Işıkta Kal! Darkness Falls (2003)

Japonya’nın Hayaletleri

Gülşah Yeğenoğlu

Korku Sinema

Sine-Makale

Yazarlarımız

YasinKarakaya

13 Mayıs 2011

8 Adet Yorum

8

Japon korku filmlerini bir çoğumuz severek izliyoruz. Modern Hollywood yapımı, içi boş, sürekli tekrara düşmek zorunda kalan filmler sinemalarda zorla gözümüze sokulurken, Japon korku filmleri adeta bize bir parça nefes aldırıyor. Batı kültürünün uzun yıllardır etkisinde kaldığımız için farklı renk ve tatlar bizlere cazip geliyor. Aynı şekilde Japon yapımı fantastik ve ürkütücü filmler, Hollywood için de son derece etkileyici özelliklere sahip. Farklı bir kültür, farklı gelenek ve inanışların şekillendirdiği orijinal hikayeler bizleri adeta kendine çekiyor.

Halka, Garez, Karanlık Sular vs. hep hakkında yazıp çizdiğimiz Japon yapımı filmlerden. Peki biraz da Japon mitolojisine dalıp Japonlar nelerden korkar bakmak ister misiniz? Bu yazıda elimden geldiği kadarıyla Japon korku filmi kültürü ve dayandığı efsaneleri işlemeye çalıştım. Bir zamanların sıkı bir anime takipçisi olarak (ve de inkar etmiyorum kaynağını bilmediğim bir Japonya sempatisi ile) her bakımdan dünyanın geri kalanından çok farklı olan sevgili Japon kardeşlerimizin kültürüne bizim gözlüğümüzden bakmaya çalıştım. İlgilenenler buyurun buradan okuyun!

Japon korku hikayeleri ele geçirilme, exorcism, Şamanizm, geleceği görme ve yokai’yi (Japon efsanelerindeki çeşitli yaratıklar) temel alan, hayalet ve poltergeistleri kapsayan, psikolojik korku ve gerilim yaratma üzerine kuruludur. Japon korku öykülerinin izi Edo ve Meiji dönemlerine kadar sürülebilir ve Kaidan olarak isimlendirilirler. Orjinali Budist öykülere dayanan Kaidan, bu sebeple karma elementlerini taşır ve özellikle yapılan yanlışların bedelini ödeten intikamcı hayaletleri anlatır. Bu hayaletler, bazen sadece kötü davranan kişiyi bazen de bir topluluğu hedef alabilir. Kaidan kelimesi artık Japonca’da sıkça kullanılmasa da anlattıkları öykülere eski bir tat katmak isteyenler hikayelerini bu şekilde isimlendirebilirler.

Ringu (Halka) ile batının dikkatini çeken Japon korku kültürünün tek ürünü bu film değil elbette. Japon yönetmenler, Ju-On, Kairo, One Missed Call, Infection, Guinea Pig, Tokyo Gore Police gibi daha bir çok aşina olduğumuz yapıma imza atmış durumdadırlar. Fakat Ju-On, Ringu ve One Missed Call gibi yapımlar batı dünyasına yeni bir efsanevi karakteri tanıtmıştır: Yürei

Yürei’nin ne olduğunu açıklarken biraz Japon inançlarına değinmek de gerekiyor. Çünkü Japon toplumunun ölümden sonraki yaşam inancına göre tüm insanların bir ruhu yani “Reikon”u mevcuttur. Reikon, kişi öldükten sonra vücudu terk eder ve bizim “Araf” olarak adlandırdığımız yere gider; burada, cenaze ve cenaze sonrası ritüellerin doğru ve tam olarak gerçekleştirilmesini bekler. Reikon ancak ritüeller gerektiği şekilde tamamlandığında atalarının ruhuna kavuşabilir. Fakat kişi bir şiddet eylemi sonucu öldürülmüş veya intihar etmişse ya da cenaze ritüelleri tam ve doğru gerçekleştirilmemişse, intikam, aşk, kıskançlık, nefret ya da üzüntü gibi güçlü duygulardan etkilenmişse o zaman Reikon’u bir Yürei’ye dönüşür. Fiziksel dünyada sıkışıp kalır. Yürei ancak eksik olan ritüeller tamamlanırsa ya da kendisini dünyaya bağlayan duygusal çelişkiler çözülürse ruhlar alemine geri dönebilir aksi halde dünyada kalarak insanlara musallat olmaya devam eder.

