Gerçeklerin sizi çıkaracağı yolculuğa hazırlık yapamazsınız. 8 MM (1999)

Hausu

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

01 Eylül 2010

4 Adet Yorum

4

House
Yönetmen: Nobuhiko Obayashi
Senaryo: Chigumi Obayashi, Chiho Katsura
Imdb Puanı:7.5/10
Yapım: 1977, Japonya, 88 dakika
Oyuncular:
Kimiko Ikegami, Kumiko Ohba, Ai Matsubara, Miki Jinbo, Masayo Miyako, Mieko Satoh, Eriko Tanaka

Filmi tarif etmek biraz zor. Şöyle başlıyayım. Japon çizgi filmlerini bilirsiniz. Hani şirin mi şirin kızlardan oluşan bir topluluk vardır; hepsinin kendine özgü karakterleri ve becerileri vardır (en güzel örnek Ay Savaşçısı ve Gezegen savaşçıları olabilir sanırım). Bir de bu çizgi filmlerin yapmacık duygusallığı ve hiç de komik olmayan bir espri anlayışı vardır ya… İşte bu tekniğin kanlı canlı oyuncularla çekilmiş bir versiyonu karşımızdaki…

Film bir kült… Tam bir deli saçması ve harika… Yönetmen filmini uyarıcı maddelerin etkisi altında çekmiş sanırım. Zaten öykünün çıkış noktası yönetmenin küçük kızından çıkan bir fikre dayanıyor. Bu dahiyane konu tamamen iki boyutlu karton karakterlerden oluşan 7 liseli kızın başından geçiyor: Güzel ve süslü, heryerde makyajını tazeleyen kokoş Oshare (Gorgeous), onun en iyi arkadaşı hayal gücü yüksek Fanta (Fantasy), kitap kurdu ve çok bilgili olduğu için olayları bilimsel bir zemine oturtmaya çalışan Gari (Prof), “Erkek Fatma” Kunfû (Kung-fu), geyşa gibi ev işlerini severek yapan çocuksu Sûitto (Sweet), devamlı müzik çalan Merodî (Melody) ve yemekten başka bir şey düşünmeyen obur Matsuku (Mac).

Hiçbir dertleri yokmuş gibi yaz tatilinde nereye gidecekleri konusunda bunalıma giren kızlardan Oshare, İtalya’dan yeni dönen film müziği bestecisi babasıyla tatile çıkmayı planlamaktadır (annesi yıllar önce ölmüştür). Fakat hain baba İtalya’dan yalnız gelmemiş, Oshare’ye yeni bir cici anne de getirmiştir. Diğer kızlar ise öğretmenleri (ve Fanta’nın platonik aşkı) Bay Togo ile yaz kampına gitmeyi planlasalar da bazı aksaklıklar yüzünden o da suya yatar. Kaderine küsüp babasıyla nişanlısını başbşa bırakmaya karar veren Oshare, kırsal kesimde büyük bir köşkte yalnız yaşayan teyzesine mektup yazar ve arkadaşlarıyla beraber yaz tatilini yanında geçirmek istediğini belirtir. Olumlu cevap alınca kızları ve Bay Togo’yu davet eder. Heyecanla hazırlanan kızlar trene binerler fakat Bay Togo, kıçı kovaya sıkıştığı için (doğru söylüyorum) treni kaçırır.

Uğursuz görünümlü köşkte yaşlı teyze tarafından güleryüzle karşılanan kızların başına daha girer girmez garip olaylar gelmeye başlar. Kızlara saldıran avize kristalleri neyse ki Kunfû’nun çevik tekmeleriyle savuşturulur. Her ne kadar Fanta, evde bazı gariplikler olduğunu ve tekerlekli sandalyedeki teyzenin (ve beyaz kedisi Blanche’ın) birşeyler gizlediğini söylese de arkadaşları ona inanmaz. Ta ki kızlar tek tek ortadan kaybolana kadar…

Film iki bölüm halinde incelenebilir. Köşke gelene kadar geçen ilk bölüm konu olarak basit bir gençlik komedisi özelliği taşıyor (yönetmenin şaşırtıcı anlatım tekniği denemelerini saymazsak). Kızların kır evine adım atmalarından itibaren başlayan ikinci bölümde ise aklınıza gelmeyecek envai çeşit gariplikler zuhur buluyor. Kıç ısıran kafa, piyano tuşları üzerinde gezinirken miyav miyav diye fon müziğine eşlik eden kedi, dev dudak, kan kusan kedi resmi, yatak saldırıları, insan yiyen piyano, kan gölü üzerinde salla kurtulmaya çalışan kızlar mı dersiniz, uçan tekme atarken çekmeceye giren bacak mı?!

Reklam yönetmenliğinden geldiğini belli eden Nobuhiko Obayashi’nin daha ilk filmiyle kült bir karaktere bürünmesi çok doğal çünkü filmde yok yok. Çok değişik ve absürd bir anlatım tarzı tutturan filmde sahne aniden “Yellow Submarine”i andıran psikodelik bir animasyona, madde kullanımı referansları olan “Hair” benzeri bir müzikale veya özellikle geçmişten bahsederken siyah-beyaz bir sessiz filme dönüşebiliyor. Mizansen yaratmak için kullanılan dekorlar veya fondaki resimleri sahte olduklarını belli ediyor. Yetmezmiş gibi yabancılaşma hissini artırmak isteyen yönetmen kamerayı geri çekerek, geniş açıyla aldığı kadranda gerçek manzara içerisinde dekor için kullanılmış olan manzara kartonunun yapaylığını bizzat gösteriyor.

Her zamanki gibi küçük kız rolünde erişkin aktristler var ve rol kaabiliyetleri sıfıra yakın. Zaten bu tür bir filmde iyi bir oyunculuk beklemek, otobüs durağında uçak beklemek kadar abes olacaktır. Müzik kutusundan ve kendiliğinden çalan piyanodan yayılan tema üzerine kurulan müzik gayet iyi. Filmden beklenmeyecek sınırlı bir çıplaklık var ama cinsellik amaçlanmadığından rahatsız edici olabiliyor. Efektler karelere eklenmiş animasyon ve daha da çok “blue box” tekniğiyle kotarılmış. Fakat sırrını o kadar belli ediyor ki bu sahtelik insanı gerçekten güldürüyor. Etkileyici bir etki bırakmak için yine anime tekniği kullanılmış Yani kare aniden donuyor ve görüntü obje üzerinde yavaşça ilerliyor. Ya da kızların güzelliğini belli etmek için aniden beliren bir rüzgar saçlarını ağır çekimde dalgalandırıyor. Görsel efektler dışında ses efektleri de ayrı bir konu. Kızlar kendi etraflarında “vıııııjt” diye dönerek kıyafetlerini değiştiriyorlar. Diğer efektler “boing boing” diye gidiyor işte. Velhasıl tadına doyulmaz bir zevk!

Hani gece uyurken bazen kıçınız açıkta kalır da sabaha kadar (hayrolsun) garip garip rüyalar görürsünüz ya. Bu rüyalar kabus değildir ama rahatsız edicidir. İşte “Hausu” size buna benzer bir tecrübe yaşatacak…

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Etiketler: , , ,

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (4 Yorum)

YORUM YAZ