan

15 Ekim 2009

3 Adet Yorum

3

“İpeksi mor perdelerin süzgün hışırtısıyla,garip bir dehşet kapladı hiç yaşamadığım.Yineleyip durdum yatıştırmak için kalbimi,”Odamın kapısında bekleyen kişi bir misafir,odamın kapısındaki gecikmiş bir misafir,başkası değil.Canlandım birdenbire daha fazla beklemeden “Bayım” dedim ya da “Bayan,affınızı diliyorum. Gerçek şu ki uyukluyordum,usulca kapıya vurdunuz,usulca geldiniz,kapıma dokundunuz. Emin olamadım işittiğimden.”Sonra ardına kadar açtım kapıyı,karanlıktı,sadece karanlık…” “Edgar Allan Poe – Kuzgun”

Genç adam bar taburesinde her zamanki yerine kurulmuş,kadehindeki içkisini yudumlarken çevresinde olup bitenleri gözlemlemekteydi.İlk önceleri bu alışkanlığını yorucu geçen iş günlerinin ardından arada bir yaparken şimdi ise hemen her günün sonunda burada buluyordu kendini…

Kadehinden bir yudum daha aldıktan sonra boğazını ve aynı zamanda ruhunu sıkan kravatını gevşeterek gömleğinin birkaç düğmesini açtı.Aynı anda en sevdiği şarkılardan biri olan “I Santos California” grubunun “Tornero” adlı parçası çalmaya başlamıştı.O şarkıyı her duyduğunda olduğu gibi bütün bedeninde tarifsiz bir rahatlama hissetti.Kadehinde buzlardan arta kalan son yudumu da bitirdikten sonra el işaretiyle barmeni çağırıp yeni bir kadeh daha istedi.İçkisini beklerken taburesinde olduğu yerde dönerek barın giriş kapısını izlemeye koyuldu.İçeriye girip-çıkanları seyretmekten,onları iç dünyasında analiz etmekten tuhaf bir keyif almaktaydı.Aslında mesleğinden kalma bir takıntıydı bu;yıllar boyunca sabahtan akşama kadar bir banka veznesinin ardında türlü insanlarla muhatap olmak onda ister istemez böyle bir sezinin(ya da lanetin) oluşmasına neden olmuştu.Ayrıca böyle bir ortam dışında hiçbir yerde göremeyeceğine inandığı bu çeşitlilik kimi zaman yaşamında şikayet ettiği konumuna biraz daha iyimser bakmasını sağlamaktaydı.İçkisi geldikten biraz sonra “I Santos California” yerini “Peppino Di Capri”ye bırakmıştı ki onu da çok severdi.İçkisinden büyükçe bir yudum daha aldı;bardağı neredeyse yarılamıştı.Bu arada içerisi gecenin ilerlemesiyle iyice kalabalıklaşmaya başlamıştı,genç adama göre böyle yerler hayatla ters orantılıydı;ne kadar gece o kadar iyi…Bir an daha yeni sayılabilecek bir zaman öncesi biten ilişkisi geldi aklına.Kendi kendine gülümseyerek bu düşünceye neden olan şeyin almış olduğu o son yudum olduğuna kanaat getirdi.Üzülmesi gerektiğini düşünüyor ancak aldatılmış olmanın verdiği o öfke duygusu buna engel oluyordu.Ansızın zihninde arkadaşının kendisini teselli etmek için söylemiş olduğu o sözler yankılandı;”üzme canını be dostum sokaktan gelen sokakta kalır boş ver…”

