Işıkta Kal! Darkness Falls (2003)

Humongous

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

23 Ağustos 2011

2 Adet Yorum

2

Yönetmen: Paul Lynch
Senaryo: William Gray
Imdb Puanı: 3.1/10
Yapım: 1982, Kanada Süre: 94 Dakika
Oyuncular: Janet Julian, David Wallace, Janit Baldwin, John Wildman, Joy Boushel, Layne Coleman, Shay Garner, Page Fletcher, John McFadyen, Garry Robbins

1946 akşamı, İşçi Bayramı Kokteyli. Zengin ev sahibinin kızı Ida, bahçedeki köpeklerini sevmektedir. Hayli içkili olduğu belli olan erkek arkadaşı Tom kıza yaklaşır ve sarkıntılık eder. Ida ormanlık araziye kaçar ama Tom’un vahşi tecavüzünden kurtulamaz. Sahiplerinin saldırıya uğradığını hisseden köpekler kafeslerinden kaçarlar ve Tom’u korkunç bir şekilde parçalarlar.

Paul Lynch’in klasikleşmiş slasher filmi “Prom Night (1980)”ın başarısının ardından çektiği ikinci slasher olan “Humongous” (Türkçe “devasa, hayvan gibi iri” demek) aynı Prom Night gibi güzel bir prolog ile başlıyor. Bu bölümde, çıplaklık içeren tecavüz sahnesi ve köpekler tarafından parçalanan adamın gore görüntüleri film için umut vaad ediyor. Hele muhteşem açılış jeneriği… Siyah beyaz fotoğraflardan oluşan ve Ida’nın kısa bir hayat öyküsü gibi görünen bu jenerikte genç kızın küçüklüğünden beri köpeklere olan düşkünlüğünü görüyoruz. Gayet mutlu bir çocukluk ve genç kızlık geçirdiği belli olan Ida’nın son fotoğrafı bu mutluluğun nasıl bozulduğunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Muhtemelen tecavüzden sonra çekilen bu fotoğrafta genç kadın boş ve hastalıklı gözlerle kameraya bakıyor, sağ yanağında koca bir yara iziyle…

Ben bu intro ve jenerikle, değeri anlaşılamamış bir cevherle karşılaştığımı düşündüm açıkçası. Fakat maalesef filmin geri kalanında böyle bir sanat yönetiminin esamesi okunmadığı gibi bahsettiğim kanlı ve gore sahneler mumla aranıyor (gerçek anlamıyla!).

Asıl konumuz olayların üzerinden 36 yıl geçtikten sonra başlıyor. Gelenek olduğu üzere yönetmen birkaç kısa ve kesin belirteçlerle bahis konusu gençlerle teker teker tanışmamıza vesile oluyor. Başkahraman Eric sarışın, yakışıklı ve zengin bir genç. Gözü güzel sevgilisi Sandy’den başkasını görmüyor. Sandy küçük göğüslü olması ve zekası nedeniyle “sona kalan kız” emareleri veriyor. Donna ise, kardeşiyle beraber olduğu halde kafayı Eric’e takmış, rahatlıkla soyunan, etine dolgun bir model. Eric’in şımarık ve sorunlu kardeşi Nick, sevgilisi Donna’yı abisinden kıskanıyor. Zaten abisinin mükemmelliği altında ezilmiş durumda. Grupta bir de gözlüklü kız kategorisinden Carla var. Bu beş genç bir yat gezintisine çıkıyorlar fakat eğlenceli olacağını düşündükleri gezi sis nedeniyle bozuluyor. Denizde bir cankurtaran sandalında yardım bekleyen Bert’e rastlıyorlar. Bert yakınlardaki bir adada kendisini koruyan köpeklerle beraber münzevi hayatı yaşayan yaşlı bir kadından bahsediyor onlara. Ne yazık ki salak Nick yüzünden yat kayalıklara çarpıyor ve gençler Bert’le birlikte bahsedilen adaya çıkıyorlar. Fakat yardım bekledikleri adada hiç ummadıkları bir yaratığın avı olmamak için hayatta kalma savaşı vermek zorunda kalıyorlar.

