Cehennemde yer kalmadığında, ölüler yeryüzünde yürüyecek!. Dawn of the Dead (1978)

Joe Ball

Korku Genel

KRİMİNAL

Seri Katiller

MuratÖzkan

08 Ocak 2009

0 Adet Yorum

0

Kurban: +2
ELMENDORF KASABI

Joe Ball’un suçlarını itiraf etmesinden 60 yıl sonra, olanların kesin bir kaydını bulmak çok zor. Zamanında araştırmayı yapmış kişilerden kimse hayatta değil ve bölge yetkililerinin elinde hiçbir dosya veya yazılı belge yok. Eğer Austin Chronicle yazarı Micahel Hall’ın inadı olmasaydı, anlatılacak, en azından ayrıntılı, bir hikaye olmayacaktı. 2002 yazı boyunca Hall hala hayatta olan tanıkları, bağlantısı olanları ve Joe Ball hakkındaki her detayı araştırdı. 1 Temmuz 2002′de Texas aylık dergisinde yayınlandı. Onun topladıklarıyla ve daha önceden varolan raporlarla Joe Ball’un hayatı ve suçları hakkında mantıklı bir öykü oluşturmak mümkün oldu. Çoğu Texaslının aslında Joe’nun kaç kişi öldürdüğü veya cinayetleri ne zaman işlediği hakkında bir fikri yok. Tek bildikleri ismi ve hakkında duydukları hikayeler. Gece anne-babaların yatağa girmeden anlattıkları veya bir kamp ateşinin etrafında anlatılan masallar gibi. Belki suçlarının vahşetinden dolayı veya davaların ortak yönleri Joe Ball ismini unutulmaz kıldı. Çoğu korku filim sevenleri Tabe Hopper’ın ünlü “The Texas Chainsaw Massacre” filmini görmüştür. Hopper’ın ikinci filmi “Eaten Alive” biraz daha gerçeklere uygundu. Film çıldırmış texaslı bir otel sahibini anlatıyor, müşterilerini, aralarında sevimli bir hayat kadını da vardı, arka bahçede beslediği timsaha yediriyordu. Elbette bu sadece bir tesadüf değildi, büyük ihtimalle Bay Hopper çoğu Texasli gibi Joe Ball ve kurbanlarına yaptıklarından etkilenmiştir.

YENİ BİR YERLEŞİM
1800′lerin son döneminde, Texas eyaleti binlerce dönüm boş araziden oluşan büyük bir alandı. Kızılderililerle savaş ve Meksikalılarla çatışmalar gündemdeydi, ama gene de geleceğe bakanlar vardı, bunlardan biri de Joe Ball’un babası Frank’ti, 1885′te Texas, Elemendorf’a taşındı. Bankadan borç para aldı ve bir pamuk fabrikası açtı. Kısa zaman sonra şehirden demiryolu geçmeye başlayınca işleri iyice gelişti ve onu zengin etti. Emlak ofisi açarak etraftaki arsa ve tarlaların satışına başladı ve büyük bir market açtı. Frank ve karısı Elizabeth 8 çocuk yetiştirdi ve civardaki ilk büyük taş evlerden birini yaptılar. Her bir çocuğu başarıyla yetişti ve toplumda önemli kişiler haline geldiler. Biri vakıf başkanı, biri kendi marketini açtı ve bir öğretmenle evlendi, bir kızları da postane sorumlusu olmuştu. İkinci çocukları Joe D. Ball 7 Ocak 1896′de doğdu. Çocukluğu boyunca kendi başına takılır ve diğer çocuklara pek katılmazdı. Daha çok etrafı keşfetmek ve balık tutmaktan hoşlanırdı. Ergenliğe ulaşınca ilgisi silahlara kaydı. Onları seviyor ve günün çoğunu onlarla alıştırma yaparak ve becerilerini geliştirerek geçiriyordu. “Amcam bir gün telefon tellerinde oturan bir kuşu A Ford markalı arabasının bagajından çıkardığı silahıyla vurmuştu.” diyor yeğeni Bucky Ball gazeteye verdiği röportajda. O zamanlar Joe bu becerisinin ilerde çok işe yarayacağını tahmin etmemiştir… 6 Nisan 1917′de ABD Almanya’ya savaş açtı ve birinci dünya savaşına katıldı. Kısa süre sonra Joe’da silah altına alınıp Avrupa’ya yollandı. Savaş sırasında kayda değer pek birşey yapmadı ama hayatta kalmayı başardı ve 1919′da onurlu bir şekilde terhis edildi ve evine döndü. Joe bir süre babasının yanında çalıştı ama sonra ayrıldı. Joe’nun 1-2 yılını siperlerde geçirdikten sonra, sivil hayat alışması için zamana ihtiyacı olduğu sanılıyor. Babasının ayak izlerine basmasa da ondan iş hayatı hakkında çok şey öğrendi ve yasakla beraber yasadışı viski ve bira ihtiyacının artacağını farketti ve içki kaçakçılığına başladı. Tehlikle bir iş olduğu doğru ama Joe’nun hoşuna gidiyor ve A Ford model arabasıyla çevreyi dolaşıp 50 galonluk ( 1 galon = 3,785 Lt ) bir fıçıdan satış yapıyordu. Yirmili yılların ortasında yardım etmesi için Clifton Wheeler isimli genç bir zenciyi yanına aldı. Bu ayak işlerine bakmaya başladı ve laboratuar ve genel anlamdaki bütün pis işler üzerine kaldı. Wheeler Joe’dan korkarak yaşıyordu, çünkü Joe ne zaman sarhoş olsa can sıkıntısını gidermek için, onun ayaklarına ateş ederek dans etmesini isterdi.


