Her şey başlangıçta son bulur... The Butterfly Effect (2004)

Hayalet Suratın Çığlığı

Kamera Arkası

Korku Sinema

YasinKarakaya

27 Mayıs 2008

2 Adet Yorum

2

Kevin Williamson’ın kaleme aldığı ilk Çığlık gerçek bir kült filmdi. Belki de zamanında kültlüğünün farkına varılan nadir filmlerden biriydi. Ama hiç kimse üç kere üst üste güçlü çığlıklar atamaz. Son “Çığlık” filmi olacağı iddia edilen Çığlık 3’de Wes Craven’ın yönetmenlik açısından, yeni senarist Ehren Krueger’ın ise senaryo açısından önceki çığlıklara göre oldukça boğuk ve kısık bir Çığlık attıkları ortada.

Kevin Williamson’ı bir anda pahalı bir senarist ve bir aktör kadar ünlü yapan özelliği neydi? Bir Tarantino değildi, ne de bir Andrew Kevin Walker. Kevin Williamson bana kalırsa çok parlak bir fikir buldu. Bu zor, karmaşık ve dahiyane bir fikir değildi. Oldukça basitti: Eski korku film adetleriyle dalga geçen bir korku filmi senaryosu yazmak. Ardından çok kaba hatlarla çizilmiş ama son derece tanıdık gelen ve biriyle olmazsa diğeriyle özdeşleşebileceğiniz karakterler yaratmayı tasarladı. Bu da eski bir korku film geleneğiydi: Tek özellikleriyle ön plana çıkan sığ görünen ama “kafa” karakterler. Williamson’ın keşfettiği bir başka harika fikir ise katil konusundaydı. Bir “Katil Kim?” filmi olacaktı ama sonunda iki katil olduğu ortaya çıkacaktı! Sonuç olarak Williamson çok basit fikirlerle ön plana çıkan bir senaryoyu çok farklı hinliklerle süsledi. Yönetmen koltuğuna da Wes Craven oturunca ortaya bir klasik çıktı.

Scream (1), baştan sona her sahnesi özenle çekildiği belli olan, korku filmi antolojilerine rahatlıkla girebilecek sahnelerle dolu mükemmel bir korku filmiydi. İlk intro sahnesi her halde Hitchcock’un Sapık’taki banyo sahnesinden sonra görülmüş en dehşet verici sahnelerden biridir. Katilin faaliyetlerine devam ettiği her sahne ise değişikliği ve yaratıcılığıyla korku filmi müptelaları için bir şölene dönüşüyordu. Her sanat dalında –heavy metal’de bile- etkisini gösteren postmodern akım ilk kez korku sinemasına bulaşıyordu. Kendisinden önce gelen korku filmlerine atıfta bulunarak saygısını gösteriyor ama aynı zamanda genre sinemasına yepyeni bir film katmanın haklı endişesini taşıyan özgünlüğüyle zoru başarıyordu.

Scream, büyük bir gişe başarısına rağmen seyirci tarafından tam olarak anlaşılamadı. Aslında buna pek bir imkan da bırakmıyordu. Korku sineması bence çok ayrıcalıklı bir tür. Eğer bir korku sineması tutkunu değilseniz, veya kendinizi hiçbir zaman bir korku filmi sever biri olarak tanımlamadıysanız, korku filmlerini anlamanız zor. Zaten, ülkemizdeki seyirciler bir korku filmine ya korkmak için gidiyor ya da korkmadığını göstererek yanındaki kız arkadaşına hava atmak için gidiyor. Ben hiçbir korku filmine korkmak için gitmedim. Eğer korkmak istiyorsam Lunapark’a gider, Kamikaze’ye binerim. Korku filminin tanımlaması bana göre; merkezinde korku teması olan eğlencelik filmlerdir. Eğlencelik derken sakın korku sinemasını küçümsediğimi sanmayın. Bana kalırsa bir korku filminden korkmanın formülü şudur: gecenin bir yarısı evde yalnızken videoya bir Exorcist veya Katil Oyuncaklar koyun. O zaman da korkmuyorsanız, siz tam anlamıyla odunlaşmışsınız demektir!

