Annem bana bunu asla yapmamamı söylemişti. The Hitcher (1986)

Hiçlikten Gelen Kız

Korku Genel

Korku Kitap

Murat Akçıl

YasinKarakaya

17 Mayıs 2012

0 Adet Yorum

0

Ben genelde kitap okumayı sevmem. Yani önceden çok okurdum, evet, fakat sanırım şimdi edebiyattan pek haz etmiyorum (hoş bahsedeceğim kitabın edebiyatla alakası var mı bilmiyorum). Neyse, can sıkıntısından alıp okuduğum ve korku edebiyatı açısından beğendiğim bir kitabı paylaşmak istiyorum sizle: Hiçlikten Gelen Kız. Yazar Justin Cronin’in kitabına koyduğu asıl isim “The Passage” yani “Geçit” olsa da ben bu Türkçeleştirilmiş adı fonksiyonel bulduğum için daha çok beğendim (çünkü konuya daha iyi işaret ediyor ve kitabın içinde de bu isim geçiyor). Fakat bazen bir şeyin reklamı o ürünü yücelteceği yerde kötüler ya, işte Hiçlikten Gelen Kız için de böyle bir handikap söz konusu. Bir kere Stephen King’in (veya başka bir usta korku yazarının) önerdiği bir kitap bende önyargı oluşturur. Bu referanslar hep geri tepmiştir, bunlara uyarak alınan kitaplar fos çıkmıştır çünkü. İkincisi ve en önemlisi de internet ortamında dönen, kitap için çekilmiş reklam amaçlı videonun gereksizliği. Küçük bir kız çocuğunun etrafta dolaşıp “Benim adım Amy. Mıy mıy mıy da mıy mıy mıy…” diye sayıkladığı bu kusmuğumsu video hem çok itici hem de kitapla (gerçekten) ilgisi alakası yok. Muhtemelen bunu çeken kişi kitabı okumamış. O yüzden, olabilir, bu reklamlara takılıp kitabı elinizin tersiyle itmişsinizdir belki. Hepsini bir kenara bırakın ve yazdıklarımı okuyun lütfen.

Konu basitçe yakın gelecekte geçen kıyamet sonrası vampir öyküsü şeklinde özetlenebilir. Gayet klişe… Fakat hiç düşündüğünüz gibi değil. Yazarın öykü anlatımı ve kurgusu o kadar yenilikçi ki bu klişe öyküyü bir kenara bırakıveriyorsunuz. Öncelikle kitabın oldukça uzun bir giriş bölümü var.

Tahmini olarak 2018’de başlayan öykü, Güney Amerika’ya insanları vampire dönüştüren bir virüs taşıdığı keşfedilen yarasaları araştırma amacıyla yapılan bilimsel ve askeri bir geziye odaklanıyor. Elde edilen virüs izole ediliyor ve gizli bir askeri üste insan üzerinde deneyler yapılabilmesi için ölüme mahkum edilmiş tutuklular toplanıyor hapishanelerden. Virüs injekte edilen 12 kişi değişime uğruyor. Tüm hastalıkları iyileşiyor, neredeyse ölümsüz oluyorlar. Ne yazık ki, floresan ışık yayan, etle beslenen, ışıktan nefret eden, konuşmayıp telepatik güçler kazanan, sivri dişleri, pürüzsüz kılsız ciltleri ve kaslı iri bedenleriyle hayvani yaratıklara dönüşüyorlar. Askeriye amacını “insanlığın ömrünü uzatmak” gibi insani bir nedenle açıklıyor. O yüzden yüzlerce yıl yaşayan peygamberin atıfla “Nuh Projesi” deniyor bu araştırmaya. Fakat tahmin etmek güç değil, asıl amaç süper güçlü askerler yaratmak. Hatta daha sonra öğreniyoruz ki, o kadar bile beklemek istemeyen ordu bu vampirleri Ortadoğu’daki düşmanlarının üzerine direkt bırakma düşüncesindeymiş. Fakat ne acı ki küçük bir kız üzerinde de benzer bir deney yapılıyor: kızın adı Amy.

Nihayetinde işler düşünüldüğü gibi gitmiyor ve vampirler üsten kaçıyorlar. İşte o zaman dünyada kıyamet kopuyor. Kitap bu kıyametten yaklaşık 92 yıl sonrasına atlıyor. İnsanlar zamanı sıfırlamışlar ve kıyametten sonraki yılları saymaya başlamışlar. Biz etrafı surlarla çevrili köy benzeri bir yerleşim bölgesiyle tanışıyoruz: Birinci Koloni. Aşağı yukarı 100 kişilik nüfusuyla bu koloninin dışarıyla ilişkisi neredeyse sıfır. Bir tür komün gibi yaşayan, kendilerine ait kısa ama kesin bir anayasaları olan bu kişiler kadın erkek farkı gözetmeksizin 7 mesleğe ayrılmışlar: Nöbet, Ağır Hizmet, Işık ve Elektrik, Tarım, Çiftlik hayvanları, Ticaret ve Üretim, Sığınak ve Hastane. “Viraller” dedikleri vampirlerden korunmak için geceleri projektörlerle aydınlanan surlarda nöbet tutuyorlar. Fakat bu yalancı hayat uzun süreli olmuyor ve Amy’nin gelmesiyle uzun zamandır gergin olan ipler kopmaya başlıyor.

