Ölüm kasabanıza geldi Şerif! Sam Loomis - Halloween (1978)

Halloween III: Season of the Witch

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

29 Ekim 2010

4 Adet Yorum

4

Yönetmen: Tommy Lee Wallace
Senaryo: Tommy Lee Wallace
Imdb Puanı:3.8/10
Yapım: 1982, ABD, 98 dakika
Oyuncular:
Tom Atkins, Stacey Nelkin, Dan O’Herlihy

“Sekiz gün kaldı Halloween’e
Halloween, Halloween.
Yedi gün kaldı Halloween’e
Silver Shamrock.”

23 Ekim Cumartesi, Güney Kalifornia. Harry Grimbridge, karanlık bir otobanda kimliği belirsiz kişilerden kaçmaktadır. Son anda bir benzin istasyonuna sığınır. Hezeyan içindedir ve sayıklamaktadır. Kaldırıldığı hastanede kendisiyle ilgilenen Dr. Daniel Challis, zavallı adamın balkabağı şeklinde bir maskeyi elinde sıkı sıkı tuttuğunu görür. Maske o sırada çok popüler bir üründür; çocuklar için Cadılar Bayramı maskeleri imal eden ünlü bir firmanın, “Silver Shamrock Novelties” markasını taşımaktadır (diğer ürünleri kurukafa ve cadı maskesidir). Herkesin öldürüleceği hakkında birkaç laf geveleyen Harry, dinlenmesi için servise, hasta yatağına alınır. Fakat gizemli bir adam hastaneye gelir ve soğukkanlılıkla Harry’i öldürür. Hiçbir şey olmamış gibi hastaneden çıkıp arabasına binen gizemli adam, Dr. Dan’in gözleri önünde üzerine benzin dökerek kendini yakar.

Halloween III: Season of the Witch”, Halloween serisi içinde en ayrıksı bölüm. Çünkü serideki olay örgüsünün tamamen dışında bir hikayesi var. Ve en önemlisi bu filmde Michael Myers yok! Zaten filmin yerden yere vurulmasının en büyük sebebi bu. Serinin ilk iki filmi neticesinde ölen Michael Myers’ın öyküsü bir daha açılmamak üzere kapatılmış ve yönetmen Tommy Lee Wallace seriyi “Tales from the Crypt” ya da “Howling” tarzında, her bölümde farklı bir hikayenin anlatıldığı bir seri haline getirmeye çalışmış anlaşılan. Fakat seyirciler bu fikirden hoşlanmamış olacak ki film gişede tam anlamıyla batmış. Bunun üzerine yapımcılar Michael Myers’ı hortlatarak sanki bu film hiç çekilmemiş gibi davranmayı tercih etmişler.

Tek derdi anlaşılamamak olan ve sırf Halloween serisine dahil olduğu (olamadığı) için önyargıyla dışlanan bu filmi incelemeden önce yazımın bir film önerisi değil film incelemesi olduğunu belirtmek istiyorum. Yani okumadan önce filmi izlerseniz, vereceğim ipuçları sorun yaratmayacaktır.

Karakterler: Yönetmenin yarattığı karakterler iki boyutlu ve konu içinde bir araç olmaktan öteye geçemiyorlar. Mesela Dr. Daniel Challis karısından boşanmış orta yaşlı bir adam. İki çocuğu eski eşinin yanında kalıyor. Bir gece acile gelen Harry Grimbridge adındaki yabancının gizemli cinayeti sonrası, maktülün genç ve güzel kızıyla beraber olayın iç yüzünü aydınlatmak üzere yola koyuluyor. Ellie Grimbridge, Harry’nin genç ve güzel kızı. Babasının ölümünden sonra bir iki damla gözyaşı döküyor ve hemen ertesi gün hiç tanımadığı Dr. Daniel ile birlikte, babasının ziyaretten döndüğü oyuncak fabrikasının bulunduğu Santa Mira adlı kasabaya yolculuğa çıkıyor. Kızın şoku kolayca üzerinden atması bir tarafa, daha babasının cenazesi kalkmadan gözüpek bir gazeteci edasına bürünmesinin, o da yetmez babası yaşındaki bir adama şıpadanak aşık olmasının psikolojik kökenini anlayan biri varsa beri gelsin! Bu klişe karakterlerin neticesinde akılda birkaç soru beliriyor:

1– Neden bu tür filmlerde erkek karakterin sorunlu bir özel hayatı olmak zorundadır? Neden evli bir erkek, genç bir kızla beraber, işe cinselliği karıştırmadan bir maceraya atılamamaktadır?

