Ölüm kasabanıza geldi Şerif! Sam Loomis - Halloween (1978)

Hell of the Living Dead

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

20 Temmuz 2009

8 Adet Yorum

8

hellofthelivingdead-afisYönetmen: Vincent Dawn (Bruno Mattei)
Senaryo: José María Cunillés, Rossella Drudi
Tür: Zombi
Yapım: 1980, İtalya / İspanya Süre: 101 Dakika
Oyuncular: Margit Evelyn Newton, Frank Gardfield, Selan Karay, Robert O’Neil, Gaby Renom, Luis Fonoll

Lucio Fulci’nin “Zombi 2” filminden sonra izleyicilerdeki zombi filmi açlığını giderebilmek için yapımcılar değişik rezalette filmler ortaya çıkardılar. Sinema tarihinde en fazla alternatif ismi olan film namlı bu zavallı yapıtın senaryosu aslında Afrika için yazılmış. Fakat bütçe yetmediğinden İspanya’nın ağaçlı bölgelerinde çekilmiş ve senaryo biraz değiştirilmiş! Filmde olması gereken doğal ve egzotik görüntüler de arşivlerden veya başka filmlerden araklanarak gerekli yerlere montajlanmış.

Yeni Gine’de araştırmalar yapmakta olan bir gizli üste, üzerinde araştırmalar yapılan maddede sızıntı olur. Boruların arasına sızan bir farenin her şeyden sorumlu olduğunu farkeden iki görevli, bu ölü farenin saldırısına uğrar. Sızan yeşil duman tüm çalışanları zombileştirir.

Başka bir yerde; Amerikan konsolosluğunu rehin almış bir terörist grupla savaşan özel anti-terörist grubun elemanları Vincent (Luis Fonoll), Zantoro (Frank Gardfield), Osbourne (Gaby Renom) ve Teğmen Mike London (Robert O’Neil) Yeni Gine’deki görevlerinin bundan daha iyi olacağını düşünmektedir. Nitekim adaya gittiklerinde yerlilere ait bazı mezarlar dışında bir şey bulamazlar.

Bu arada oraya kabileleri incelemek için gelmiş olan Lia Rousseau, (Margit Evelyn Newton), kameraman kocası Max (Selan Karay) ile iki arkadaşlarının arabasında oturmaktadır. Josie (Patrizia Costa) ve kocası (Bruno Boni) yaralanan ve yarası enfekte olan 7 yaşındaki oğulları yüzünden kavga etmektedir. Su bulmaya çıkan Max ve Lia başka bir şey bulur. Zombileşmiş yerlileri görüp koşarak geri dönerler. O sırada askerlere rastlarlar. Hep beraber ormanın derinliklerine doğru yola çıkıp olayların iç yüzünü araştırırken, başlarına da gelmedik kalmayacaktır…

Film çok kötü. Ama ne kadar kötü? Ed Wood filmleri veya Dünyayı Kurtaran Adam kadar kötü! Son benzetmeyi bilerek yaptım çünkü filmde bir de Türk aktör var: Selan Karay (keşke ülkemizi başka bir filmle temsil edebilseymiş…)

Filmin uzunca bir bölümünü kaplayan dökümanter görüntüler çalma çırpma! Asıl filmden farklı renk tonlarıyla zaten kolaylıkla ayırdedilebilen bu sahneler “La Vallée (1972)” adlı Fransız Mondo filminden alınmış. Bu yüzden bir kabileyle karşılaşan (karşılaşmaları gereken) karakterler her baktıkları yerde farklı kültürden, farklı kıyafetlerle değişik kabile elemanlarını görüyor. Biri bir tarafa dönüyor Afrika kabilesinin yaptıklarına şaşırıyor. Diğeri dehşetle Amazon yamyamlarının beslenme ayinlerini izliyor. Bilemiyorum, ben multi-kültürel bir film olarak yorumlamak istiyorum. Fakat orijinal coğrafyasında çekemedikleri bazı hayvanlar da arşiv görüntülerden eklendiği için Yeni Gine’de görünmeyen bazı yaratıklara rastlanabiliyor. Afrika fil sürüsünün kuşbakışı çekimi bana yönetmenin “Yeni Gine”yle “Gine”yi karıştırdığını düşündürdü. Bu kafa karışıklığı içinde sözde tropikal ormanda giderken karakterler, çöl ortasında ağır çekimde zıplayan Kanguru Faresine rastlayabiliyorlar (Kanguru faresi yani Dipodomys, Kuzey Amerika veya Meksika çöllerinde yaşar).

