Gerçeklerin sizi çıkaracağı yolculuğa hazırlık yapamazsınız. 8 MM (1999)

Jack the Ripper

Korku Genel

KRİMİNAL

Seri Katiller

GülşahYeğenoğlu

07 Ocak 2011

9 Adet Yorum

9

1888 yılında Londra sokaklarını kana bulayan ve en az 5 kadını öldürdükten sonra kayıplara karışan, kimliği hiçbir zaman tespit edilememiş efsane seri katil Karındeşen Jack (Jack The Ripper) öyle ya da böyle tarihe damgasını vurmuş bir kişilik. Kimliği polis tarafından ortaya çıkarılamamış olsa bile Karındeşen’in işlediği cinayetler gerçek.

19.yüzyılın ortalarında, İrlanda, Doğu Avrupa ve Çarlık Rusya’sından İngiltere’nin büyük şehirlerine yapılan göçler özellikle Doğu Londra nüfusunda muazzam bir artışa yol açtı. Yetersiz barınma ve iş imkanlarının üzerine büyük bir insan populasyonunun birikmesi şehrin bu kesiminde fakirliği bir salgın haline çevirdi. Alkol tüketimi, şiddet ve soygunların doruğa çıktığı bu bölgede kadınlar fahişelik yaparak hayatta kalmaya çalışıyordu. Bu krizden en çok nasibini alan yerleşim bölgesi Whitechapel idi. Cinayetler bu bölgede işlendiği için Karındeşen Jack’in lakaplarından bir tanesi de “Whitechapel Kasabı”dır. 3 Nisan 1888’den 13 Şubat 1891’e kadar Whitechapel Bölgesi’nde 11 tane vahşi cinayet işlenmiştir ancak bunlardan 5 tanesinin gerçek Karındeşen Jack’in işi olduğu düşünülmektedir.

Uzmanların çoğunluğu boğazda derin kesik, karın bölgesinde mutilasyon , iç organların çıkarılması ve yüzde derin yaraların Karındeşen Jack’in çalışma şekli (modus operanti) olduğu konusunda hem fikirdir. Benzer şekilde işlenen başka cinayetler de Jack’e atfedilse de suç uzmanları beş tanesinin gerçekten onun tarafından işlendiğine inanmaktadır ve bu beş cinayete “Meşru Beşli” (Canonical Five) adını vermişlerdir. Bu cinayetlerin kurbanlarının isimleri Mary Ann Nichols, Annie Chapman, Elizabeth Stride, Catherine Eddowes ve Mary Jane Kelly’dir.

Mary Ann Nichols’ın cesedi Bucks Row, Whitechapel’da 31 Ağustos 1888’de bulunmuştur.Boğazı iki yerinden derin şekilde kesilmişti ve alt karın bölgesi çentikli bir kesikle yarılmıştı. Karın bölgesinde aynı tip bıçakla açılan başka yaralar da vardı. Annie Chapman’ın cesedi ise 8 Eylül 1888’de Hanbury Street, Spitalfields’da bulundu. Chapman’ın da boğazında Nichols gibi iki adet derin kesik vardı. Karnı tamamen açılmıştı ve sonradan rahminin alındığı anlaşıldı. Elizabeth Stride ve Cathrine Eddows’un cesetleri 30 Eylül 1888’de bulundu. Stride’ın boğazında sol yanda atar damara zarar veren tek bir kesik vardı. Bu sebeple bu cinayetin Jack’in işi olmadığına ya da bir şekilde başladığı işi bitiremediğine kanaat getirmek konusunda kararsız kalınmaktadır. Fakat Stride’ın hemen ardından 45 dakika sonra Mitre Square’de Eddows’un cesedinin bulunması Jack’in Stride ile olan işini bir nedenden dolayı tamamlayamadığı görüşünü kuvvetlendirmektedir. Eddows’un boğazı kesilmişti ve karnında uzun , derin ve çentikli bir bıçak yarası vardı. Sol böbreği ve rahminin çoğu çıkarılmıştı.

Mary Jane Kelly’nin ise parçalanmış cesedi 9 Eylül 1888’de 13 Miller’s Court’da yaşadığı tek odalı evinde bulundu.Boğazı derin bir şekilde omuriliğe kadar kesilmişti. Karnı yarılmış, iç organları etrafa saçılmıştı. Polis kadının kalbinin alınmış olduğunu gördü. Bu beş cinayet de gece geç vakit, haftasonu ya da haftasonuna yakın bir zamanda işlenmişti. Nichols hariç diğer kurbanların iç organları alınmıştı.