2– Çocuklarını yeterince ziyaret edemeyen, çok yoğun çalışan bir doktor nasıl kimseye haber vermeden başka bir kasabaya yola çıkma misyonunu edinir? Üstelik ona ne? Başhekim “Bu doktor nerde yav?” demez mi? Bir doktor bu kadar mı serbesttir?

3– Neden erkek karakter kahramandır da onun çocuklarına bakma sorumluluğunu üstlenen eski eşler dırdırcıdır?

4– Boşandığına, üstelik çocuklarına zaman ayıramadığına ve hastanesindeki işlerini aksatma pahasına aklına esen ilk işe atıldığına göre tamamen sevimsiz bir adam olan (üstelik yaşlı) Daniel’a, genç ve güzel bir afet olan Ellie neden aşık olur? Bu kadar harika bir adamsa neden karısı hala onunla beraber olmayı değil de boşanmayı seçmiştir? Kız, adamda bizim (ve eski eşinin) göremediği ne görmüştür? Kızın “Baba figürü problemi” mi vardır? Zor şartlar altında birbirlerine destek olan kişiler cinsel olarak yakınlaşırlar desek yine olmaz. Çünkü Ellie gördüğümüz kadarıyla babasının ölümüne pek üzülmedi ve bir gündür tanıdığı ilk adamın altına yatıverdi!

Klişeler yumağının altında ezilerek normal hayatta pek de olumlu karşılamayacağımız davranışlar sergileyen bu iki “kahraman”ın karşısına da tabii ki abartılmış bir kötülük timsali çıkarılmalıydı: Conal Cochran.

Cochran her filmde rastlanabilecek kötü adamlardan birisi. Tam bir klişe. Nedeni belli olmayan kötülüğünü yansıtırken, her psikopat gibi, o da hafifçe alkollüymüş veya dikkat eksikliği hastalığından muzdaripmiş gibi davranıyor. Şiddetinin bir nedeni olmak zorunda değil tabii ki. Ama bir adam yıllarca bir planı uygulamak için en akla gelmeyecek yöntemleri kullanıyorsa, teknolojide çağ atlayıp androidlerden oluşan bir ordu yaratıyorsa ve en önemlisi tonlarca ağırlıkta bir taşı çalabiliyorsa bütün bunların bir amacının olması gerekiyor sanki.

Santa Mira: Bu yapay kasabaya ayrıca yer ayırmamın sebebi, filmin atmosferine en büyük katkıyı sağlamasından kaynaklanıyor. Silver Shamrock fabrikasının çevresine kurulmuş, birkaç tek katlı binadan oluşan Santa Mira’nın asıl geçim kaynağı Cochran’a bağımlı. Bu nedenle kasaba sakinleri, Cochran’ın tiranlığında yaşayan koyun sürüsü gibiler. Kasabaya gelen yabancılara, camların ardından “akvaryumdaki balıklar gibi” bakıyorlar. Akşam saat sekizde fabrikadan yapılan bir uyarıyla, tüm kasaba sakinlerinin evlerine girip sokağı tamamen boşaltmaları emrediliyor. Herhangi bir terslik olursa, fabrikadan gelen takım elbiseli, güneş gözlüklü ve siyah eldivenli ifadesiz memurlar problemi çözüyor. Hafif bir “Big Brother” sıkıntısı hissedilen kasabanın bu dışa kapalı yapısı bana Lovecraft’ın uğursuz kasabalarını hatırlatmadı değil.

