Hepimiz ara sıra deliririz! Norman Bates - Psycho (1960)

Ortaçağda Entelektüeller – Jacques Le Goff

Korku Kitap

BurakBayülgen

12 Eylül 2014

0 Adet Yorum

0

ortacag-entel1

Jacques Le Goff‘un önemli incelemesi olan Ortaçağda Entelektüeller ilk olarak entelektüel kelimesinin anlamını ifade etmek üzere bilim ve ilim yoluyla hayatını geçindiren kişiliği öne sürer. Kuşkusuz Ortaçağ’ın karanlıklar çağı olarak algılanan genel-geçer yapısına bir karşıt görüş oluşturması açısından ortaçağda, özellikle XII. Yy’da hem ilahiyat hem de akıl yoluyla ne gibi ilerlemeler katedildiğini ve bugüne varacak denli hem hümanizmayı hem de aklı kapsayan ilmin bir ekol ve okul çerçevesinde nasıl bir toparlanma yarattığını inceleyecektir eser ilk olarak. Bunun için kültürel anlamda Paris gibi bir ilim irfan merkezi kadar Goliardlar gibi bir gezgin ilimci sınıfının nasıl atılımlar yaptığına bir bakmak gerek: Goliardlar gezgin oldukları kadar hayatlarını dilenci gibi geçirmeyi tercih eden, büyük isimlerin yanında yetişip, onların hizmetkarları olarak çalışan genel normlara hem de ilahiyata aykırı ve aykırı olduğu kadar eklektik bir bakış açısı getiren bir gruptur. Öyle ki kadın, içki ve kumar gibi kavramları şiirlerine sokabilmişler, öykülerinde bu gibi kavramlara yer vererek ilimlerinin içinde eritmişlerdir:

Şarapların can çekişenin ağzına yakın olduğu yerde,
Sonra melekler korosu şunu söyleyerek inecektir:
”Tanrı bu iyi içkiciye karşı bağışlayıcı oldun.”

Ancak Goliardların bu sefil ve serseri yaşama duydukları özlemi Abélard gibi bir filozof ve ilim adamıyla açıklamaya çalışmak kuşkusuz biraz eksik kaçacaktır. Öyle ki Abélard akıl yoluyla imanın kavranabileceği gibi bir ilmi hem eserlerinde işleyecek hem de genel simgecilikle beslenen ilahiyata karşı bu dünyanın insan için yaratıldığına dair olan doktrinin koşullarını da oluşturacaktır. Kendi çevresinde güçlü bir ekol ve okul oluşturan Abélard‘ın düşmanları da eksik olmayacak, hakkında davalar açılmak istenecek, sığınmak zorunda olduğu manastırda ömrünü tamamlayacak, gerek aşk yaşantısıyla ve gerek bir eğitmen olarak söz düellolarıyla hümanizmi akılla birleştirecektir.

Aynı zamanda XII. Yy.’ın entelektüel birikimi açısından başvurmamız gereken bir diğer zihniyet Chartres Zihniyetidir. Bir alıntı yapmak gerekirse; ”Chartres o yüzyılın bilimsel merkezidir. Trivium sanatları denilen gramer, hitabet, mantık burada küçük görülmemektedir. Fakat Chartres bu voces (kelimeler) eğitimi yerine, quadrivium’u oluşturan aritmetik, geometri, müzik ve astronominin konusu olan res (şeyler) eğitimini yeğlemektedir.”

Chartres natüralizmi ve hümanizması entelektüel birikim açısından Ortaçağ’ın iman ile aklın yönünü birleştirmeye çalışan yapısıyla; karşıtlıklar ve laik sistemin içinde iman ile aklın eritilmesiyle bilimin ve ilmin değer kazanmasıyla karanlıklar çağı olarak genel-geçer kabul görmüş tutumu kuşkusuz kırmaktadır ancak tam da şu anda bir sonraki Yy. olan XIII. Yy.’a geçiyoruz; öyle ki ilim irfan yoluyla geçim sağlamanın entelektüel kelimesinin karşılığını verdiği sırada üniversitelerin yayıldığı bir döneme…