Bu beş kişiden sonra Whitechapel’da başka vahşi cinayetler de işlendi fakat hem o zamanki hem de bu günkü uzmanların çoğu sadece bu beş cinayetin Jack the Ripper’a ait olduğunu belirtiyor.

Sonuç olarak Whitechapel’daki vahşet basının ilgisini fazlasıyla çekti ve bir çok haber yazılmaya başladı. Gazetelere “sözde” katile ait yüzlerce mektup yağdı. Fakat bunlardan sadece üç tanesi dikkat çekti: “Dear Boss (Sevgili Patron); Saucy Jacky (Soslu Jacky) ve From Hell (Cehennemden)” olarak adlandırılan mektuplar. “Dear Boss”, 29 Eylül’de Scotland Yard’a ulaştı. Jack the Ripper lakabı ilk kez bu mektupta yer alıyordu. Bundan sonra zaten medya kısa sürede katili Jack the Ripper olarak üne kavuşturdu.

“Saucy Jacky” Stride ve Eddows cinayetlerinden önce gönderilmişti ve çifte cinayetin haberini veriyordu. Sonuncu ve içlerindeki en ürkütücü mektup ise herhalde “From Hell”dir. Katil tarafından George Lusk’a gönderilmişti beraberinde etanol içinde yarım bir böbrekle… Katil diğer yarısını pişirip yediğini yazmıştı mektubuna. Ancak bu mektup el yazısı ve gramer bakımından diğer iki mektuptan farklıydı. Kavanozdaki böbreği incelen Londra Hastanesi’inde görev yapan bir doktor bunun insan böbreği olduğunu teşhis etse bile yaşını ve cinsiyetini belirleyememiştir. Bu mektup Eddows cinayetiyle ilişkilendirilse de bazı uzmanlar bunun kötü niyetli bir düzmece olduğu görüşündedir.

Karındeşen Jack hakkında sayısız makale, kitap ve film bulmak mümkün. Londra’da doğan bu efsanenin kimliği hakkında bir çok şey yazıldı,çizildi ve söylendi.

Bu yazıya ilave olarak, biyografik bir referans değeri olduğunu düşündüğüm için National Geographic’in Gizemli Dosyalar çalışmasında Jack the Ripper isimli bölüme değinmek isterim.

Bu çalışmada çeşitli adli tıp ve profil uzmanları tartışarak Jack the Ripper’ın kimliğini açıklıyorlar. Buradaki yorumlar kanıtlara dayalı olarak yapılsa bile sonuçta uzmanların kişisel görüşü olarak da algılanabilir.

Whitechapel’da göçlerle birlikte nüfus artışı ve aşırı fakirlik kadınları hayatta kalmak için fahişeliğe itmişti ve fuhuşun bu kadar yaygın görüldüğü bir toplulukta cindel yolla bulaşan “Frengi” hastalığı kaçınılmaz sondu. Bu hastalığın tedavisi o zamanlar mümkün değildi ve hastalık kapanlar eninde sonunda delirerek ölüyordu. Muhtemelen Jack, bir şekilde hastalık kaptığı ve tedavi olamadığı için fahişlere ciddi bir kin besliyordu. Cinayetlerinin giderek vahşileşmesi de bu programda ilerleyen hastalığının beyninde yol açtığı hasar sebebiyle yaşadığı psikoz durumuyla açıklanıyor.

O zamanlar kendisinden katilin profilini çıkartması istenen Polis Cerrahı Thomas Bond’un aksine uzmanlar Karındeşen Jack’in temel anatomi bilgisine sahip olduğunda hemfikir. “Bölgeye yabancı olmayan birinin bu şekilde fark edilmeden cinayet işlemesi daha kolay olacaktır” savına temel anatomi bilgisi de eklenince muhtemel zanlının mesleği “kasap” olarak teşhis ediliyor. İlgili tarihlerde cinayet işlenen mekanların yakınında ise kasaplık yapanlardan bir tanesi hep aynı şahıs. Jacob Levy. Profil uzmanlarına göre Jacob’ın cinayetleri işlemesi için yeterli motivasyonu var ve kanıt terazinin ağırlığı Jacob yönünde.

