Gerçeklerin sizi çıkaracağı yolculuğa hazırlık yapamazsınız. 8 MM (1999)

Hellbent

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

20 Ocak 2010

4 Adet Yorum

4

Yönetmen : Paul Etheredge
Senaryo : David Schmoeller, J. Larry Carroll
Yapım:2004, ABD, 85 Dakika
Oyuncular: Dylan Fergus, Bryan Kirkwood, Andrew Levitas, Hank Harris, Matt Phillips


HellBent, bir eşcinsel slasher’ı. Bütün herkes gaylerden oluşuyor; şeytan kostümlü ve nedense insanda korkudan çok erotik hisler uyandırması istenmiş gibi duran seri katil bile! Eğer korku türünün diğer janrlara uygulanmış hibridlerine aşina değilseniz bu sizde ucubemsi bir önyargı oluşturabilir. Bunu önlemenin kolay bir yöntemi var.

Filmdeki erkeklerin yerine kızları koyun (korku filmlerini seksüel arzularla izliyorsanız bu yöntem önerilmez). Hani nasıldır; aynı tornadan çıktığını belli eder özellikte kızlardan oluşmuş bir grubun elemanları yaramazlık yapar da başılarını derde sokar ya. Çoğu rahatlıkla soyunur; bomba gibi vücutları vardır, gıdım yağ ve selülit yoktur. Bazılarının silikon destekli göğüsleri birkaç kez kameraya çarpar. Bu kızlar yüzlerindeki masum seksapel kaybolmasın diye fazla mimikten kaçınırlar. İşte bu prototip bize nasıl garip gelmiyorsa, HellBent’teki gay prototipinden de rahatsız olmamamız gerekir. Bu açıdan baktığımızda, teker teker öldürülmeleri için görevlendirilen adamların hepsinin yakışıklı bir yüze, tartarı yeni temizlenmiş gibi duran pırıl pırıl dişlere ve kaslı vücutlara sahip olması akla yatkın geliyor. Sonuçta bu filmin hedef kitlesi olduğunu düşündüğümüz eşcinsel izleyicinin beklentisi; olur olmaz yerde belden üstleri çıplak dolaşan, iri yarı ama duygusal, kıllı ama gereğinden fazla bakımlı, hava oldukça sıcak olduğu halde nedense deri bot giyen idoller değil midir? Bu bir yere kadar anlayışla karşılanabilir fakat filmde yaratılmaya çalışılan atmosfer fazla havai. Neredeyse herkesin eşcinsel olduğu bir dünya gerçeklikten istemli kaçış gibi geldi bana. Cadılar bayramını sokaklarda barlarda ve civar mahallelerde uçarı bir şekilde kutlayan travestiler, seksi erkekler ve (az da olsa) lezbiyenlerin; “Eşcinsel Gurur Yürüyüşü”nde elele tutuşarak “Bütün dünya buna inansa, hayat bayram olsa” diye çığıracakmış gibi masalsı bir heyecanla aktarılması basit bir masturbasyondan öteye geçebilir mi? Yoksa filmde verilmeye çalışılan sınırlı bir cemiyet midir anlayamadım. Ütopik bir dünyaya sınırlı kaldığından filmi bir istismar yapıtı olarak değerlendirebiliriz.

Bu handikapları bir yere bırakırsak (ve heteroseksüel aktörlerin yiyişmesini göz ardı edersek) filmin beklediğimden iyi çıktığını itiraf etmeliyim. Kanlı efektler gerçekçi. Genelde benzer türlerde rastlayacağımız sululuğa yer verilmemiş. Fakat klişelerden bolca yararlanıldığı için, ölüm sırasını tahmin edebildiğiniz gibi; bir türlü öldürülemeyen katili yarı canlı bir şekilde ardında bırakan baş karaktere “O daha ölmedi, salak” bile diyemiyorsunuz. Çünkü film bitmeden o katil zaten ölmeyecek, kesebildiğini kesecek ve filmin süresini tamamlaması için zaman sağlayacak.

Temiz aile evladı Eddie ölen babası gibi polis olmak istemiş fakat geçirdiği bir kaza sonucu buna elverişsiz hale gelmiştir. Oysa (sizi her an bir karyolaya kelepçeleyip kırbaçlayarak doyuma ulaştıracak gibi duran) ablası çakı gibi bir polis olmuştur. Biraz olsun oyalanmak için karakolda ablasının yanında takılan Eddie dün gece, ağaçlık bir bölgede otomobil içinde sevişirken kafaları kesilen gay çiftin olayını duyar. Ablasının amiri onu, halkı (eşcinsel ahaliyi) olası bir seri cinayet vakası hakkında bilgilendirmek için broşür dağıtmakla görevlendirir. O akşam büyük bir Halloween partisi vardır ve Eddie ile 3 gay arkadaşı (biseksüel Chaz, slim Joey ve kadın kılığına girdiği için ne kadar yakışıklı olduğunu gösteremeyen Tobey) felekten bir gece çalmaya karar verirler. Bir önceki gece cinayet işlenmiş olan alana gelirler; burada ağaçların arkasında biri tarafından izlendiklerini farkederler. Biraz araştırınca şeytan kostümlü ve elinde orak benzeri bir bıçak tutan gizemli bir adamla karşılaşırlar. Herkes kostümlü olduğu için adamın katil olduğunu düşünmezler ve onunla dalga geçerler. Bu hareket onların son hatası olacaktır.

Daha önce de bahsetmiştim. Barlarda, tuvaletlerde veya onlarca dans eden kişinin arasında işlenen cinayetler, abartısız dijital efektlerin de yardımıyla oldukça kanlı ve etkili hale getirilmiş. Bunların dışında (talihsiz bir şekilde filmin afişinde deşifre edilen) bir “göz” sahnesi var ki gerçekten yaratıcı. Sırf bu sahneyle film birkaç kat değer kazandı gözümde. Maalesef klişelerle devam eden film, bu ilginç sahnenin groteskliğini devam ettiremiyor ve orijinaliteyi ıskalıyor. Sadece o değil, konuda bir nedensizlik mevcut; katili azmettiren hadiseler sanırım unutulmuş. Kaliteli bir senaryo mevzu bahis olmadığından bu beni şaşırtmadı. Devamının geleceğini ilan eden finali de… Öte taraftan, gelenek olduğu üzere, klasik filmlere yapılan göndermeler izleyiciye bir nebze haz veriyor. Ev içindeki kovalama sahnesinde Eddie’nin arkasındaki kapıyı parçalayan katil yoluyla, “The Shining“deki eli baltalı Jack Torrance‘e yapılan açık gönderme, bahsedilmesi gereken önemli bir atıf.

HellBent, slasher’ın patognomonik öğelerinin eşcinsel terimlerle adlandırılması orijinalitesine sırtını dayayan vasat bir gerilim filmi aslında. Düşük bir beklentiyle izlemeye başlayıp, aslında üzerinde uğraşılmış ve ucuzluğa düşmekten özellikle çekinilmiş bir filmle karşılaşınca insan ister istemez hakkını teslim ediyor. Değişiklik arayanlara tavsiye ederim.

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Etiketler: , , ,

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (4 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.