“Deli saçması!…”Bu sözler dudaklarından istem dışı bir şekilde döküldü.Arkadaşının sözlerini duyduğunda da aynı tepkiyi vermişti.”Deli saçması!Sanki senin evlenmek üzere olduğun kadın sana gökten altın bir tepsi içinde gönderildi!…”Elindeki kadehe bakarken bu sözler karşısında arkadaşının yüzündeki hayal kırıklığıyla karışık utanma hissini anımsadı.Bir anlığına neden bunları düşündüğüne bir anlam veremeyip kendi kendine hayıflandı.Onu bu halde gören birisi onun akıl sağlığından şüphe edebilirdi ancak genç adam için önemli olan hakkında kimin ne düşündüğü değil,kendisine karşı ne yapılıp ne yapılmaması gerektiğinin bilinmesiydi.Şimdi barın içerisini o neşeli sesiyle Frankie Avalon doldurmuştu;”Venüs”ü söylüyordu karamsarlığa inatla.Genç adam tekrar bar kısmına döndü,kadehini avuçları arasında sıkıca kavrayıp müziğin tadını çıkarmaya çalıştı.En azından çalınacak şarkıları düzenleyen her kimse onu mutlu ediyordu.Bir süre kendini müziğin ritmine bırakıp geceye son noktayı koyacak olan içkisinin son yudumunu içmek üzere bardağı dudaklarına götürdü;”Bu günlük kendi kendine hesaplaşma seansı sona erdi yarın aynı saatte burada olun lütfen!…”

Tam bardağın kenarını dudağında hissetmişken barın öbür ucunda oturmakta olan ve kendisine bakmakta olduğunu düşündüğü bir kadına ilişti gözleri.Baktığını düşünmüştü çünkü gözlerinde neredeyse bütün yüzünü kaplayan bir güneş gözlüğü vardı ve güler yüzlü bir ifadeyle onun bulunduğu yöne doğru bakmaktaydı.İçkisini içmeden bardağı yavaşça yerine koydu,kadının son derece sade güzelliği karşısında ruhunun derinliklerinde çok uzun zamandır hatırlayamadığı duygular harekete geçtiğini hissetti.Kızıl dalgalı saçları,sonsuz gülümsemesi ve taburesinde sanki incinecekmiş gibi oturma şekliyle genç adamı derinden etkilemişti.Bir öncekine benzer bir el işaretiyle tekrar barmeni çağırıp lavaboya gideceğini ve yerine kimsenin oturmamasını tembihledi.Uzun süredir oturmanın verdiği uyuşuklukla beraber alkolün de etkisiyle hafif bir baş dönmesi eşliğinde yerinden kalkan genç adam gözlerini kadından ayırmadan zor da olsa kendini lavaboya attıktan sonra kendisine artık büyük bir ızdırap veren mesanesini boşalttı ve biraz kendine gelebilmek için yüzünü soğuk suyla yıkayıp ayna karşısında saçlarını düzeltip derin bir nefes alarak yeniden bara döndü.Oraya buraya yürüyüp duran insan kalabalığını aştıktan sonra gözü kadının bulunduğu tabureye ilişince korkuya benzer büyük bir endişeye kapıldı;kadın yerinde yoktu.Koşar adımlarla barmenin yanına gelip müziğin kendi sesini bastırmasına aldırmadan bağırmaya yakın bir ses tonuyla kadını sordu.Barmen kadını görmediğini söyleyince aşırı derecede sinirlenen genç adam aynı soruyu barmenin onun öfkelendiğini anlamasını sağlayacak şekilde yineleyip etrafa hızlıca göz gezdirdi.Kendisini anlamsız bir tartışmanın içinde bulmak istemeyen barmen kadının o lavabodayken çıkmış olabileceğini söyleyince genç adam söylenerek sert bir şekilde cebinden bir miktar para çıkarıp barın üzerine bıraktı ve koşarcasına kalabalığı yararak dışarı çıktı.

