Ölüm kasabanıza geldi Şerif! Sam Loomis - Halloween (1978)

Horrors of a Malformed Man

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

18 Kasım 2010

3 Adet Yorum

3

Kyôfu kikei ningen: Edogawa Rampo zenshû
Yönetmen: Teruo Ishii
Senaryo: Edogawa Rampo’nun çeşitli öykülerinden uyarlayan Teruo Ishii, Mashairo Kakeuda
Imdb Puanı:6.8/10
Yapım: 1969, Japonya, 99 dakika
Oyuncular:
Teruo Yoshida, Yukie Kagawa, Teruko Yumi, Mitsuko Aoi, Michiko Kobata, Yumiko Katayama, Katsura Kiyama, Reiko Mikasa, Miki Obana, Asao Koike, Tatsumi Hijikata

Japonlar’ı anlamak mümkün değil. Dünyanın geri kalanına uymayan değer yargılarına sahip bu milletin müstehcenlik anlayışı dahi kendine özgü. Bilmem bilir misiniz; Japon pornosunda genital bölge değil kılını göstermek korkunç ayıptır. Cinsel organlar, vücuttan ayrı olarak rahatlıkla gösterilebilirken, devamında çıplak bir vücut geliyorsa hemen işin içine sansür girer. Hentailerde genç kız ağzına sosis benzeri organı alabilirken bu organın bir erkeğe ait olduğu, en azından aynı karede gösterilmez. Cinsel ilişkiye giren iki insanın görüntüsü, genital kıllar nedeniyle mozaik görüntüyle sansürlenir. Bu uzun zaman önce alıştığım bir meseleydi. Fakat bahsedeceğim filmin sansürlenme nedenini öğrenince Japonlar’ın tavırları hususunda hala öğrenmem gereken şeyler olduğunu görüyorum.

Horrors of Malformed Men”, ülkesinde 30 yılı aşkın bir süredir yasakmış. Film seçerken bende şöyle bir mekanizma işler; eğer bir film Uzakdoğu yapımıysa ve uzun süredir sansürlüyse mutlaka iyidir! Bu yöntemi size de öneririm. Fakat bu filmin sansürlenme sebebi şiddet veya çıplaklık değil (gerçi bunları ziyadesiyle içeriyor). Mide bulandırıcı olması da değil. Japonlar özürlü insanların filmlerde gösterilmesini veya konu edilmesini korkunç ayıp buluyorlar! Televizyonda özürlüler, şekil bozukluğu olan insanlar gösterilmiyor. Gerçek hayatlarında vücut deformitesi olan kişilere sanki hiçbir kusuru yokmuş gibi davranılıyor. Bir de bu unsurun bir film adı olması (“Özürlü Adamların Dehşeti” ya da “Şekli Bozuk Bir Adamın Dehşeti”) kesinlikle ve kesinlikle kabul edilebilir bir şey değil! O yüzden film yıllardır gösterilemiyor! Acaba “Notre Dame’ın Kamburu”nu gizli gizli mi okuyorlardı, merak ediyorum doğrusu…

Filmin uyarlandığı kısa öykülerin yazarı olan Edogawa Rampo’ya ayrıca değinmek istiyorum. Japon edebiyatını gizem ve fantaziyle tanıştıran bu yazarın adı, “Edgar Allan Poe”nun Japonlar tarafından yanlış telaffuz edilmesiyle oluşturulmuş (anlamak için Edogawa Rampo’yu yüksek sesle ve bitişik olarak okuyun)! İlginç olan, öykünün Agatha Christie öykülerine benzer şekilde çok karakterli ilerlemesi ve sonunda hiç ummadığınız birinin suçlu çıkması (halbuki tüm karakterler şüpheli davranıyordu). Bu yüzden bir Agatha Christie romanı gibi başlayacağım ve karakterleri tek tek tanıtacağım:

Hirosuke Hitomi: Geçmişini hatırlamayan genç bir adam. Çocukluğuna ait kopuk kopuk hatıralarda, dalgalı bir deniz ve kayalıklı bir adadan oluşan görüntüler ve eski bir ninni var.

Hatsuyo: Sirkte çalışan genç bir kız. Hirosuke’nin hafızasındaki ninniyi o da biliyor. Fakat genç adama tam olarak yardımcı olamadan garip bir cinayete kurban gidiyor.

Jógóro Komoda: Uzun saçlı, bıyıklı, kadın kimonosuna benzer bir kıyafet giyen, çirkin ve çatlak bir adam. Komoda sülalesinin babası. Çirkinliği ve el parmaklarının perdeli olması nedeniyle toplumdan uzaklaşarak bir adaya çekilmiş.

Genzaburo Komoda: Jógóro’nun oğlu, Komoda sülalesinin veliahtı. Zamansız ölüyor. Hirosuke’ye ikizi gibi benziyor.

Toki: Genzaburo’nun kayıp annesi. Jógóro’nun karısı.

Chiyoko: Genzaburo’nun dul karısı.

Shizuko: Uzaktan kuzen. İhtiraslı bir genç kadın. Toki kaybolduktan sonra Jógóro tarafından eve davet edilmiş. Genzaburo’yla gizli bir ilişki yaşıyormuş anlaşılan.

Hirukawa: Uşak. Toki kaybolduktan sonra Jógóro tarafından eve davet edilmiş.