Yapım: Film, kesinlikle “Michael Myers’lı Halloween” filmi değil. O yüzden slasher da değil. Daha çok “Alacakaranlık Kuşağı”nın bir bölümüne benzeyen bir tür gizem filmi. Yönetmenin “Twilight Zone”un bazı bölümlerini de yönetmiş olması şaşırtıcı değil. Tommy Lee Wallace aslında John Carpenter’ın yakın arkadaşı. Yola beraber çıkmışlar ve Wallace, Carpenter’ın birçok filminde editör ve yapım tasarımcısı olarak çalışmış. Aslında Halloween II’yi Wallace yönetecekmiş ama Carpenter fikir değiştirmiş. Keza Halloween III’ü Joe Dante yönetecekmiş ama Tommy Lee Wallace’a teslim edilmiş. İkinci filmde Myers mevzusunu kapatan Carpenter, seriyi tamamen farklı öykülerle devam ettirmek istemiş. Ortak tema Cadılar Bayramı olacakmış. Fakat üçüncü filmin gişe hasılatının çok düşük olması nedeniyle yapımcılar Carpenter’ı dinlemeyerek Myers’ı tekrar canlandırmışlar.

Film baştan sona kompütörize bir havada devam ediyor. O sıralarda kişisel bilgisayarlar yani PC’ler yeni çıktığı için bu yenilikten sonuna kadar yararlanılmış (aynı ilk lazer keşfedildiğinde tüm videokliplerde ve filmlerde lazer kullanılması gibi). Jenerik, bir bilgisayar ekranında oluşturulan düşük çözünürlüklü bir balkabağıyla başlıyor mesela. Film müzikleri de bir atari oyunundan alınmış gibi dijital tınlıyor (muhtemelen bir keyboardla yapılmış). Mikroçipler ve bu çiplerden çıkan mavi ışınlar da var.

Atmosfer: Twilight Zone temasını çağrıştırır şekilde belirgin bir yapaylık hakim filme. Birkaç yüz güldürücü gore sahne mevcut ve buradaki efektler plastik kokuyor. Santa Mira ve ortalıkta Ajan Smith’ler gibi dolaşan androidler atmosfere birazcık gizem katıyor. Fakat bence filmin en sinir bozucu unsuru Silver Shamrock reklamları. Kafasını sallayan bir çocuğun yüzünde beliren üç maske görüntüsüne eşlik eden sinir bozucu “London Bridge” ezgisi üzerine yazılmış sözler (yazımın başında yazmıştım) başta o kadar olmasa da film ilerledikçe insanın kulağına yapışıyor. Her geçen gün, sözlerindeki gün sayısı eksilen bir geri sayıma benzeyen bu hastalıklı cıngıl intihar sebebi olabilir bence.

Konu: Manyak bir oyuncakçı, Halloween akşamı çocukları öldürecek lanetli maskeler üretiyor. Bunu yaparken teknolojiye ve kara büyüye başvuruyor.