Minnie Gotthardt

TİMSAHLAR ÜLKESİ
İçki yasağı bittiğinde Joe’nun da kaçakçılık günleri sona erdi. Ama likör ve bira işleri konusunda bayağı bilgi edindiği için bir taverna açmaya karar verdi. Şehir dışında küçük bir arazi aldı ve oraya adını “Sociable Inn” koyduğu ufak bir yer açtı. Arkada iki yatak odası vardı, önde bir bar, piyano çalan bir adam ve gelenlerin oturabileceği masalarla dolu büyük bir salon. Genelde bütün müşteriler Joe’yla iyi anlaşırdı, ama onu pek ters düşmek istenmeyecek türden biri olarak görürlerdi. İşler iyi gitmesine rağmen, müşterileri çekmek için sıradışı bir yöntem olarak arka bahçede timsah beslemek aklına geldi. Barın arkasında bir çukur vardı, önce içine beton kaplattı sonra da suyla doldurdu. Etrafını 3 metre yüksek bir çitle kapladı ve içine 1 büyük 4 tane de küçük timsah yerleştirdi. Joe’nun fikri büyük bir başarıydı ve onları görmek için sürülerce insan geldi. Özellikle cumartesileri çok dolu oluyordu. Şov yapmak için onları canlı bir rakun, kedi, köpek veya herhangi ufak bir hayvanla besliyordu. Bu olay artık şehirde klasik bir cumartesi gecesi eğlencesi haline gelmişti, “Gel, içki iç, timsahları besle !” San Antonio kütüphanesindeki bir kayıtta anlatıldığına göre “Bir kedi yavrusu kafesin içine atıldı ve timsah tek hamlede hala bağıran kediyi ikiye böldü, aynı anda da etraftaki kalabalık coşuyordu. Joe, ‘Gerisi gelecek bebeklerim’ diye bağırıyordu. Hemen arkasından bir köpek yavrusunu yolladı kanlı havuza… ” Timsahların dışında erkek müşterileri çekme sebebi garson ve barmaid olarak sadece köyün güzel ve genç kızlarını işe alınmasıydı. Hiçbiri uzun süre kalmıyordu ve Joe onların ülkeyi gezdiklerini ve sadece geçerken biraz para kazanmak istediklerini söylüyordu. 1934′de Joe Seguin’den gelen Minnie Gotthardt’la, herkesin tanıdığı ismiyle “Big Minnie”yle tanıştı. Joe’nun arkadaşları onu sevmedi ve onun yılışık ve çirkef bir kadın olduğunu söylüyordu. Joe bu söylenenleri çok umursamadı, hatta işleri beraber yürütmeye başladılar. İlişkileri 3 yıl sürdü, taa ki Joe genç garsonlarından Dolores “Buddy” Goodwin’e aşık olana kadar. Dolores’te Joe’ya aşık oldu, hem de onun kendisine daha önce bir şişe fırlatmış ve yüzünü gözünden ensesine kadar çızmış olduğu halde. İşler 1937′de 22 yaşındaki Hazel “Schatzie” Brown barda çalışmaya başlayınca iyice karıştı. Tam bir kendine güveni ve pırıl pırıl bir güzelliği vardı, Joe’nun da ona aşık olması gecikmedi.