Gindashi: Genzaburo’nun süt ninesi, yaşlı bir kadın. Annesi kaybolduktan sonra küçük bebeğe o bakıyor

Shinkichi (Kogoro Akechi): Evdeki getir götür işleriyle uğraşan gizemli bir adam. İşe yeni alınmış.

Hideko: Hatsuyo’nın kızkardeşi.

Takeshi: Bir tecavüz neticesinde meydana gelmiş canavar benzeri çirkin bir adam.

Hayashida: Toki’nin uzaktan kuzeni ve gizli aşığı.

Taisho döneminin 13. yılında bir sonbahar (1825). Film çıplak kadınların bulunduğu bir deli koğuşunda açılır. Hirosuke orada neden bulunduğunu hatırlamamaktadır. Bir ninninin ezgisi ve dalgaların dövdüğü kayalıklardan oluşan bir ada dışında geçmişiyle ilgili bir veri yoktur. O sırada deli hastanesinin önünden bir kız geçer, Hirosuke’nin ninnisini söylemektedir. Hirosuke şans eseri koğuştan kaçar ama aranmaktadır. Kızla tanışır. Hatsuyo adlı kız, bu ninniyi nereden öğrendiğini bilmemektedir çünkü çok küçükken sirke verilmiştir. Hatsuyo’nun nereden geldiği belli olmayan bir bıçakla öldürülmesi nedeniyle Hirosuke istediği cevapları alamaz, üstelik artık cinayet zanlısıdır. Bir tren yolculuğu sırasında gazetede bir ölüm ilanı görür. Komoda ailesinin genç varisi Genzaburo Komoda ölmüştür. İşin ilginç tarafı ölen adam Hirosuke’nin tıpatıp aynısıdır. Etrafta gizlice araştırmalar yapan Hirosuke, Komoda ailesinin özel işaretini taşıdığını öğrenir (ayağının altında bir gamalı haç taşımaktadır). Geçmişinin bu aileyle yakından ilişkili olduğunu anlayan Hirosuke, ölen genç varisin yerine geçer ve aslında ölmemiş ama erken gömülmüş gibi mezarlıkta dirilir (ölmeden mezara konma olayı Poe’nun favori temasıdır). Ev ahalisi genç adamdaki değişiklikleri terddütle karşılarken, Genzaburo rolünü pek de iyi oynayamayan Hirosuke, en kısa zamanda ailenin münzevi babasıyla temasa geçmek zorundadır. Bunun için Jógóro’nun adasına gider ve defalarca rüyasında gördüğü bu ucube adamın pek de iyi niyetli olmadığını dehşetle fark eder.

Filmi bir sınıfa sokmak çok zor. Gizem veya korku olabileceği gibi dramdan da besleniyor. Erotik bir polisiye içine yerleştirilmiş komedi sahneleri filmi farklı bir kulvara sokuyor. Bu yüzden Japonlar kendilerine özgü bir tür ismi bulmuşlar; Erotic/Grotesque/Nonsense kelimelerinin (yine) yanlış telaffuzuyla oluşmuş bu hibrid türün ismi Ero-Guro-Nansensu (yani erotik, acayip ve anlamsız). Bu tür sadece Japonlar’a özgü olduğu için, kıtalar ayrılmadan önce belli bir coğrafik bölgede çoğalan ve yüzyıllar içerisinde gelişen coğrafi çatlamalar sonucunda ayrılan kıtaların birinde izole kalmış, diğer türlere hiç benzemeyen bir hayvanla karşılaşmış hissi uyandırıyor insanda.

Konu “Dr. Moreau’nun Adası”na çok benziyor. Tabi buradaki deneylerin içine hafiften “çiçek çocuklar”ın uyuşturucularından sızmış. Herkes ayrı bir tripte. Üstelik, eğer bir babanın ne kadar kötü olabileceğini merak ediyorsanız bu filmi öneririm. Gidin babalarınızın ellerini öpün! Valla!

Çoğumuz biliriz, Japon filmlerinin önemli bir kısmı insana “Haydaaa, buraya nasıl geldik?” sorusunu sordurur ki filmimiz de buna benzer manyak bir nihayete ulaşıyor. Yani bu kadar kepazelikten sonra hiçbir şey olmamış gibi birbirlerini affederek işi tatlıya bağlayabilen karakterlerin tuhaflığı bir yana, böyle bir finale ulaşabilecek mentaliteye sahip Japonlar’la aynı dünyada yaşıyor olmak benim için açıklaması zor bir durum. Ayrıca Japonlarda mecaz olgusu da yok galiba. Mesela, bilemiyorum izlediniz mi; “Lone Wolf and Cub” serisinde Yalnız Kurt lakablı baba, küçük oğluyla beraber intikam yollarına düştüğünde şöyle bir benzetmede bulunur: “Cehennem ve cennetin arasında ateşten bir yolda yürüyoruz”. Bunu söylerken görürüz ki, adam ve çocuğu gerçekten cennet ve cehennem arasında ateşten bir yolda yürümektedir! İşte “Horrors of Malformed Men”de de buna benzer bir “yanlış anlaşılmış mecaz” sahnesi var ki gülmekten öldüm valla. Çok eğlendirici bir film. Sinemayı, bize daha önce tatmadığımız deneyimleri sunduğu için seviyorsak bu film üzerine düşen görevi fazlasıyla yapıyor.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