17.yüzyılın sonlarında Kaidan, tiyatrolarda popüler hale gelmeye başlayınca Yürei karakterlerine belli başlı bazı özellikler kazandırılmıştır. Bunlar:

– Beyaz giysiler: Edo çağının cenaze giysisi olan beyaz kimono giyerler. Beyaz renk aynı zamanda Shinto dininde saflık anlamına gelmektedir ve rahipler ve ölüler için kullanılan bir renktir.

– Uzun, siyah saçlar: Normal hayatlarında Japon kadınları her zaman saçlarını toplarlar ama cenaze, ölüm gibi durumlarda salık bırakırlar.

– Eller ve ayaklar: Edo dönemindeki hikayelerde Yürei’lerin elleri eklem yerlerinden cansız bir şekilde sarkmaktadır ve bu vücuda dirseklerin sıkıca yaklaştırılmasıyla canlandırılır. Bacak ve ayakları yoktur, havada uçarlar. Kabuki tiyatrosunda çok uzun kimonolar veya iplerin desteğiyle bu özellikler çabucak görsel hayata geçirilmiştir.

– Hitodama: Yürei’ler kendilerine eşlik eden uçan alevler ile tasvir edilirler. Bunlar mavi, yeşil ya da mor renklerde olabilirler. Hayaletin çeşitli parçalarını temsil ederler.

Genel anlamda hayaletler Yürei olarak adlandırılsa da kendi aralarında alt sınıflara ayrılırlar.

• Onryō – Kendilerine yapılan bir yanlış sebebiyle araftan dünyaya gelen intikamcı ruhlardır.

• Ubume – Doğumda ya da çocukları küçükken ölen kadınların hayaletleridir. Bu Yürei’ler çocuklarına bakmak için geri dönerler ve onlara şeker vermeleriyle bilinirler.

• Goryō – Özellikle şehit düşmüş aristokrat sınıfa ait kişilerin intikamcı ruhlarıdır.

• Funayūrei – Denizde ölenlerin hayaletleridir. Bu hayaletler çoğunlukla deniz kızı, deniz adamı gibi balık insan karışımı olarak tasvir edilirler.

• Zashiki-warashi – Çocukların hayaletleridirler. Tehlikeli değil ama yaramazdırlar.

• Samurai Hayaletleri – Genpei Savaşı’nda ölenlerin hayaletleridirler. Savaşçı hayaletler en çok Noh
Tiyatrosu’nda görülürler ve diğer hayaletlerin aksine uzun bacaklarla tasvir edilirler.

Bir de Aç Hayaletler (Hungry Ghosts) kavramı vardır. Japon Budizmi’ne göre bu tip 2 hayalet mevcuttur: Gaki ve Jikininki

Gaki, kıskanç ve aç gözlü insanların hayaletleridir. Bir madde ya da objeye karşı hiç doymak bilmeyen bir açlıkla cezalandırılmışlardır.

Jikininki ise bencil, aç gözlü ve inançsız insanların hayaletleridir. Bunlar, ceset etlerini yemekle cezalandırılmışlardır. Genellikle geceleri yeni ölmüş bedenleri veya ölüler için bırakılan yiyecekleri yerler.

Yazımın son bölümünü Japon korku filmlerinin temelini oluşturan çok ünlü bir kaç hikayeye ayırmak istedim.