Kısaca Jack the Ripper’ın National Geographic programında anlatılan öyküsü şöyle: Whitechapel Bölgesi’nde yaşayan ve aileden kalma kasaplık işini yürüten, evli ve iki çocuklu Jacob Levy, bir (ya da bir kaç) fahişeyle birlikte olmanın bedelini Frengi’ye yakalanarak ödemiştir. O zamanlar yaşadığı bölgede bulunan ve frengili hastaların tedavi edildiğinin öne sürüldüğü hastaneye gitmiş ama eli boş dönmüştü. Böylece fahişelere duyduğu kinin tohumları atılmıştı. Hastalık ilerledikçe ve beynine hasar verdikçe Jacob kendini kontrol edemediği öfke nöbetlerine kapılarak cinayet işlemeye başladı. Bu yüzden her yeni cinayeti bir öncekinden daha vahşi fakat daha strateji yoksunuydu. Jacob Levy, görgü tanıklarının tutarsız ifadeleri sayesinde polise yakalanmamayı başardı ama sonunda frengiden öldü.

JACK THE RIPPER BEYAZPERDE VE TELEVİZYONDA

Meşhur Karındeşen Jack hakkında pek çok şey yazıldı ve çizildi. Jack’in kimliğine dair tarih boyunca belirli kitlelerin kabul ettiği hemen her teori filme çekilmiş. Ben Jack the Ripper’ın (JTR) bizzat canlandırıldığı ya da ilham kaynağı olduğu, sinema ve TV filmlerini bulabildiğim kadarıyla bu yazıda kronolojik bir sırayla vermeye çalıştım. Eksiklerimiz varsa affola. Hepsinin de konusunu ya da detaylarını bulamadığım için konu eksiklerimiz de affola diyorum.

Önce tv veya sinema filmlerinden başlayalım çünkü Jack’in beyazperdedeki yolculuğu oldukça uzun sürüyor:

1929 Alman yapımı bir sessiz film olan Pandora’s Box
1927 Alfred Hitchcock’s The Lodger: A Story of the London Fog. Marie Belloc Lowndes The Lodger adlı kitabını yazarken JTR’dan ilham aldı. Ve bunun ardından Alfred Hitchcock dahil çeşitli yönetmenler tarafından tam 5 versiyonu çekildi (1932,1944, 1953 ve 2009’da).
1932 ve 1944 The Lodger
1949 Room to Let Dr. Fell isimli karakter Whitechapel cinayetlerinden sorumlu.
1953 Man in the Attic: The Lodger uyarlaması.
1958 The Veil isimli TV dizisinin “Jack the Ripper” bölümü. Diziyi Boris Karloff sunuyordu.
1959 Jack the Ripper: Prodüktörlüğünü Monty Berman’ın yaptığı film zayıf da olsa Leonard Matters’ın teorisini temel alıyordu. Bu teoriye göre Karındeşen Jack, oğlunu frengiden kaybeden bir doktor. Oğlu bu hastalığı bir fahişeden kaptığı için onlara karşı intikamla dolup taşıyor. Bu filmde Ripper’a meşhur şapkası ve pelerini giydirilmiştir.
1965 A Study in Terror: Sherlock Holmes ve Ripper’ı karşı karşıya getiriyor. Burada katil Shire Dükü’nün ailesinden bir akıl hastası olarak karşımıza çıkıyor.
1969 Night After Night After Night: Hayır yazım hatası yok. Ucuz bütçeli bir JTR filmi.
1979 Murder By Decree: Holmes ve Ripper yeniden karşı karşıya. Bu hikaye masonlar ve kraliyet ailesiyle ilgili olan teoriyi temel alıyor. Bu, İngiliz Stephen Knight’ın ortaya attığı bir teori. Ripper: Final Solution isimli kitabında Knight’ın iddiasına göre Clerence ve Avondale dükü olan Prens Albert Victor, fahişelik yapan Ann Crook isimli bir kadınla evleniyor. Bu durum saray için kabul edilemez olduğundan dolayı Ann Crook’un ortadan kaldırılması ve bu evliliğin duyulmaması gerekiyor. Evlilik töreninde şahitlik yapan beş fahişenin de “bir şekilde” susturulması gerekiyor. Kraliyet ailesinin sırlarını koruyan Mason gruba ait bir üye cinayetleri işliyor. Pek çok uzman bu kitapta yer alan teoriyi bir fantezi olarak nitelendirse de kitap bir hayli popüler olmuş.
1970 Blade of the Ripper
1971 Hands of the Ripper
1971 Dr.Jekyll and Sister Hyde: Dr.Jekyll Sister Hyde’a dönüşüyor ve Ripper cinayetlerini işliyor.
1972 Ruling Class: Bir İngiliz filmi. Peter O’Toole kendisini Ripper zanneden akıl hastasını canlandırıyor.
1973 Jack the Mangler of London
1976 Jack the Ripper: Klaus Kinski, Ripper’ı canlandırıyor.
1976 Assault! Jack the Ripper: Yasuharu Hasebe’nin yönettiği bir Japon filmi. “Violent pink (vahşi pembe)” janrında çekilmiş bir film. Pembe filmler Japon softcore porno filmlerine verilen bir isim.
1979 Time After Time: JTR zaman makinesiyle günümüz San Fransisco’suna kaçıyor ve onu peşinden HG Wells kovalıyor.
1981 The Ripper of Notr Dame
1984 Fear City
1985 Terror at London Bridge
1985 The Ripper: JTR’ın ruhu lanetli bir yüzükte saklı.
1986 Night Ripper
1988 Jack’s Back
1988 Jack The Ripper: TV dizisi. Michael Caine, JTR’ın peşindeki dedektif Frederick Abberline’ı canlandırıyor. Bu diziyi hatırlıyorum çok beğenerek izlemiştim (Ve evet ilkokula gidiyordum :))
1994 Deadly Advice: Bir kara mizah filmi. Ünlü seri katillerin reenkarne olarak kendisine öğüt verdiğini düşünen bir seri katil var. John Mills The Ripper olarak öğütler veriyor.
1994 Ripper Man
1997 The Ripper: Samuel West aslında JTR olan Prens Albert Victor’ı canlandırıyor.
2001 From Hell: Stephen Knight’ın teorisine dayanan hikayede Johhny Depp dedektif Frederick Abberline’ı canlandırıyor.
2001 Ripper (ya da Ripper: Letter from Hell): From Hell isimli filmin gölgesinde kalan, aynı yıl çekilmiş Kanada/İngiliz yapımı film. Bir kızın sınıf arkadaşları JTR’ın taklitçisi (copycat) tarafından öldürülmektedir.
2002 Bad Karma: Bu filme başrolleri Patsy Kensit ve Patrick Muldoon paylaşıyor. Patsy Kensit kendisini JTR’ın reenkarne olmuş sevgilisi zannediyor. Kendisini tedavi eden doktorunu (Patrick Muldoon) da Ripper sanıyor. Ripper’ın önündeki engelleri (yani karısını ve kızını) ortadan kaldırmak için hastaneden kaçıyor.