Biraz da Scream’in görünmeyen alt metnini deşelim. Ünlü her korku filmi karakterinin kendisiyle özdeşleşmiş bir silahı vardır. Mesela, Michael Myers’ın (Halloween) siyah saplı uzun bıçağı, Freddie Krueger’ın (Elm Sokağında Kabus) bıçak eldivenleri, Jason’ın (13.Cuma) baltası, Leatherface’in(Teksas Katliamı) elektrikli testeresi, Şeker Adam’ın kancası… İşte size esaslı bir korku filmi sorusu: Scream’in hayalet suratı’nın silahı nedir? Biraz düşünün isterseniz. Ve size sürpriz bir yanıt: Cep Telefonu! Scream’in ilk sahnesinden itibaren katil(ler) cep telefonunu hem bir tuzak gibi kurbanı çekmek için kullanır hem de kurbanlarını korkutmak için kullanırlar. Onların işini kolaylaştıran ve çok daha eğlenceli bir hale sokan silah, cep telefonudur. Scream 1’de Sidney erkek arkadaşıyla sarılırken erkek arkadaşının cebinden cep telefonu düşer ve Sidney geriye doğru sıçrar. Cep telefonuna bir bıçakmış gibi korkuyla bakar. Tabii ki bunun altında bir hinlik veya alegorik bir tutum yatıyor. Cep telefonları reklamlar sayesinde prestijin, iş hayatının, statünün, haberleşmenin, hatta aşkın vazgeçilmez bir parçası olarak gösteriliyor. Ancak ben çoğu arkadaşımın “Aman inşallah babam beni aramaz” ya da “Umarım işten aramazlar…” derken korkuyla cep telefonuna baktıklarını gördüm. Cep telefonu yazık ki, aşırı ve yersiz kullanımıyla bir yandan karikatürümsü manzaralara yol açarken diğer yandan özgürlüğün, sessizliğin, kişisel beyin gezintilerinin, romantizmin ölümüne yardım eden bir araç konumuna gelebiliyor. Graham Bell’in, mezarında taklalar attığını görebiliyorum.

Hitchcock bir söyleşisinde şöyle der: “Genellikle bu tür filmlerden kaçınırım. (“kim yaptı” tarzı filmlerden söz ediyor). Çünkü bir kural olarak, tüm ilgi, filmin sonunda yoğunlaşıyor. Kim yaptı’ya dayanan filmler, parçaları birleştiren puzzle’lara ya da bilmecelere benzedikleri için, bu tür yapımları onaylamıyorum. Duygu yok. Hep cinayeti kimin işlediğini bulmak için bekliyorsunuz.” Wes Craven’ın Scream’lerde bir yönetmen olarak en iyi başardığı iş de budur; “katil kim?” merakının gerilimi yok etmesine izin vermez.

Tamam, Scream 1’e laf olmadığı çok açık, peki ya ardından gelen Scream 2? Yine kurnaz diyaloglar, yaratıcı cinayet sahneleri, huzursuz gerilim yaratmayı bilen kovalamacalar… Scream 2’de bunların hepsi var. Yine iki katilimiz var ve bunların arasındaki münakaşa sonucu Sidney kurtuluyor. Bunlar da bir tiyatro sahnesinde gerçekleşiyor. Her şeyin bir oyun olduğuna dair esaslı bir gönderme var. Orta yaşlarında olan bir kadının katillerden biri olması Scream 2’ye gölge düşürüyor, diyecekken orda da kurnaz bir şekilde 13.Cuma’daki katile (Jason’ın annesi) gönderme olduğunu çıkartıyorum. Sonuç olarak Scream 2 çok iyi bir devam filmiydi ama ilk filmin başarısına ulaşması imkansızdı.

Gelelim, Scream 3’e. Film çekilmeden önce Miramax film şirketi Kevin Williamson’a senaryo için bir takvim hazırlıyor ve Williamson bu kadar kısa bir sürede senaryo yazamayacağını söylüyor. Bunun üzerine şirket görevi Ehrer Krueger’a (Freddy Krueger’la akraba değil, maalesef) devrediyor. Ne yazık ki, Ehrer Krueger, Kevin Williamson’ın ilk iki filmden bıraktığı zengin mirası kullanmak dışında hiçbir şey yapmıyor. Filmdeki yeni karakterlerin hepsi hem beceriksizce çizilmiş hem de olaylar içindeki yerleri iyi oturmamış. Yeni oyuncuların hepsi de birbirinden beter. Jenny McCarthy ile bir güzellik yapalım demişler ama Jenny McCarthy, Playboy için çekilen filmini hem oyunculuk hem de güzellik konusunda arattırıyor! Nitekim Courtney Cox da Scream 1’deki halinden çok uzak. Güzellik önemli mi, diyeceksiniz ama teen slasher türü için güzel kızlar, kan kadar gerekli bir şey! Filmde kendilerini oynayan insanlarla, gerçek insanların arasındaki ilişki gibi çok güzel işlenebilecek bir durum söz konusu ama senaryo bunun altından da kalkamıyor. Ve filmin bence en büyük eksisi: tek bir yaratıcı korku sahnesi yok. Tüm kurbanlar çok klişe bir şekilde bıçaklanıyor. Sakın yazarımız (ben yani) da sapıttı demeyin; katilin farklı yöntemler uygulaması, seyirciye farklı gerilimler sunmasını sağlar.