Tabi oyuncuların da bu görmedikleri ama karşılaşmış gibi yapmak zorunda kaldıkları sahnelere reaksiyon vermeleri gerekiyor. Belki aktörlüğe karşı duydukları sanat kaygısından (?), belki de durumun nahoşluğundan o kadar mideleri bulanıyor ki kusuyorlar (bazen sütlaç, bazen mercimek çorbası şeklinde).

Ve maalesef, müzikler bile arak! Dawn of the Living Dead’de bulunan müziklerinin kendilerinden habersiz kullanıldığını söyleyen Goblin üyelerine, Bruno Mattei “İki gözüm önüme aksın ki izinli kullandım” diyormuş.

Makyajlar çok kötü. Bunun sebebi, makyaj için ayrılmış tüm bütçenin filmin başındaki zombi rahipte harcanması olabilir. Bir heterojenite söz konusu; bazı zombilerin yüzü yeşil, bazılarının siyah, bazılarının kırmızı boyalı! Yüze uygulanan her şey zombi makyajı olarak kabul edilebileceğinden makyaj departmanı bu konuda ısrarcı olmamış.

Filmin yönetimi de berbat ötesi. Herhalde bütçe yetmediğinden aynı zombiyi ayrı zamanlarda farklı mekanlarda tekrar tekrar öldürüyorlar. Zombilerin hepsi çocuk felci geçirmiş gibi yürüyor ve yakaladıkları canlıları yemek yerine zombi rolü yapmayı tercih ediyorlar. O yüzden karakterler zombilerin elinde çırpınan arkadaşlarını kurtarmak yerine uzaktan bakıyorlar. Zaten dakikalar sonra akılları başlarına gelip zombilerin ellerinden çektikleri arkadaşında bir ısırık dahi olmuyor. Başkarakterlere böyle davranan zombiler figüran kurbanların gözünün yaşına hiç bakmıyorlar, bacaklarını veya boyunlarını ısırırken aslında ellerinde tuttukları etleri kemiriyorlar!

Devamlılık hataları, anlamsız sahneler, saçma diyaloglar gırla gidiyor. Mesela Osbourne, girdikleri terkedilmiş evde neden kadın kıyafetleri giyip dans ediyor? Lia neden Vincent’la flört ediyor? Zantoro filmin başından beri zombilerin sadece kafadan vurulunca öldüğünü söylediği halde, film boyunca neden herkes (Zantoro’nun kendisi de dahil) durmadan zombilerin karnına kurşun yağdırıyor? Neden Uluslararası kogredeki ülke delegeleri birbirlerine kağıt fırlatıyorlar? Buldukları yerli kabilesiyle iletişim kurmak için şakadanak memelerini açıp çırılçıplak soyunan ve nereden bulduğunu bilemediğimiz boyalarla vücudunu boyayan Lia’ya yanındaki askerler neden tecavüz etmiyor? Tamam, bu benim düşüncemdi…

Espri anlayışınıza göre değişik tadlar alabileceğiniz bu filmi anlayışla karşılamanızı temenni ediyorum.

korkumetre-7 kan_ve_siddet-7 gerilim_dozu-4 puan-6-5

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (8 Yorum)

YORUM YAZ