KARINDEŞEN JACK TV’DE

1963 Twilight Zone – The New Exhibit isimli bölüm
1967 Star Trek – Wolf in the Fold
1968 Cimarron Strip (bir western dizisi) – Knife in the Wilderness
1995 Babylon 5 – Comes the Inquisitor isimli bölüm
1997 Outer Limits – Ripper isimli bölüm
2001 Sir Arthur Conan Doyle’s Lost World – The Knife isimli bölüm
2007 Sanctuary dizisinde John Druitt yer alıyor (kendisi tarihte yer alan şüphelilerden bir tanesi)
Smallville 7.sezonda Curtis Knox aslında Ripper.
2009 ITV 1’in mini dizisi Whitechapel JTR’ı taklit eden katili ele alıyor.

Korkusitesi için yazan Gülşah Yeğenoğlu

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Gülşah Yeğenoğlu

Tüm Yazıları
6 Nisan 1978’de dünyaya geldi. Doğma büyüme İzmirlidir. Aydın Adnan Menderes Veteriner Fakültesi mezunudur. Hatırladığı kadarıyla korku filmleriyle ilk tanışıklığı ilkokul çağlarında sinemada izlediği Terminator filmi ile gerçekleşmiştir. Ancak aktif olarak ciddi bir birikim elde edeceği zamanlar orta okul çağlarıdır. Dean R. Koontz’un Kara Büyü isimli kitabıyla başlayan ve çok geniş bir Stephen King + Dean Koontz kitaplığı ile sona eren uzun soluklu ve tek yönlü okuma macerasının yanında İzmir’de evinin hemen dibindeki açık hava sinemasının yardımıyla korku filmlerine adeta doymuştur. Korkucu'ya tesadüfen internette rastlayan, Gülşah’ın korku dünyasıyla bağı tazelenmiştir. İşinden ve “Guççük Leprekon’um ya da Donlu Demon’um” diyerek sevdiği 2 yaşındaki oğlundan arta kalan vakitlerinde müdavimi olduğu siteye yazı ve çevirilerle katkıda bulunmaktadır.

Yorumlar (9 Yorum)

YORUM YAZ