Yüzeyin altında kimse çığlığınızı duyamaz Below (2002)

Golem

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

19 Mayıs 2009

0 Adet Yorum

0

Der Golem, Wie er in Die Welt kam
Yönetmen: Paul Wegener, Carl Boese
Öykü: Paul Wegener
Yapım: 1920, Almanya Süre: 85 Dakika, Siyah/Beyaz
Müzik: Aljoscha Zimmermann
Oyuncular: Paul Wegener (Golem), Albert Steinrück, Lyda Salmonova, Ernst Deutsch, Lothar Müthel, Hans Stürm

!!Spoiler İçerir!!

Beş epizod olarak sunulan öykü 16. yy Prag’ında, bir Yahudi mahallesinde geçiyor. Yahudi halkının yüreği ve sesi olan Haham Löw, gece yıldızlar ve gezegenlerin hareketlerini izlerken, halkının üzerine büyük bir felaket geleceğini öngörüyor. Telaşla bu haberi yaşlı Haham Jehuda’ya iletiyor ve tüm halk, kendilerini koruması için Yehova’ya yakarıyor. Fakat bu dualar bir işe yaramıyor. Tüm Yahudilerin, İsa’ya yapmış oldukları aşağılamalar ve uyguladıkları kara büyüler nedeniyle topraklarını terketmeleri emrini veren İmparator Luhois’in fermanı ile yıkılıyorlar.

Haham Löw, aynı zamanda büyücülük ve okült bilimlerle de ilgilendiği için; Yahudi halkını zulümden korumak amaçlı bazı gizli bilgilere başvuruyor. Antik bir kitaptan, kadim bir bilgiyi öğrenerek; kilden bir koruyucunun heykelini yapmaya başlıyor. Gizli atölyesinde gece gündüz “Golem” adlı bu koruyucu üzerinde çalışıyor.

İmparatorun emrini iletmek için gelen şövalye Florian, konuk olduğu Löw’ün evinde, görür görmez hahamın kızı Miriam’a aşık oluyor. Kız da bu olaya pek sıcak bakıp cilveleşiyor. Bu arada gelen fermanın söylediklerinden dehşete düşen Löw, şövalyeye yalvarıyor. İmparatora horoskop hazırladığını ve ona seçimlerinde defalarca yol gösterdiğini söyleyerek merhamet dileniyor. Sonucunu da alıyor. İmparator onu, yapılacak olan Gül Festivali’nde büyülü gösteriler yapmak için davet ediyor.

Löw, gizli çalışma odasından çıkarken uşağı Famulus’a yakalanıyor. Zaten yaptığı heykeli taşıyacak kadar kuvvetli olmadığından, sırrını Famulus’a açıyor ve heykeli beraber taşıyorlar. Uygun zaman gelince, Löw tekrar eski kitabına başvuruyor. Onunla beraber biz de Golem ile ilgili bilgileri okuyoruz:

“Golem adı verilen bu figür, ilk defa antik çağlarda Theselyalı bir büyücü tarafından yapılmıştır. Eğer yaşam veren sihirli sözcükler, figürün göğsündeki muskanın (amulet) içine konursa, onu taşıdığı sürece canlı kalacaktır. Bu sembolün adı “Schem”dir.”

Bu sihirli sözcüğü kimin söyleyeceğini merak eden uşağına, Löw eski bir kitabın sayfalarıyla cevap veriyor. Kitabın adı “Necromancie”:

“Astaroth, ceset veya insan yapımı her ne olursa olsun her şeye hayat veren sözcüğün gardiyanıdır. Her kim ki Süleyman’ın anahtarına sahipse ve ulu büyüyü biliyorsa; gezegenlerin uygun dizilimini bekleyen Astaroth’u çağırıp sihirli sözcüğü söylemeye zorlayabilir.”

Gezegenlerin uygun konuma gelmesiyle birlikte Löw, korkak uşağıyla birlikte ritüele başlıyor. Sihirli değneğiyle çizdiği sihirli bir çemberin içine geçerek, sihirli sözcükleri söylüyor. Havada uçuşan ateş topları ve dumanlar arasından Astaroth, korkunç bir kafa olarak beliriyor. Ağzından çıkan dumanlar “Aemaet” kelimesine şekilleniyor. Astaroth kaybolur kaybolmaz, sanki olacakların habercisiymişçesine, şimşekler beliriyor ve çemberin içindeki iki adam bayılana kadar ortalığı cehenneme çeviriyor. Kendine geldikten sonra kelimeyi bir kağıda yazan ve pentagram şeklindeki amuletin içine koyan Löw, uşağı tarafından engellenmeye çalışılsa da Golem’i canlandırıyor.