Ancak bazı yönlerden filmin hakkını vermek gerekiyor. Özellikle Sidney’le katil arasındaki film setindeki kovalamaca çok zevkli bir sahne. Sidney bir anda kendini kendi evinde gibi hissediyor ve kovalamaca sırasında bu yüzden neredeyse bir kattan bir kata düşüyor. (Bu sahnede ilk filmle tıpatıp olan bir yer var.) Bu sahneler ikinci filmden kalma, film içinde film hissiyatının bir devamı. Bir de Sidney’in geri gelme hadisesi var; inzivaya kapanmış Sidney, herkesten ve her beladan uzakken olayların olduğu film setine geliyor. “Yaşayamadığımı hissediyordum” diyor. Korkunun eğlencesine ve korkmanın yaşam dolu güçlü bir duygu olduğuna dair güzel bir replik. Ve tabii ki, Kevin Williamson’ın yarattığı en iyi tiplerden biri olan Randy karakterinin dönüşünden bahsetmem gerekiyor. Korku filmi manyağı Randy maalesef Scream 2’de ölmüştü. Scream 3’de bir sahnede onun daha önceden çektiği bir video kaset ile karşılaşıyoruz. Bu sahne de oldukça eğlenceli. Ama ya hayalet surat’ın sakarlıkları nerede? O komik düşüşleri? Wes baba Elli Cesur Kemancı’yla uğraşırken bunaklamış olmalı.

Bazı zeki takılanlar derler ya; “Ben katili tahmin etmiştim”. Ben filmden önce içimden katilin film ekibinden biri olması gerektiğini söylemiştim. Böylece sanatçının yaratıcı motivasyonunda olduğuna ve her şeyi kontrol etme isteği içinde bulunduğuna ilişkin felsefi ve edebi bir gönderme yapılabilir ve Scream üçlemesi çıkış noktasına, postmodern yapısına ve film içinde film olgusuna güç katarak kapanabilirdi. Ve daha film başlamadan katilin senarist olması gerektiğini düşündüm. Çünkü Scream’i yaratan bir senaristti. Ancak senarist rolü yoktu! (Williamson olsa, eminim koyardı). Geriye kaldı yönetmen. O da hiç görünmeyen bir aktör olunca ben bu düşüncemden vazgeçtim. Filmin sonlarına doğru, tam katilin maskesini çıkarmaya denk gelen bir zamanda sinemada hemen arkamda oturan ve sürekli konuşan iki sevgiliyle sinir bozan bir kavgaya bulaşmak zorunda kaldım ve filmin en kritik repliklerini kaçırdım. Bu yüzden filmin en önemli kısımlarını deşemiyorum. Ve Scream 3 konusundaki çok net fikrimi ortaya koyamıyorum.

Bir sonuca bağlamamız gerekirse Scream üçlemesi korku sinemasının hem yeniden canlanmasına neden oldu hem de janra hatırı sayılır yeni numaralar kazandırmayı başardı. Son olarak; Scream fanları için bazı güzel quote’ları çevirdim, iyi okumalar. Bu arada hayalet surat’a buradan duyuru: Arkamda oturan iki sevgiliyi sana havale ediyorum. Tepe tepe kullan!

ÇIĞLIK ALINTILARI

Casey: Neden adımı bilmek istiyorsun?

Katil: Çünkü kime baktığımı bilmek istiyorum.

Casey: Ne istiyorsun?

Katil: İç organlarının nasıl olduğunu görmek.

Billy: Hayır Sid, filmleri suçlama, filmler sapıkları yaratmaz, onları daha da yaratıcı da yapmaz!

Tatum: Oh, Hayalet Surat, lütfen beni öldürme, devam filminde oynamak istiyorum.

Sidney: Peki, kimsin sen?

Katil: Soru, KİM olduğum değil, soru NEREDE olduğum!

Randy: Bu mu en iyi halin? Amaçlarını neden daha yukarılara koymuyorsun? En iyi, en büyük adamlar gibi mi olmak istiyorsun… Mason, Bundy, O.J.?

Dewey: Sence o mu yaptı?

Şerif: 20 sene önce olsaydı, hiç şans bile vermezdin ama günümüzde bu çocuklar, lanet olsun, bilmiyorum.

Sidney: Fuck You!

Billy: Hayır, hayır, hayır, hayır. O oyunu zaten oynadık, hatırlamıyor musun? Sen kaybettin.

Sidney: Bir Meg Ryan filmi olmak isterdim. Ya da iyi bir porno.

Stu: Gerçekten polisleri aradın mı?

Sidney: Evet, aradım.

Stu: (ağlamaklı bir sesle) Annem ve babam bana çok kızacak!

Randy: Bakir olduğuma bu kadar sevineceğimi hiç düşünmezdim!

Sidney: Ama bu hayat. Bir film değil.

Billy: Tabii ki, bu bir film, Sid. Hepsi bir film. Hepsi kocaman tek bir film. Sadece sen kendi türünü seçemiyorsun.

Randy’in Korku Film Kanunları:

1- Sex yapamazsın. Sex ölüme eşittir.

2- İçki içemezsin ve uyuşturucu kullanamazsın. Bu günahtır.

3- Hiçbir şartta, koşulda, ne olursa olsun “Geri döneceğim” deme, çünkü dönmezsin!

Randy: Dikkatli olun, bu an ölü sanılan katilin geri geldiği ve son bir kez korkutmaya çalıştığı an.

Sydney: Benim filmimde değil. (ateş eder)

DOĞU YÜCEL www.duslervekabuslar.com

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (2 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.