legoffŞayet entelektüelin yerini şehir merkezlerinde arayacaksak, XIII. Yy.’ın getirisinin üniversiteler olduğunu kavramakta hiç güçlük çekmeyeceğiz. Bu Yy.’daki entelektüel birikimdeki en önemli etkeni kuşkusuz üniversitelerdir. Üniversitelerin de bu merkezlerde bir teşkilat haline gelmesi, kendi aralarında bölümlere ayrılması, öğrenci ve eğitmen arasında bir hiyerarşinin olduğu kadar fakültelerin de bir yapılanma sürecine girmesi gereklidir. Papalığın üniversiteler üzerindeki etkisi ve de yetkisi hem laik eğitime doğru süregelen bir süreçte hem de üniversitenin iman ile olan ilişkisinde hem belirleyici hem de kollayıcı bir üsluba sahip olmakla birlikte eğitmenlerin atamalarına değin ruhban sınıfı ile diğer sınıflar arasında bir ilişki ve karşıtlıklar barındıracaktır. Le Goff’un eseri sadece bu ilişkileri gündeme getirmekle kalmayıp aynı zamanda bilim yoluyla hayatını geçindirenler üzerine bir dizi argümanı da maaş yoluyla gündeme getirecektir. Öyle ki Tanrı’nın birliğini ve yolunu öğreten bir sistemde ücret almanın doğru olmadığını savunanları gördüğümüz kadar dini otoritenin hukuk gibi bilimlerde oynadığı köreltici bir rolü olduğunu da göreceğiz. Diyalektik yoluyla tartışmaların, argümanların havada uçuştuğu bir dönemde entelektüel birikim kadar bu birikimin kazanç ve atama yoluyla ne gibi yöntemlere başvurduğu eserde önemli bir kısmı kapsıyor. Ancak tüm bu yöntem ve yapılanmanın bugün aşina olduğumuz mezuniyet ünvanları kadar burs ve yurt gibi kelimeleri daha o dönemde ciddi bir sistemle barındırdığını göz ardı etmemeli. Ek olarak nüsha çoğaltıcıların üniversite çevrelerinde toplanmaları ve kitabın artık elle taşınarak ve nüshaların elle ve çalışanlar ile çoğaltılarak bir bilgi ve birikim ifade eden günümüz kavramını da XIII. Yy.’da bulmak mümkün.

-*-

Peki ”esas temel eğitimi -sanatlar fakültesinin verdiği eğitimi- almamış, maddi geçim sorunu olmayan, grev hakkının hiçbir şey ifade etmediği entelektüel gerçek entelektüel değildir” gibi bir cümle bir sonraki Yy.’da hümanizmin doğuşuna sebebiyet verecek ortamda geçerli miydi yahut ne derece geçerliydi?… Yani dilenci tarikatların üniversite içine sızması ve örgütlenebilmesi gibi durumlar sadece laik eğitim konusunu mu gündeme getiriyordu yoksa işin içine artık siyaset de karışıp, yapılanma da bir takım engellenemez/engellenebilir durumlar mı oluşturacaktı?

Kıtlığın, salgın hastalığın ve de ekonominin getirdiği sıkıntılar üzerinde üniversite de kuşkusuz aristokrasi ile olan bağında Aristotales ve İbn-Rüşdcülüğün yorumlanması açısından Tommasocu ve Augusinusçu söylem ayrılıkları kadar sadece düşünsel alanda değil, aynı zamanda hiyerarşi ve yapılanma sorunlarıyla birlikte ekonomik farklılıklar ve de ekonomik zorluklar arasında gidip gelmiştir. Ancak bu Yy.’da üniversitenin gerilemesi olarak algılanan kanının içerisinde rütbeler ile rütbe-mülkiyet, rütbe-varlık, rütbe-Papalık, rütbe-Aristokrasi ve Burjuva arasındaki ilişkiyi de haklı olarak sorgulamadan durmayacaktır eser; demek ki durum sadece akıl ile imanın kavranışı üzerine getirilen yorumların ve düşünüşlerin reddi ve karmaşıklığı, skolastiğin değer kaybedişi değil, üniversitenin siyasi bir etken de olması, siyasetten yoğun pay almasıdır. Üniversitelerin millileşmesi ve Avrupa’da artan üniversite sayısının da siyasi içerikler ile paralel olarak işleyişi okuyucuyu şaşırtmayacaktır. Bu gibi bir durumda hümanizmanın doğuşu da kuşkusuz tekrar hitabete verilen değer ile yeniden kırlara dönülen bir özlem arasındaki bir düzlemde vuku bulacak, Aristotales’in XIII. Y.y’dan sonra reddedildiği ve geride kaldığı bir dönemin ardından daha elverişli bir dille yeniden çevrilmesiyle kendini bir kez daha aristokrasinin ve sarayın içinde, çeşitli kıdemler ve görevlerle bulacaktır.

-*-

Hümanistlerin saray mevkilerinde bulunmasının aksine kendi başına kırlarda yahut huzurlu bir platformda resmedilişlerinin de -kalabalık içinde, öğrenciler etrafında resmedilişin aksine- Erasmus‘un diyaloguyla noktalandığı eserde bilim ile öğretimin birbirinden ayrılması olarak noktalanacaktır.

Korku Sitesi için tanıtım amaçlı derleyen Burak Bayülgen

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.