Dışarıya çıktığında farkına vardığı ilk şey temiz havanın inanılmaz derecede güzel oluşuydu.Çaresizlik içinde bir süre boyunca etrafına bakındıktan sonra nereye gittiğini bilmeden renkli neon ışıklarıyla kaplı sokaklarda anlamsızca koşmaya başladı.İçinde onu bir daha göremeyecek olma ihtimalinden kaynaklanan o tuhaf korku duygusu gittikçe filizleniyor,bir yandan da lavaboya gittiği için kendine lanet ediyordu.Dakikalar boyunca bu şekilde dönüp durduktan sonra aradığı şey hiç beklemediği bir anda tam da artık aramaktan vazgeçmek üzereyken ansızın karşısına çıkıverdi.İlk bakışta gördüğü şeyin doğruluğundan emin olamadı fakat biraz daha dikkatle bakınca aradığını bulduğundan emin olmuştu.Kadın sokağın öbür ucundaki bir taksinin içerisindeydi,gözlüklerin kapladığı yüzünde yine aynı tebessüm yayılmıştı.Genç adam tam oraya yönelmek üzereyken taksi sanki ondan bir an evvel uzaklaşmak istermişcesine aniden hareket ederek oradan uzaklaştı.Aradığına kavuşmanın vermiş olduğu o kısa mutluluk yerini tekrar o derin endişe duygusuna bırakmıştı.Genç adam hemen yola çıkıp bir taksi çevirdi ve şoförden henüz gözden kaybolmamış olan arabayı takip etmesini istedi.Saat gece yarısını çoktan geçmiş olduğu halde o bölgede trafik anormal derecede yoğundu.Genç adam bir yandan trafiğe söyleniyorken bir yandan da arabayı göz ucuyla takip etmeye çalışıyordu.Trafikte uzunca bir süre bu şekilde sürüp giden takibin ardından kadının bulunduğu taksi çok tenha bir sokağa giriş yaparak gözden kayboldu.Hemen ardında ise genç adam da aynı sokağa girerek şoförden arabayı yavaşlatmasını istedi.Sokak saatten ötürü olsa gerek oldukça sessiz,karanlık ve depresif bir atmosferdeydi.Bir an gözü karanlıkta ilerleyen taksinin ışıklarını seçebildi,kadının içinde bulunduğu araç büyükçe bir binanın önünden dönüp tekrar gözden kayboldu.Genç adam o binanın köşesine gelip arabadan indi ve şoföre parasını ödeyip taksinin geldikleri yoldan geri geri ilerleyerek karanlıklar içinde kaybolmasını izledi.Binanın köşesinden saklambaç oynayan çocuklar gibi göz ucuyla bakan genç adam kadının iki katlı büyükçe bir villanın kapısından içeriye girmekte olduğunu gördü.O civardaki tek villa o olmalıydı zira diğer bütün yapılar eski püskü üç-dört katlı binalardan oluşmaktaydı,büyük ihtimalle kadın çok zengindi.Genç adam etrafına kısaca bir göz gezdirdikten sonra o saatte uyumamış olan insanların dikkatini çekmemek için yavaş adımlarla eve doğru yöneldi,kısa bir yürüyüşün ardından evin verandasına vardı.Başını kaldırarak evi bir de yakından inceleyince evden daha bir etkilendi,evin inanılmaz bir mimarisi vardı.Temkinli bir şekilde kapıya uzanan merdivenleri tırmandıktan sonra kapının önüne gelip heyecandan titreyen parmaklarıyla tüm gücünü toplayarak zile dokundu…