Barında çalışan 3 kızı da idare etmek bayağı zorlaşıyordu. 1937 yazı Joe’nun probleminin bir kısmı Minnie’nin ortadan kaybolmasıyla çözüldü. Arkadaşlarının soruları üzerine siyah bir bebek doğurduktan sonra kenti terkettiğini söyledi. Bir kaç ay sonra Dolores’le evlendi ve ona aslında Minnie’nin gitmediğini, onu uzak bir sahile götürüp. kafasından vurduktan sonra kuma gömdüğünü itiraf etti. Ama Dolores pek inanmış görünmedi ve bu konu bir daha açılmadı. Ocak 1938′de Dolores bir araba kazası geçirdi ve sol kolunu kaybetti. Hemen arkasından da dedikodular başladı, aslında kolunu timsahlardan birinin kaptığı söyleniyordu. Ne şekilde olduğu ortaya çıkmadan Dolores Nisan’da ortadan kayboldu ve uzun bir süre geçmeden Hazel’de yokoldu. Joe’nun hayatındaki kadınlar kalıcı olmayı başaramasa da, timsahlar hep var oldu. Onlara gözü gibi bakıyordu. Sadece bir sefer bir komşusu arka bahçesinin kokuşmuş et koktuğunu söyledi, ama Joe silahını çıkartıp, bunun sadece timsah yeminden geldiğini ve kendi işine bakmazsa onun da mama haline geleceğini söyledi. Bu komşunun başka bir kente taşındığı söylendi.


Hazel “Schatzie” Brown

SATIŞ YOK
Yardımcıları ortadan kaybolsa da Joe’nun işi gelişmeye devam etti. Herşey yolunda gibiydi. Bu Minnie’nin ailesinin tekrar sorular sormaya başladığı 1938′in ortasına kadar sürdü. Onun yerini bulamıyorlardı ve Bexar Eyalet şerifinden yardım istediler. Minnie’nin son sevgilisi ve işvereni olarak, birçok kere sorgulandı. Yanlış bir şey olduğuna dair herhangi bir delil olmadığı için ona suçlayamadılar. Bir kaç ay sonra bir aile kayıp kızları için polise gitti, bu 23 yaşındaki Julia Turner’di. Joe’nun yanında part-time olarak çalışıyordu. Şerifin yardımcıları tekrar sorgu için tavernaya geldi, Joe onlara kızın bazı kişisel problemleri olduğunu ve ailesinden ayrılıp başka bir şehre taşınmak istediğini söyleyerek gittiğini belirtti. Daha sonra bir kızla paylaştığı odasına bakıldığında, herhangi bir eşyasını yanına almadığı ortaya çıktı. Araştırmacılar tekrar bara döndü ve Joe bu sefer ona 500$ verdiğini, kızın çaresiz olduğunu, oda arkadaşıyla da kavgalı olduğu için odasına dönmek istemediğini hatırladı birden. Bundan sonraki birkaç ayda, Joe’nun elemanlarından isimleri ve yaşları hatırlanmayan 2 kişi daha ortadan yokoldu. Şerifin yardımcıları Joe’yu merkeze getirdi ve saatler boyunca sorguladı, ama o masum olduğuna ısrar etti, kızların şehirde bir süre kalıp, sonra yollarına devam ettiklerini söyledi. Kızlar uzayıp giden listeye eklendi ve herhangi bir iz veya delil olmadığı için Joe yine serbest bırakıldı. 23 Eylül 1938′de Joe’nun şansı tükenmeye başladı. Yaşlı bir komşusu polise gelip onu bir insan cesedinden et kesip, timsahlara verirken gördügünü söyledi. Polisler daha yola çıkamadan bir Meksikalı gelip, Joe’nun onun kız kardeşinin ahırının arkasına kötü kokan bir varil bıraktiğini söyledi. “Sanki için ‘ölü birşey’ varmış gibi kokuyordu” dedi. Ertesi sabah memur John Gray ve John Klevenhagen ahıra araştırmaya gittiler, ama varil gitmişti. Ama Meksikalının kız kardeşi de hikayeyi doğrulayınca, Joe’ya bir ziyaret daha yapmaya karar verdiler. Gray ve Klevenhagen bara geldiklerinde, Joe’ya onu San Antonio’ya sorgulamaya götüreceklerini söylediler. Joe önce tavernayı kapatmak için izin aldı. İki memur barda oturup beklerken, Joe bir bira kaptı ve onu dikti, sonra kasasına gidip “No Sale” ( Satış Yok) düğmesine bastı ve açılan çekmecesinden 45′liğini aldı. Seri bir hareketle Gray ve “Yapma !” diye bağıran Klevenhagen’e döndü, ve onun kalbine nişan aldı. Sonra tetiği çekti ve Ball vurulup yere düştü. Bazıları sonradan kendini vurduğunu söylese de farketmez, sadece kötü bir atıştı ve ıskalayıp vurulmuştu… Ülkenin heryerinden gelen memurlar Joe’nun barının her noktasını araştirdi. Timsah havuzunun etrafında bulunan etlerden ve kan ve saç bulaşmış bir balta bulduktan sonra, onun kurbanlarını öldürüp timsahlara yedirdiğini düşünmeye başladılar. Detektifler ayrıca kaybolmuş başka 2 barmaid ve Joe’nun barında yardım eden genç bir çocuğu da tekrar araştırmaya başladılar. Olayın korkunçluğu artmaya başlamıştı ve Bexar Eyalet şerifi John Gray artık cevaplar istiyordu.

