İnanmadığın şeyler seni öldürebilir Urban Legend (1998)

John Carpenter’s Halloween

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

YasinKarakaya

29 Ekim 2010

6 Adet Yorum

6

Yönetmen: John Carpenter
Senaryo: John Carpenter, Debra Hill
Imdb Puanı: 8/10
Yapım: 1978, ABD Süre: 91 Dakika
Oyuncular: Donald Pleasence, Jamie Lee Curtis, Nancy Kyes, Brian Andrews, Tony Moran

The Night He Came Home

Altı yaşındaki Michael Myers 1963 yılı Cadılar Bayramı gecesinde ablasını öldürür. Ardından, Doktor Loomis tarafından kontrol altında tutulacağı bir akıl hastanesine kapatılır. Daha sonra, 1978 yılında hastaneden kaçar ve Cadılar Bayramı gecesinde ablasını öldürdüğü ve bir bebek bakıcısı ve onun arkadaşlarına zarar vereceği kasabaya geri döner. 1978 Cadılar Bayramı gecesi O eve döner.

Halloween (Cadılar Bayramı) için William Shatner’a teşekkür edebilirsiniz. Kötülüğün diğer adı olan Michael Myers’ın Cadılar Bayramının gölgesinde yüzüne taktığı sprey boyayla beyaza boyanmış ve kenarlarından saçlar fırlayan maske onun yüzüdür. Her zaman var olan bir doğaüstü gücün izlerini taşıyan Michael her zaman gölgelerin ardına saklanır.

Ve, korku filmlerinin atasının diğerlerinin yapamadığını yaptığı şey budur; her şey korkunun açığa çıkmasında değil bir gerilimde yatar. Michael Myers, Halloween filminde, etraftan geçen masum insanları avlayan en eski korku olarak yer alır. Ayrıca, sinemalarda ilk gösteriminden bu yana yıllar boyu yanlış bir düşünceyle kanlı bir film olarak nitelendirilse de, başta birçok devam filmi ve taklitleri göz önünde bulundurulursa, bu filmde hiç kan görünmemektedir. Bu film kan veya bağırsak yerine gerçek korkuya odaklanmıştır. Kendi neslinin Psycho (Sapık) filmidir ve gerçek anlamda birçok kez Hitchcock’a olan saygısını göstermektedir.

Tüm taklitleri ve devam filmleri bunu gözden kaçırmıştır. Yıllar boyu, Halloween ağır ağır ama kesinlikle olması gerekenden daha az saygı görmüştür çünkü taklitleri bu filmin orijinal fikirlerini o kadar çok kullanmıştır ki, sonunda hepsi birden klişelere dönüşmüştür. Bugünün standartlarında Halloween uysal ve sıkıcı gözükebilir ama 1978 yılında kesinlikle ortalama veya tipik bir film olmadığını anlamak zorundasınız.


Klişelere rağmen, bu filmi ortalama olarak kabul edemem çünkü John Carpenter kendine avantaj sağlayacak şekilde kameranın nasıl kullanılması gerektiğini gerçekten biliyor. Burada önemli olan ustalıktır –öyle ki Michael Myers’ın şahsen göründüğü ilk sahne ablasını soğukkanlılıkla öldürdüğü sahnedir. Ama ebeveynleri onu açığa çıkardıktan sonra onun perspektifini bir daha hiç göremiyoruz. Bazen gördüğümüzü sanıyoruz ama sonra Michael’ın profili kamerada ­ ya da kameradan çok uzakta görülüyor.