Gördüğünüz gibi konu basit. Bu konu üzerine yüzlerce varyasyon yapılabilir. İşte kitabın farkı burada yatıyor. Ucuz bir korku romanından çok öteye giden anlatım tarzı neredeyse edebi bir değer taşıyor. Lineer bir anlatım tarzını reddeden yazar, tüm konuyu zaman sıçramalarından, karakterlerin anılarından, e-maillerden, kıyametten sonra 1003 yılında Hindi-Avustralya (?) Cumhuriyetinde bir üniversitede sunulan günlüklerden ve askeriyenin halka dağıttığı ilanlardan yararlanarak aktarıyor. Justin Cronin’in hayali bir atmosfer yaratmadaki becerisine hayran kalıyorsunuz. Her şey o kadar gerçekçi ve o kadar ayrıntılı ki, neredeyse konunun harbiden gerçekleştiğine inanır hale geliyorsunuz. Fakat itiraf etmeliyim kitapta iç acıtıcı çok sahne mevcut. Bazen gözleriniz bile dolabilir. Kayıplar, anılar, fedakarlıklar ve insan olmakla ilgili o bildik hisler sarmalıyor sizi. En hassas duyguların, en haklı itici güçlerin bile felakete sebep olabileceğini görüyorsunuz. Hepsi bir tarafa, Justin Cronin’in karakterlerini işleyiş tarzına hayran kalıyorsunuz.

Kitapta siyah-beyaz yok; tüm karakterler gri. Yani kesin kötü diye bir şeyden bahsedilmiyor. Hatta vampirlere bile acıdığınızı hissediyorsunuz bazen. Özel bir çocuk olduğu en başta hissettirilen Amy’ye inanıyorsunuz. Tüm bu zaman boyunca sırasını bekleyen Peter’ın bilgeleşmesini izliyorsunuz. Kitaptaki her karaktere azami değer veriliyor. Neredeyse gözünüzün önünde canlanan bu insancıkların her birinin geçmişindeki kilit noktalar ayrıntıyla aktarılıyor. Bu ayrıntılı aktarım kesinlikle aşırı değil, çünkü böylece verilen kararların nedenleri üzerinde fazla düşünmüyorsunuz, hiçbir şey havada kalmıyor bu çok karakterli öyküde. Alicia, Sara, Michael, Theo, zavallı Caleb, Mausami, Hollis… Hele, genelde erkek karakterlerde görmeye alıştığımız gözü kara bir cesaret timsali olan Alicia’nın klişeleri aşan işlenişine bayılacaksınız eminim. Onun dışında benim en düşkün olduğum karakter, idam mahkumlarını toplayan avukat Brad Wolgast oldu. Siyahi rahibe Lacey ve en son idam mahkumu Carter’ı da, bu ayrıntılı kişilik analizleri neticesinde iyice tanıyıp onlarla özdeşleşebiliyorsunuz. Hatta kitabın girişindeki araştırma yapılan üste, viralleri kontrol eden bekçi Grey hakkında bile ayrıntılı bilgiler edinebiliyorsunuz.

Kitabı okurken sadece o dünyada yaşamıyorsunuz; yazar sahneleri bir sinemacı edasıyla aktardığı için sanki gözünüzle görüyorsunuz. Özellikle bir lokomotifle viral sürüsünden kaçıldığı sahnede benim nefesim kesiliyordu neredeyse; o kadar etkiliydi.

Neticede kitap biraz uzun (yaklaşık 800 sayfa) ve yazılar da küçük olduğu için sanki iki kitabı bir anda okuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Fakat eminim hiç bitmesin diyeceksiniz. Baştan beri bir üçleme olarak düşünülen bu uzun soluklu öykünün ikinci kitabı yakında çıkıyormuş. Kötü haber; Ridley Scott kitabı sinemaya uyarlayacakmış. Üstelik roman daha tamamlanmadan haklarını satın almış bile! Bakalım öykünün ne kadarının içine edecek…

Hiçlikten Gelen Kız, Justin Cronin; 788 sf. Doğan Kitap/ 2012. Çev: Dost Körpe

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.