Bir senaryo yazarken tahmin edeceğiniz gibi ilk önce fikirler gelir. Daha sonra bu fikirleri neden/sonuç ilişkisi doğrultusunda birbiriyle bağlamak gerekir ki mantıklı bir konu geçsin elinize. Filmimizde işte bu bağlayıcı unsurlar biraz dandik olduğu için haliyle konuda da bazı gedikler var. Şimdi diyelim ki Tommy Lee Wallace’ın elinde Halloween’in kökenine inme gibi bir fikir var, ayrıca bunu korku filmine yaraşır bir şekilde aktarması lazım. Bunun için gayet klişe bir şekilde “psikopat bilim adamı” şubesinden bir numune koyuyor önümüze. Motivasyonu belli değil ama bir şekilde çocukları kurban etmek istiyor. Diğer taraftan Kelt folklöründeki pagan bayramı olan Halloween geleneği var. Bu yüzden kötü adamımız İrlanda kanı taşıyor (İrlandalılar’ın Kelt olduğunu hatırlatayım. Anglo-Saksonlar Kelt değil Germen soyundan. Yani adam İngiliz olamazdı). Firma markasının İrlanda’nın ulusal sembolü olan yoncadan oluşması da bunu destekliyor. Cochran’ın, Amerika’nın her yerindeki çocukları lanetleyip öldürecek bir obje yapması lazım. Bunun için de, devamlı yayınlanan reklam cıngılı ile aktive edilebilen bir çip taşıyan maskeler üretiyor. Şimdi işler buraya kadar yolunda gitti ama bundan sonrasını nasıl bağlayacak? İşte bu noktada yönetmen senaristimiz Ed Wood filmlerine yakışacak kadar mantıksız bir yol buluyor. Efendim, eski bir Kelt tapınağı olduğu düşünülen Stonehenge’den dev bir obelisk çalan Cochran, bu taştan elde ettiği küçük parçaları çipe ekleyerek lanetli hale getiriyor! Tabii ki çok saçma olan bu yöntem nasıl bir kimyasal tepkimeye sebep oluyor tam olarak açıklanmasa da, insanların içinden böcek ve yılan çıkartan bir etkiye sahip (film esnasında Cochran tüm bu olayları örneklerle destekleyerek tek tek açıklıyor ki hem biraz sonra öldüreceği kahramanlar zaman kazansın, hem de geri zekalı izleyiciler “ burada n’oluyor yav?” diyerek çevreyi rahatsız etmesin).

Yönetmen kötülük aracının, birkaç sıyrıkla üstesinden geldi diyelim. Peki tam bir korku filmine ulaşmamız için bu gizemin bir çatlakla farkedilir hale gelmesi gerekiyor değil mi? Bunun için de, işin aslını öğrenip kötülüğün elinden kaçan bir adam (Harry Grimbridge) kullanılıyor. Peki bu adam, arabasını Santa Mira’da bıraktığına göre onca yolu koşmuş mudur?

Kötülüğü muştulayan sızıntıyı da hallettiğini zanneden yönetmen dünyayı kurtarmak için iki kötülük savaşçısını olaya dahil etmekte zorlanmıyor. Genelde bu yöntem seçilir. Bu kahramanların, karakterler bölümünde bahsettiğim defektlerini bir tarafa bırakalım. Garip bir kasabada, değişik bir yönetim şekli varken, buradan gelen soğukkanlı adamlar herkesin gözü önünde, hastanede birini öldürürken, sonra kendini yakarken, ölünün kızı ve doktoru ortadan kaybolurken orada olması gereken polisler nerededir? Hay aksi, sanırım burada senaryo aksadı.

Tüm bu anlattıklarım, ucuz ve üzerinde düşünülmemiş her korku filminde rastlayabileceğimiz ve hoşgörüyle gözardı edebileceğimiz özellikler. Fakat bir de filmin alt metni var ki o kadar hafife alınacak gibi değil. Öyküde, korkunun kaynağı olarak büyük bir endüstriyel şirketin verilmesi, bu şirketin diktatörü andıran yöneticisinin hedef kitlesi olarak çocukları seçmesi çok manidar. Silver Shamrock’un yerine kolaylıkla başka bir büyük şirket (silah, tütün, fast food, popüler kültür, reklamcılık, çocukların cebindeki paraya göz diken çizgi filmler) konabilir. O zaman işin ciddiyeti daha da aşikar olacaktır. Biraz dikkatli bir bakışla boyut değiştiren bu muhalif film yerine, edepsiz gençlerin tek tek öldürüldüğü muhafazakar bir slasher’ı isteyen azgın seyircilere hak vermek artık mümkün değil. Yanlış zaman, yanlış mekan; filmin şanssızlığı bu işte…

Kıssadan hisse:

1– Film eleştirildiği kadar kötü değildir.
2– “Halloween III” olarak değil de başka isimde bir filmmiş gibi izlenmelidir.
3– Bu ve benzeri filmleri benim yaptığım gibi analiz etmek yararsız ve sonuçsuz bir çabadır.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (4 Yorum)

YORUM YAZ