Eskiden iyilikle aldığımı, sonsuza dek intikam ile alacağım! Tooth Fairy - Darkness Falls (2003)

Gotik Korku

Korku Sözlüğü

YasinKarakaya

12 Aralık 2008

4 Adet Yorum

4

Horace Walpole’un 1765 tarihli “The Castle of Otranto” adlı romanı, genellikle Gotik kurmacanın ilk örneği kabul edilir. İlginç bir şekilde, Horace Walpole sadece Gotik edebiyatın öncüsü olarak değil, 18. yüzyılın sonlarından itibaren Ortaçağ Avrupası’nın Gotik mimari üslubuna ilginin giderek artmasının – Gotik canlanmanın – da başlıca sorumsu olarak anılır. Yani bir bakıma Horace Walpole’un bir Londra banliyösünde yaptırdığı Gotik mimari eseri malikanesi Strawbery Hill ile romanı “The Castle of Otranto”, birbirlerinin destekçisi ve tamamlayıcısı olarak görülebilirler. Roman bugün öncü statüsü dışında öyle çok büyük bir ilgi görmese de, Walpole’un Gotik mimariyi sadece fiziksel bir olgu, bir biçim olarak değil de bir “ruh hali” olarak görmesi, “Gotik edebiyat” denen mefhumu mümkün kılmıştır.

Gotik edebiyat daha sonra elbette Mary Shelley’nin “Frankenstein”ı, Bram Stoker’ın “Dracula”sı ve Edgar Allan Poe’nun kısa öyküsü “The Fail of the House of Usher’’ı gibi başyapıtlar verdi. Öte yandan, bugün Gotik edebiyat dendiğinde akla gelen biçimi ve başlıca öğeleri oturtan yazar genellikle Ann Radcliffe olarak kabul edilir -18. yüzyılın sonunda ve 19. yüzyılın başlarında Radcliffe’in romanları çok okunuyordu ve türün popülerliğine muazzam etkisi oldu. Bu türde şatolar, büyük malikaneler, labirentler, zindanlar, yeraltı mezarlıkları gibi mimari unsurlar; geceyle, karanlıkla, gölgeyle, mekanda yaşayan tarihle, ruhlarla, meş’um alametlerle ve ıstırap çeken karakterlerle yoğruluyordu. Bir bakıma romantizmin tuhaf bir ürünüydü Gotik edebiyat… İç dünyanın derinliklerindeki korkuları, kuşkuları, “mekan”da bedenlendiriyordu – belki bu yüzden, Gotik edebiyatta mekanlar hep canlı gibiydi, geçmiş hep hayattaydı. Bu büyük, karanlık ve gölgeli mekanlar, tıpkı romantizmin iç dünyası faal kahramanları gibi, tarihle, anılarla, hayaletlerle kaynıyordu. Mekanın içiyle insanın iç dünyasının birbirine dolandığı bu tür adeta korku, kuşku ve tedirginliği estetik birer konu haline getiriyordu. Ve bütün bu özellikleriyle şüphesiz günümüzün korku janrının atasıydı.

En çok da bu organik biçim/içerik bağlantısından dolayı, sinemada ilk büyük korku klasiklerinin Gotik türünde olması rastlantı değil. Özellikle Universal Stüdyoları’nın 30’lu yıllarla 50’li yıllar arasında yaptığı (ve her biri hem sinema tarihinin, hem de popüler kültürün önemli kilometre taşları arasında anılabilecek) korku filmlerinin önemli bir bölümü Gotik edebiyattan besleniyordu: “The Phantom of the Opera”, “Frankenstein”, “Dracula”… Gözle görülür bir şekilde Alman Ekspresyonizmi’nin etkilerini taşıyan bu filmler, Gotik korkuyu en önemli sinemasal coğrafyalardan, sinemanın en önemli görsel dokularından biri haline getirmekle kalmadı, korku sinemasının tamamı için de bugün hâlâ yerinde duran bazı temeller attı (bakınız: Universal Korku Filmleri). Universal’ın altın çağından sonra, 50’li yıllardan itibaren, Gotik korku sinemasının bayraktarlığını İngiliz Hammer Film Stüdyoları aldı. Çoğu filminde vampir rolünü Christopher Lee’nin oynadığı Hammer filmleri, Frankenstein ve Poe öyküleri gibi Gotik edebiyatın diğer önemli başyapıtlarına da el attı (bakınız: Hammer Korku Filmleri).

Bugün Gotik korku, Universal ve Hammer’ın attığı temeller ve getirdiği kalıplar doğrultusunda, ama küçük modernleştirme hamleleri de yapılarak devam ediyor, 80’ler de Ken Russell’ın “Gothic” ve “Lair of the White Worm” ile iki önemli örneğini verdiği tür, Gotik edebiyatın önemli unsurlarından olan “lanetli ev”e ve Dracula ve Frankenstein gibi ünlü karakterlerine ilginin kaybolmaması sebebiyle, hâlâ korku türünün en önemli kulvarlarından birini teşkil ediyor. Gotik korkunun son dönemdeki örnekleri arasında, .”The Haunting” ve “The Others” gibi lanetli ev öykülerinin yanısıra, Universal korku filmlerine bir saygı duruşu niteliği tanıyan “Van Helsing”i ve vampirlerle kurtadamların çatışması üzerine kurulu “Underworld’ü sayabiliriz.

10 GOTİK KORKU FİLMİ
The Phantom of the Opera (1925)
The Bride of Frankenstein (1935)
Rebecca (1940)
The Horror of Dracula (1958)
The Haunting (1963)
Black Sunday (1960)
Suspiria (1977)
Seepy Hollow (1999)
The Others (2001)
Van Helsing (2004)

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (4 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.