“Pardon bu saatte rahatsız ediyorum,bir saniye bakabilirmisiniz?…” Bir an kendi kendine bu yaptığının ne kadar saçma bir şey olduğunu düşündü.Gecenin bir yarısında kendi kapısının hemen dışında bunları söyleyen birini duysa polisi aramadan önce hiç düşünmeden yatağının kenarında duran golf sopasını kavrayacağından emindi.Bu sebepten ötürü durumun vehametinin farkına vararak tekrar seslendi “ee özür dilerim ben sizi bu akşam barda gördüm hani şu eski şarkılar çalan sizinle…” Birden kapının kilidi sessizliği yırtarcasına açıldı ve kapı içeriye doğru aralandı.Genç adam bu beklenmedik olay karşısında hem korkmuş hem de şaşırmıştı.Çekingen bir ifadeyle “bayan?” diye seslendi lakin ortada kimsecikler gözükmüyordu.Birkaç dakika kapının önünde öylece bekledikten sonra yavaşça başını kapıdan içeriye soktu ve “merhaba kimse yok mu?”diye tekrarladı.Bir cevap yoktu,sonunda dayanamayıp tamamen içeri girdi.Evin içerisi, girişi bir güneş ışığı gibi aydınlatan devasa,çeşitli taşlarla kaplı avizenin altında muhteşem görünmekteydi.Girişin hemen sol tarafındaki bölümde tam ortasında çok pahalı olduğunu düşündüğü simsiyah bir piyano bulunan,duvarları kitaplıklardan oluşan ve küçük çaplı bir kütüphaneyi andıran bir oda bulunuyordu.Sağ tarafında ise büyükçe bir yemek masası ve çeşitli cam ve seramik eşyalarla dolu dev vitrinlerin bulunduğu başka bir oda vardı.Tam karşısında da yukarı kata çıkan spiral şeklindeki merdiven uzanıyordu.”Bayan” bu sefer sesi evin ihtişamı karşısında yaşadığı etkilenmeden olsa gerek titreyerek çıkmıştı.Ansızın yukarı kattan ahşap zeminde sert bir şekilde yürünmesinden kaynaklanan ayak seslerini duydu.Onun kendisini duyabilmesi için yüksek bir ses tonuyla “Merhaba kusura bakmayın içeri girdim,kapınız açıktı…”Ayak sesleri gittikçe daha da yaklaşıyor,genç adamın ise neler olabileceği hakkındaki bilinmezlik korkusu daha da körükleniyordu.Bir süre sonra sesler tam da merdivene yönelmişken birden kesildi,ardından da garip bir ağlama sesi duyuldu.Genç adam endişe dolu bir ifadeyle “bayan” deyip ani bir hareketle merdivenlere koştu.Korkuluklardan tutunarak basamakları ikişer-üçer atladıktan sonra son basamağın ardından önünde sanki sonsuzluğa uzanırmış gibi duran koridorla karşılaştı.Duvar lambalarının aydınlattığı kırmızı renkli duvarları ve birbirlerine karşılıklı duran kapılarıyla bu koridor ona lüks otelleri anımsatmıştı.Merdivenleri tırmanırken kaybolduğunu duyduğu ağlama sesleri tekrar başladı,her ne kadar bütün hücrelerinde inanılması zor bir korku hissetse de bir kere olan olmuştu devam etmeliydi…Koridorda hızlı adımlarla yürüyen genç adam bir yandan da seslenmeye devam ediyordu.Sesler sanki her yerden geliyormuş gibiydi,bu yüzden hangi kapıya yöneleceğini kestiremiyordu.Uzun bir arayışın ardından diğerlerinden farklı bir kapı fark etti,farklı olmasının nedeni diğer tüm kapılar birbirinin aynısıymış gibi dururken bu diğerlerine oranla çok daha eskiydi ve üzerini neredeyse yosun kaplamıştı.Ellerini kapının menteşelerine dayayan genç adam kulağını kapıya yaklaştırdı;sesler bu kapının ardından geliyordu.Cesaretini toplayıp kapı kolunu yavaşça kavradı,içindeki korku artık onu tamamen ele geçirmişti,kapıyı açıp-açmama konusunda bir an duraksadıysa da hemen sonra büyük bir hızla kapıyı açtı…