Farkettiyseniz, konudan bahsederken yaratığın veya katilin kim olduğu konusunda herhangi bir ipucu vermemeye çalıştım. Çünkü film de bu gizemin karakterler tarafından yavaş yavaş çözümlenmesi üzerine kurulmuş. Tabii filmle ilgili tüm tanıtımlarda konu tüm yönleriyle ifşa edildiği için filmi şu saatten sonra bir gizem filmiymiş gibi izlemenin hiçbir esprisi kalmıyor. Zaten baştaki tecavüz sahnesinden, filmin adından ve afiş yazısından (“İşte canavarın küçük oyuncakları. Bunlar bir zamanlar küçük kızlar ve oğlanlardı.”) cinayetlerden sorumlu şahsın kimliğini anlamamak imkansız. Bu durumda, zaten gereksiz uzunluktaki filmde, adanın yaşlı sahibesinin günlüğünü ele geçiren gençlerin her okudukları bilgide heyecanlanmaları bizim umrumuzda bile olmuyorsa yönetmen ne yapmaya çalışıyor?

Paul Lynch, işe sinemayla başlayan ama TV dizi yönetmenliğiyle daha iyi bir kariyer edinen ilginç bir yönetmen. Neredeyse bildiğimiz tüm klasik dizilerin bir bölümünü yönetmiş, Mavi Ay’ın bile. “Prom Night” gibi bir klasiğin ardından görünen o ki işler pek yolunda gitmemiş. Bahsetmem gerekiyor, yönetmenin 1986 tarihli “Bullies” filminin, istismar sinemasını ilk defa deneyimlemem açısından bende ayrı bir yeri vardır. Kabul etmek gerekir ki Paul Lynch insanın aklını yerinden oynatacak yenilikçi fikirlere sahip bir yönetmen değil. Prom Night’ta da böyleydi, Humongous’ta da geleneği bozmuyor ve klişelerle bezeli bir filmle cebinden harcıyor.

Bana göre filmin asıl handikapı görüntü kalitesinin çok ama çok kötü olması. Film ekibinden hiçkimsenin aklına bir ışık kullanmak gelmemiş, tüm gece sahneleri kapkaranlık! Benim izlediğim versiyon video kasetten aktarma olduğu için filmin neredeyse yarısını izleyemedim, tahmin ettim. Sonra öğrendim ki meğer hiç kimse izleyememiş! Dakikalar boyunca tamamen karanlık bir ekrana bakıyorsunuz; sadece siluetler, sesler ve çığlıklardan “Hmmm, sanırım canavar burada birisini boğazlıyor” gibi tahminlerde bulunuyorsunuz. Belki yönetmen kanlı, gore ve korkunç sahneler çekmiştir, görmediğim için birşey söyleyemiyorum. İzleyemediğiniz bir filme gereğinden fazla zaman vermek nasıl bir mazoşizmdir bana sorun. Slasher izliyorsunuz ama gençlerin nasıl öldüğünü göremiyorsunuz! Yaratığın tüm film boyunca gösterilmemesi yönünden bu karanlık sahnelerin iyi olduğunu söyleyebilirim; sadece finalde o da oldukça kısa bir süre yaratığı görebiliyoruz. Acaba yönetmenin amacı bu muydu?

Neticede şiddetle tavsiye edeceğim bir film değil. Tek iyi tarafı oyunculuğun bu tür bir filme göre nispeten iyi olması. Onun dışında filmde sanırım müzik de yok! Bütçeyi hesaplı tutmuşlar. Bir de filmin 97 dakikalık bir versiyonu daha varmış. 3 dakika daha mı? Yok artık!

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (2 Yorum)

YORUM YAZ