KORKUNÇ KEŞİFLER
Araştırmacılar Joe’nun yardımcısı Clifton Wheeler’in onlara yardım edebilecek hala hayatta olan tek kişi olduğunu biliyorlardı. Olay mahalini güvenlik altına aldıktan sonra Wheeler San Antonio’ya sorgulanmaya götürüldü. Kayıp kişiler hakkında hiçbirşey bilmediği konusunda ısrarlıydı, ama günler geçtikçe bu konuda yalan söylediğini itiraf etti. Joe’nun kız arkadaşı, Hazel Brown’un başka bir adama aşık olduğunu ve onunla kaçıp yeni bir hayat kurmak istiediğini söyledi. Bunun, ve onun Big Minnie cinayeti hakkında bildikleri yüzünden Joe kendini kaybederek onu öldürmüştü. Hikayenin doğruluğunun ispatı için Wheeler cesedin nereye atıldığını gösterecekti. Ertesi gün polisleri kentten yaklaşık 5 Km uzakta, San Antonio nehrinin kıyısında ıssız bir alana götürdü. Etrafa göz atıp, sonra bir yerdeki gevşek toprağı kazmaya başladı. Bir kaç dakika sonra yerden kan akmaya başladı ve iğrenç bir koku etrafa yayıldı. Koku etraftakiler için gittikçe daha dayanılmaz oluyordu ve çoğunluk kusmaya başladı. Wheeler iki kolu, iki bacağı ve sonunda gövdeyi çıkardı. Kafanın nerde olduğu sorulunca sönmüş kamp ateşinin artıklarını gösterdi, oranın incelenmesiyle çene kemiği, birkaç diş ve kafatasının ufak tefek parçaları bulundu. Hazel Brown’dan son kalanlar bunlardı… Araştırmacılar bu alanı çevirdiler. Wheeler bolca içtiği uzun bir geceden sonra, Ball’ın ondan birkaç battaniye ve alkol bulmasını istediğini söyledi. Sonra ikisi arabayı alıp, Joe’nun kız kardeşinin ahırından 200 Litrelik bir varil alarak nehire gitmişler. Wheeler ondan silah zoruyla bir çukur kazmasını istedi ve sonra varili açtı, içinde Hazel Brown’un cesedi vardı. Aslında ona yardım etmek istemiyordu ama sarhoş haliyle Joe uzuvları kesemiyordu ve Wheeler’dan onları tutmasını istiyordu. İğrenç kokudan içleri bulanınca ara verip daha fazla bira içiyorlardı. Parçalama kısmı bitince gömüp kafasını da ateşe atmışlar.