Kapıyı açtığında yüzüne vuran ağır koku karşısında olduğu yerde bir an sendeledi,sanki içinde türlü yiyecek saklı bir dolabı uzunca bir süreden sonra ilk defa açmak gibiydi.Bu kısa süreli şokun ardından etrafa ilişti gözleri,odanın içerisi evin yapısıyla tezat oluşturacak denli pis ve dağınık bir haldeydi;duvarlar rutubetten dökülmüş,eşyaların hemen hepsi çürümüş ve her bir yana o tuhaf mide bulandırıcı koku sinmişti.Bir an bunları kenara bırakıp kapıyı açtığı sırada kesilen ağlama sesine odaklandı,şimdi ortalıkta hiçbir ses duyulmamaktaydı.Odanın içinde ilerlemeye başlayan genç adam üzerini pislik kaplamış mobilyalar arasından geçerek oda boyunca uzanan duvarın köşesinden daha açık olan yere döndü.Görünürde pencerenin hemen dibinde üzeri artık kararmış,içinden yayları fırlamış büyükçe bir yatak durmaktaydı,tam o anda ağlama sesleri tekrar başladı.Bu sefer ses sanki tam yanındaymış gibi net bir şekilde işitilebiliyordu.genç adam yatağın yanı başına kadar gelip pencerenin önünde durdu.Evet bir ağlama sesi vardı ancak sesin kaynağı hiçbir yerde yoktu,genç adam pencereden dışarı bakmaya çalıştığı sırada soğuk bir şey ayak bileğini kavradı.Korkudan olduğu yerde sıçrayıp,gerileyerek yere düştü ve ne olduğunu anlayamadığı bir yığın eşyanın arasına yığıldı.Dirseklerini yere dayayıp yerinden doğrulunca hayatı boyunca geceleri kabuslarından çıkmayan o şeyi gördü.Yatağın altında o kadın vardı,ya da o kadına benzeyen bir şey…Saçları sümüğümsü bir maddeyle kaplanmış gibi yapış yapış,yüzü kelimelerle anlatılamayacak kadar mide bulandırıcıydı ve hele o gözleri,o güneş gözlüğünün sakladığı gözleri…Gözleri beyaz birer bilye gibiydi ve kadın-yaratık yatağın altından sürünerek ona doğru gelmekteydi.Genç adam artık ağlayan sesin kaynağına ulaşmıştı,gerçi böyle sonuçlanacağını bilseydi değil ulaşmayı istemek,o gün evden çıkmayı bile yeğlemezdi ancak hayat böyleydi; ”bir takım kararlar alırsın ve o kararlar sana hükmeder…” tam tamına böyle demişti artık hayatta olmayan babası ve alışılmadık derecedeki o soğuk ve yapışkan eller pantolonunun fermuar kısmını ve vücudunu okşarken kendinden geçmeden önce aklına gelen son şeyler bu sözler oldu…

Sonsuz karanlık…Derin bir sessizlik…Ve sessizliğin insanı rahatsız eden o garip uğultusu…Genç adam kendine gelmeye başladığı sırada hissettiği ya da hissettiğini sandığı şeyler bunlar oldu.Ağırlık çökmüş gözkapaklarını araladığında olmayan yarısından güneş ışığı giren tavana ilişti gözleri.Sanki bütün bedeni ağırlaşmıştı ya da yaşam enerjisi bir şırıngayla çekilmişti vücudundan.Aniden olanları anımsayıp büyük bir hızla doğruldu yerinden,telaşlı bakışlarla bir şeyler arayıp küflenmiş bir demir çubuk aldı eline,biraz önünde tutarak savunma pozisyonuna geçti.Hiç bir ses yoktu,bir müddet bu şekilde durduktan sonra yavaşça doğrulup etrafına bakındı;her yer hatırladığından daha da eski ve harabe bir haldeydi.Evin tavanının yarısı yoktu ve sıcak güneş ışığı tam da onun yattığı yeri bir projektör gibi aydınlatmıştı.Korkuyla hemen yanındaki hurdaya tutunup yerden kalkan genç adam başını aşağıya doğru eğdiğinde,bütün duyularının kaskatı kesilmesine neden olan o sahneyi gördü;pantolonu ve iç çamaşırı tamamen indirilmişti…Adlandıramayacağı kadar büyük bir korkuyla pantolonunu çekip oradan kaçmaya başladı,güç bela birkaç adımdan sonra o odadan çıktığında gördükleri karşısında bir kat daha şaşırdı;daha yeni güzelliği karşısında şok olduğu o ev şimdi korku filmlerindeki terk edilmiş o hayaletli evler gibiydi;bütün duvarlar çökmüş,örümcek ağları her bir yanı kaplamış,çürümüşlüğün o zehirli kokusu bütün her yeri sarmıştı.Bu son gördükleri karşısında sinirleri tamamen boşalan genç adam göz yaşları ve histerik çığlıklar eşliğinde koşarak evden çıktı.Evden çıktıktan sonra geriye dönüp eve uzaktan bir bakış attığında evin hemen hemen yarısı bulunmayan bir harabe olduğunu görünce yaşadıklarının korkusuyla olduğu yere çöküp hıçkırıklarla ağlamaya başladı…