Löw, bu kilden yaratığı odun kesme, su taşıma veya alışveriş gibi işlerde kullanmaya başlıyor. Kızı bu yaratıktan korkuyor. Halk ise merakla yaklaşıyor.

Nihayet Gül festivali zamanı geliyor ve Löw, yanında Golem ile beraber sarayın yolunu tutuyor. Salona girdiğinde, o ana kadar nezih bir biçimde eğlenen nazik bey ve bayanlar Golem’i görüyor ve yıllardır öldü zannettiği sevgilisini, bir gazino programı esnasında sapasağlam karşısında gören Emel Sayın misali dumura uğrayıp açık ağızlarıyla aval aval bakıyorlar. Burada önemli birşey oluyor; bir kız Golem’e yaklaşıp gül veriyor. Gülü koklayan Golem’in ifadesi birden yumuşuyor ve kıza karşı bir sevgi duyuyor. Fakat kaba hareketleri yanlış anlaşılıyor ve tekrar çevresinden uzaklaşılıyor.

Löw, sihirli bir gösteri sunacağını söyleyip, izleyicilerden çok sessiz olmalarını istiyor. Bir patlamanın ardından eski zamanlardan gelen bir vizyon beliriyor. Vizyonda yerlerinden edilmiş, göçebe Yahudi konvoyları görünüyor. O sırada Ahasuerus adlı göçebe Yahudi’nin belirmesiyle izleyiciler dayanamayıp kahkahayı basıyor. Fakat sihir tersine işliyor ve birden saray yıkılmaya başlıyor. Saray erkanı Löw’e yalvarıyor. Hatta imparator, kendilerini kurtarırsa halkını bağışlayacağı vaadini veriyor. Bunun üzerine Löw’ün işaretiyle harekete geçen Golem, gökkubbeyi taşıyan Atlas misali tavan kirişlerini ve sütunları sırtlayıp, insanları kurtarıyor.

Aynı zamanda filmdeki Golem’i de canlandıran, iri yarı olduğunu tahmin ettiğimiz yönetmen Paul Wegener; Golem tasarımını Eski Ahit’teki tarifine göre yapmış. Günümüze göre korkunçtan çok komik sayılabilecek küt saçlı bu yaratık; sonra çekilecek “Frankenstein (1931)” filmindeki yaratığa da esin kaynağı olmuş. Ayakkabıları, yürüyüşü ve cansız olduğu halde duygu kazanması aynen Frankenstein’ın canavarını anımsatıyor. Golem’i canlandıran yönetmen, bazı sahnelerde yüzünü öyle bir değiştiriyor ki, tüyler ürpertici olabiliyor. Yine ayin sahnesinde aniden beliren Astaroth’un yüzü bana irkiltici geldi. Döneminde çok kişinin yüreğini ağzına getirmiştir eminim.

Sinema tarihinde yapıtaşı vazifesini gören her film gibi bu klasik filmde de, sinema denen şeyin aslında bir sanat olduğu farkediliyor. Alman dışavurumculuğunu yansıtan tasarımlar, eğri büğrü evler, sivri ve dar çatılar, köprüler dekor dekor kokuyor. Bazı sahneler (özellikle Miriam ve Florian’ın uyuyakaldığı sahne) o kadar lirik ki adeta bir tablo izlenimi veriyor. Sessiz sinemanın alamet-i farikası olan abartılı mimikler, el ve kol hareketleri, şimdiki zaman seyircisine komik gelip, korku filminin havasından çıkaracak bir yabancılaşma efekti olabilir. Fark etmez, filmin kurgusu da çok iyi. Dini referanslar çok kuvvetli ve izleyende bir destansı hava uyandırıyor. Özellikle okultist sahneler, eski kitaplardaki reçetelerin aktarılması ilgiyi yüksek tutuyor.

Frankenstein demişken, canavarın küçük kızla kurduğu iletişim yani çiçek verme sahnesi, Golem’in çocuksu yönünün ortaya çıkarılmasında da aynı amaçla kullanılmış. Tabii bizim Golem pek iyi huylu değil. Bir zaman sonra yaratıcısına karşı geliyor. Miriam’a gizli gizli aşık olan uşak Famulus’un emellerinde kukla vazifesi gören yaratık, vahşi bir cinayetten de geri kalmıyor. Eh, yapılmaması gereken bazı işlere burnumuzu sokarsak başımıza gelecekleri, hırsına yenik düşen Löw okuduğu Necromancie’yle bakın nasıl açıklıyor:

“Eğer yaşamayan bir şeye büyü yoluyla can verdiyseniz, yarattığınız şeye dikkat edin. Uranus’un etkisi başlayınca, Astaroth kendi oyuncağını geri alacaktır. O vakit cansız kil, efendisine karşı gelecek, hile ve yıkıma heveslenecektir.”

Wherearethevelvets

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