Kamera ayrıca bir üçüncü kişinin ürkütücü varlığını da gösteriyor; Michael elbise dolabında Laurie’ye saldırırken, siz de kendinizi onunla birlikte içeride hissediyorsunuz. Yardım için sokaklarda koşarken Carpenter hareketli kamerayla çekim yapıyor ve kendimizi onunla birlikte koşar gibi hissetmemizi sağlayan bir etki yaratıyor. Michael çalıntı otomobille Haddonfield sokaklarında dolanırken, biz de arka koltukta onunla birlikte gidiyoruz. Her zaman karakterlerle iç içeyiz; ki bu Carpenter’ın kullandığı son derece usta ve etkili bir tekniktir ve filmi, diğer kanlı filmlerden ayıran bir özelliktir. Sanki biz de filmde adı geçmeyen bir karakter haline geliyoruz. Bu teknik filmi neredeyse maceralı bir serüvene dönüştürüyor.

Film, 1963 yılı Cadılar Bayramı gecesinde, Haddonfield, İllinois’de açılıyor. Judith Myers adında bir genç kız, 6 yaşındaki kardeşi Michael tarafında öldürülmüştür. Dr. Sam Loomis 1963 yılında doğumundan bu yana Michael’ın dosyasını takip etmektedir. Sekiz yıl boyunca çocuğa ulaşmaya, onunla bağlantı kurmaya çalışmıştır. (Oysa on beş yıldır tek kelime etmemiştir) Loomis, çocuğun soğuk gözlerinin ardında yatanın saf kötülük olduğunun farkına vardıktan sonra Michael’ın sonsuza kadar kilit altında tutulması için yedi yıl daha çalışmıştır. Ama şimdi, Michael, duruşma için mahkemeye götürüleceği günün gecesinde kapatıldığı yerden kaçar ve Loomis onun nereye gittiğini bilmektedir: Haddonfield.

Michael gerçekten de Haddonfield’e geri döner ve Cadılar Bayramı gecesinde iki çocuğa bakıcılık yapmakta olan masum bir liseli kız olan -fakat gerçekte kızkardeşi olan- Laurie Strode’un peşine düşer. Bu esnada, Dr. Sam Loomis kasabada dolaşarak Michael’ı aramakta ve eğlenceli ve klişe repliklerini söylemektedir: “Bu sizin cenazeniz!”, “O eve döndü” ve “Şeytan bu küçük kasabanıza geldi, Şerif.”

Filmle ilgili birçok önemli noktadan biri de Michael’ın ima edilen doğaüstü gücüdür. Bugünlerde korku sahnelerinde doğaüstü güçlere sahip kötü adamları göstermek artık yaygın olsa da, o zamanlar bir caninin daha önce de yaşamış doğaüstü güçlere sahip bir çılgında vücut bulması daha önce yapılmış bir şey değildi –Psycho (Sapık)’ta bile. Michael, nereye saklanacağını, kadın (veya erkek) kahramanımızın nereye saklanacağını, gölgelerin arasına nasıl gizleneceğini ve her zaman herkesten bir adım önde olmayı her zaman bilen bir canidir. Bir çalının önünde kendini gösterebilir ve hemen arkasından sonsuza kadar kaybolabilir. Karakterin doğaüstü ürkütücülüğü, Rutger Hauer’in sebepsiz yere bir çocuğu terörize ettiği katil ruhlu bir otostopçuyu oynadığı 1986 yapımı korku filmi The Hitcher (Otostopçu)’da da kopyalanmıştı. Hauer, doğaüstü bir karakteri canlandırıyordu ama film herhangi bir his uyandırmıyordu ve biri ölümlü diğeri ölümsüz iki düşman arasında gidip geliyordu. Ayrıca, Hauer’in öldürmekten aldığı keyfin bir amacı olduğu da ima ediliyordu ama bunun üzerine hiç gidilmemişti.

Halloween daha akıllı bir filmdir. Myers’ın öldürmek için bir nedeni yoktur. Ayrıca, Michael’i sürekli perdede göstermek yerine ağır ağır ve parça parça ortaya çıkarıyordu. Önce omuzlar. Sonra kafasının arkası. Sonra uzaktan yüzü. Sonra daha yakından. Ama o hiçbir zaman gündüzleri veya kameranın tam önünde dolaşmıyordu çünkü bu, filmin ürkütücülüğünü tamamen yok edebilirdi. Myers’ın filmin sonlarına doğru karanlıkta göründüğü ve en nihayetinde çok kısa bir süre maskesini çıkardığı zaman bile onu gerçekten gördüğümüz hissine kapılmıyoruz. O hala karanlık bir figür.