Yaşananlar tam tamına böyleydi,her şey bir bar taburesinde başlayıp cehenneme açılan bir koridora kadar sürüp gitmişti.Genç adam olayları araştırdığında evin 50 sene önce çıkan bir yangında kül olduğunu,evle beraber evin sahipleri olan kumral dalgalı saçlı güzel bir kadın ve onun çok zengin bir iş adamı olan kocasının da bu yangında yok olduğunu öğrenmişti.Olayları daha da derinlemesine araştırınca da ürpertici bir gerçeği öğrenmişti;kadınla adam ilk başlarda mutlu bir yaşam sürseler de daha sonraları adamın hastalık derecesine varan kıskançlıkları ile adeta cehenneme dönüşmüş,adam bir gün bir kavga esnasında kadının yüzüne asit döküp kadını kör etmişti.Üstelik bu da yetmezmiş gibi kadını üst katlarda bir odaya kapatan adam kadını ihtiyaçları için bile odadan çıkarmamış,canı istediğinde odaya girip kadına tecavüz etmeyi bir hak bilmişti.Genç adam başına gelenleri anlamlandırmaya çalıştığında ulaştığı sonuç her ne kadar ürkütücü de olsa onu daha da üzmüştü;kadının ızdıraplar içerisindeki ruhu ona aşık olmuş olmalıydı,yaşamı boyunca katlandığı eziyetleri ve korkuyu onda bulduğu sevgiyle unutmuştu.Tüm olanlar buydu işte;acı çeken bir ruhla aşkı arayan bir gencin hikayesi…

Akşam karanlığı çoktan çökmüştü…Genç adam penceresinin kenarında 4 sene evvel başından geçen o olayları düşünmekteydi.Rüzgar şiddetini arttırmış,fırtına bulutları geceyi bir ışık gibi aydınlatan dolunayı gizlemişti.Ansızın evin dış kapısı sessizce aralandı şimdi gök gürültüleri bütün doğayı titretmekteydi.Genç adam ise benliğini orada bırakmış o olayları yaşadığı ana dönmüştü.Hemen arkasında elinde asit dolu bir şişe tutan yüzü tanınmayacak haldeki varlığı bu yüzden fark edemedi.Varlık elindeki şişeyi havaya kaldırdığında hepsinden daha yüksek bir gök gürültüsü koptu ve ardından yağmur birden serbest kalmış gibi gökyüzünden dökülüverdi…

Yazan: Erhan KAN

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Murat Özkan

Tüm Yazıları
Korku ile 7 yaşında yanlışlıkla seyrettiği Cannibal Holocaust ve Evil Dead filmleri ile tanışan Murat Özkan 1982 yılında İstanbul’da doğdu. O yaşından beri iflah olmaz bir korku fanatiği olan Murat Özkan, resime ve çizime olan düşkünlüğünü her korku ile birleştirmesinde “psikolojisi bozuk çocuk” muamelesi gördü ama yılmadı. Bu alanda bir çok başarısız site açma girişiminde bulundu. Başarısız oldu çünkü o zamanlarda bu işe her elini attığında “Korku”yu bir öcü ve yasak gibi gören zihniyetle karşılaştı. Yine yılmadı! Bir gün, kendisi gibi çocukluğunda psikopat muamelesi görmüş Yasin Karakaya ile tanıştı ve Korkucu.com sitesinin temelleri o anda atıldı.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