Yotsuya Kaidan: Oiwa ve Tamiya’nın ihanet, cinayet ve hayaletin intikamı öğeleri üzerine kurulmuş belki de en ünlü Japon hayalet hikayesidir. Bu gün Japon korku filmlerinde gördüğümüz intikamcı hayaletlerin atası işte bu Oiwa’dır diyebiliriz.

Hikayedeki kötü adam Iemon, Oiwa’nın babasını öldürür ve kendisini kandırarak genç kızla evlenir. Iemon’a aşık bir başka kız daha vardır ve bu kızın büyükbabası torununun çektiği aşk acısına dayanamayınca, Oiwa’yı zehirlemek için plan yapar. Genç kadına zehirli bir yüz kremi hediye eder ve kremi süren Oiwa’nın yüzü bakılamayacak hale gelir. Kocası Iemon artık genç kadını istememektedir ve boşamanın yollarını aramaya başlar. Uzatmayalım, bir kaza sonucu kendini öldüren Oiwa ruhunu teslim etmeden önce Iemon’u lanetler. Ondan sonra Iemon’a musallat olan Oiwa adama ömrünün geri kalanını kelimenin tam anlamıyla zehir eder.

Banchō Sarayashiki : Birkaç versiyonu mevcut olan hikayeyi halka ait temel haliyle aktarırsam daha kısa olur. Samuray Aoyama Tessan, Okiku adındaki hizmetçisine abayı yakmıştır. Ama Okiku kendisine pas vermemektedir. Bunun üzerine samuray Okiku’ya bir gün tuzak kurar. Sahip olduğu çok değerli 10 tane tabağı vardır ve bunlardan bir tanesini gizler. Sonra Okiku’dan bunları sayıp kendisine bilgi vermesini ister. Genç kız defalarca tabakları sayar ama kayıp olan bir tanesini bulamaz. O zamanlar böyle bir suçun cezası ölümdür. Ağlayarak samurayın yanına giden Okiku kendisine gerçeği anlatır. Aoyama eğer genç kız kendisiyle evlenirse onu affedeceğini söyler fakat Okiku onu reddeder. Öfkelenen Aoyama genç kızı bir kuyuya atarak öldürür. Bundan sonra Okiku kuyudan dönerek samuraya musallat olur (tanıdık geldi mi?). Okiku’nun hayaleti, her gece Aoyama’nın yanına gelirken 9’a kadar saymakta ve sonra korkunç bir çığlık atmaktadır. Birisi kendisi için 10.tabağı bulduğunda ruhu huzura kavuşur.

Botan Dōrō: Edo ve Meiji dönemlerine ait iki versiyonu bulunmaktadır ve baş karakterler bir tanesinde erkek diğerinde ise kadındır. Fakat hikayenin özü değişmemektedir. Sevgilisini kaybeden ve öldüğünü düşünen bir adam/kadın, daha sonra bir şekilde yeniden onunla karşılaşır ve aşk yaşamaya başlar. Bir gün çifti seks yaparken yatakta gözetleyen bir hizmetçi, baş karakterin aslında çürümekte olan bir iskeletle seviştiğini görür ve durumu bir Budist rahibe anlatır. Ondan sonra hikayedeki sevgili karakterinin gerçekten öldüğü ve hayalet olarak geri döndüğü anlaşılır. Eve çeşitli koruma büyüleri yapılır ve hayaletin girmesi engellenir. Fakat her gece kendisini adeta yalvararak çağıran hayalete dayanamayan adam/kadın onu içeri alır. Ertesi sabah baş karakterin cesedi bir iskelete dolaşık olarak bulunur.

Bu yazıyı hazırlarken büyük bir zevk aldım ama bir o kadar da zorlandım. Çünkü binlerce yıllık bir kültür birikimini bu kadarcık bir yere sığdırmak mümkün değildi. Umarım okurken sizler de zevk alırsınız.

Korkusitesi için yazan Gülşah Yeğenoğlu

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (8 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.