Joe Ball’un Texas Elmendorf’taki Barı

Minnie Gothardt’ın nerde olduğuna sorulunca da, Joe’nun onu Ingleside’a götürdüğünü söyledi. Orda gizli bir körfez vardı, orda onu sarhoş ettikten sonra kafasına ateş ederek öldürmüştü. Hamile olduğu ve Joe’nun Dolores’le olan ilişkisini bozmamak için öldürülmüştü. İki adam onu kuma gömüp bara döndüler. Polisler orayı yardımcılar tutup, iş makineleri ile aratınca 14 Ekim 1938′de Minnie’nın yarı çürümüş bedenini buldular. Diğer kayıplar hala araştırılıyordu ama Wheeler kesinlikle daha fazla birşey bilmediğini söylüyordu. Joe’nun barının araştırılmasında orda onlarca kızın ve kadının fotoğraflarının bulunduğu bir karalama defteri ele geçirildi. “Bu birçok cinayetin anahtarı ve çözümü olabilir.” diye düşünüyordu şerifin baş yardımcısı J.W.Davis. Ama bu fotoğraftaki kişilerin Joe’yla bir alakası olduğu ispatlanamadı.

FİNAL
Araştırmacılar gerçekten de Dolores’i Kaliforniya’da buldu. Ölü olmaktan çok uzaktı ve gerçekten de orayı yeni bir hayata başlamak için terketmişti. İki hafta sonra Phoenix, Arizona’da kayıp kadınlardan biri daha bulundu. Sonradan havuzun etrafında bulunan etlerin insan eti olmadiği ortaya çıktı. 1957′de San Antonio Light gazetesinin Dolores “Buddy” Goodwin’le yaptığı röportajda Joe’yu korudu ve onun asla kimseyi timsah havuzuna sokmadığını söyledi. “O bir canavar değildi, öyle birşey yapmazdı. Joe tatlı, nazik ve iyi bir adamdı. Onu zorlamadıkça, kimseye bir zararı dokunmazdı. Sadece iki cinayetten ibaretti bunlar.” Joe’nun kimseyi timsahlara yedirmemiş olma olasılığı da var tabii ki, ama aynı zamanda da kemik ve et artıklarının hepsini yok etmiş de olabilir. 1939′da Clifton Wheeler cesedi yoketmeye yardımdan suçlu bulundu ve iki yıl hapse mahkum edildi. Tahliyesinden sonra kendi bir bar açtı. Ama kötü şöhreti ondan önde gittiği için, basından kaçmak ve oranın halkı tarafından dayak yememek için insan içine çıkamıyordu. Wheeler sonunda o bölgeyi terketti ve kimse bir daha ondan haber alamadı. Joe’nun timsahları Texas eyaleti tarafından himaye altına alında ve San Antonio hayvanat bahçesine konuldu, orda hayatlarının sonuna kadar da turistlerin ilgilerini çektiler. Aslında kimse tam olarak Joe Ball’ın kaç kişi öldürdüğünü bilmiyor, ve herhangi birinin timsahlara yem olup olmadığını, ama onun adı ve çektiği ilgi bügüne kadar geldi. “Elmendorf Kasabı” veya “Güney Texas’in Mavisakalı” gibi isimlerle de anılan timsahlı adamın efsanesi daha çok kuşaklara anlatılacak bu gidişle…

Burcu Erbakan / korkucu.com
(Lütfen kaynak ve isim göstermeden alıntı yapmayınız)

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Murat Özkan

Tüm Yazıları
Korku ile 7 yaşında yanlışlıkla seyrettiği Cannibal Holocaust ve Evil Dead filmleri ile tanışan Murat Özkan 1982 yılında İstanbul’da doğdu. O yaşından beri iflah olmaz bir korku fanatiği olan Murat Özkan, resime ve çizime olan düşkünlüğünü her korku ile birleştirmesinde “psikolojisi bozuk çocuk” muamelesi gördü ama yılmadı. Bu alanda bir çok başarısız site açma girişiminde bulundu. Başarısız oldu çünkü o zamanlarda bu işe her elini attığında “Korku”yu bir öcü ve yasak gibi gören zihniyetle karşılaştı. Yine yılmadı! Bir gün, kendisi gibi çocukluğunda psikopat muamelesi görmüş Yasin Karakaya ile tanıştı ve Korkucu.com sitesinin temelleri o anda atıldı.

YORUM YAZ