Tüm devam filmleri ve taklitleri, olayların dizisini yerle bir etti. Geçmişe döndüğümüzde, Halloween önceden kestirilebilir olaylar içeriyor. Ama yine de gişe hasılatına yönelik tüm vahşet filmlerinde olmayan usta işi bir psikolojik gerilime sahip. Bu film, gençlerin doğrandığı vahşet filmlerinin atasıdır ve her zaman öyle kalacaktır. Ve bunun, istenmeyen filmler geleneğini başlatmış olması gerçeğini ardınızda bıraktıktan sonra, Halloween filminde gözle görülenden çok daha fazlası olduğunu fark edeceksiniz. Bu, şöyle ifade etmek gerekirse, hepsinin ötesinde bir film..

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ ?

– Donald Pleasence’ın oynadığı Sam Loomis aynı zamanda Sapık filminde bir karakterin adı.

– Film ilkbaharda çekildiğinden, ekip bir dekoratörden kağıt yapraklar satın alarak, bunları sonbahar renklerine boyamak ve sonra film çekimi yapılan mekanlara dağıtmak zorunda kalmıştı. Paradan tasarruf etmek için, bir sahne çekildikten sonra yapraklar toplanıp tekrar kullanılmıştı.

– Yetersiz bütçe nedeniyle sahne ekibi kostüm mağazasında buldukları en ucuz maskeyi kullanmak zorunda kalmıştı: “The Devil’s Rain” (Şeytanın Yağmuru) filminden bir William Shatner maskesi. Daha sonra yüz kısmını sprey boyayla beyaza boyamış, saçları dağıtmış ve göz deliklerini tekrar biçimlendirmişlerdi.

– Halloween (Cadılar Bayramı) 1978 ilkbaharında 21 günde çekilmişti. 300.000 Dolarlık bütçesiyle, o zamanlar yapılan en yüksek brüt getiren bağımsız film olmuştur.

– Laurie Strode karakteri, adını John Carpenter’ın ilk kız arkadaşından almıştı.

– Laurie’nin yatak odasında James Ensor’un bir tablosunun posteri asılıydı. Ensor, grotesk maskeler takan insanları resmeden Belçikalı ekspresyonist bir ressamdı.

– Kostüm departmanına ayıracak para olmadığından tüm aktörler kendi kıyafetlerini giymişti. Jamie Lee Curtis, Laurie Strode’un gardırobu için J.C. Penney’e gitmişti. Tüm kıyafetler için yüz dolardan daha az para harcamıştı.

– Açılış sahnesi, tek, devamlı ve bakış açısı çekimi gibi görünse de aslında üç kez kurgulanmıştı. İlki, maskenin takıldığı, ikincisi ve üçüncüsü cinayetin işlenmesinden sonra figürün odayı terk ettiği sahnelerdi ve bu, bakış açısının daha hızlı hareket etmesini sağlamak için yapılmıştı.

– Carpenter, Sam Loomis rolü için Peter Cushing ve Christopher Lee’ye başvursa da, her ikisi de onu reddetti.

– Anne Lockhart, John Carpenter’ın Laurie Strode rolü için düşündüğü ilk isimdi.

– Lindsey TV izlerken, şu ses duyulur: “Kapılarınızı kapatın, pencerelerinizi kilitleyin…”; bu John Carpenter’ın The Fog (Sis) filminin tanıtım metniydi.

– Michael Myers’ın göbek adı Audrey’di.

Yasin ‘Devilboy’ Karakaya

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (6 Yorum)

YORUM YAZ