Kumlar havalanacak. Gökyüzü yarılacak. Güç serbest Kalacak... The Mummy (1999)

Goblin

Korku Genel

Korku Hikayeleri

Fatih Yürür

04 Ağustos 2010

6 Adet Yorum

6

Ne korkunç bir deneyimdi kendisi için. Tıp Fakültesinde okuduğu günler geride kalalı pek uzun süre olmamıştı. O zamanlar neşteri eline alıp kesmiş olduğu kadavralar gözlerinin önüne gelince irkildi. Neşterin o keskin kısmının ete batması ve ardından süzülen kıpkırmızı kan. Tıpkı reçinenin ağaçtan yavaş yavaş süzülmesi gibi başlayan ve sonrasında patlak bir su borusu gibi hızlanarak akan kanın görüntüsü. Taze cesetin sunduğu garip bir resital adeta! O günler geride kalmış olabilirdi fakat görüntüsü hiç bir zaman gözünün önünden gitmiyordu. Birilerine umut olabilmek için doktorluğu meslek edinmeyi henüz ilkokuldayken kafasına koymuştu. Lakin acil servisin bile kendi içerisinde bir hiyerarşisi vardı. Zamanla o da bu hiyerarşinin bir parçası olmayı öğrenmiş ve yapılması gerekenin sadece insanların hayatlarını kurtarmak olmadığını anlamıştı.

“Herkes öncelikle kendi için yaşar.” İşte yıllar süren akademik tecrübesinden sonra kendisine öğretilen 5 anahtar kelime bunlardı. Kimsenin hayatı bedava değildi ve herkesin bir bedeli vardı. O bedeli ödemesini bilmeyenler ya da o maddi güce sahip olmayanlar için doktorlar sadece hayal ürünü birer kahraman sayılırdı. Cenk acil servisin o ilaç kokulu ve zaman zaman boğucu koridorlarında bu özdeyişlerin hepsini jargonuna eklemeyi başarmıştı. “Herkes Öncelikle Kendi İçin Yaşar!”

Adı anons edileli sadece on saniye olmuştu fakat o dar ve boğucu koridorları hızla arşınlarken bu süre kendisine sanki saatler gibi gelmişti. Öğle yemeğinde yemiş olduğu fazladan kızartmalara küfrederek yoluna devam etti. Bir operasyona bozuk mideyle girmek oldukça can sıkıcı bir durumdu. Koridorun köşesini dönerken Doktor Ekrem ile çarpışmamak için kendisini zor frenledi. Ekrem… Liseden beri bir türlü kurtulamamıştı bu it oğlu itten! Hala nasıl doktor olabildiğine şaşırıyordu. Ekrem gibilerin doktor olması, Cenk’in hemen hemen her gece herhangi bir hastalığa yakalanmaması için dua etme sebebi olabilirdi. Eski keşlerin ve alkoliklerin doktor olması ürkütücü bir senaryoydu doğrusu. Ekrem sırıtarak Cenk’in yanında geçerken “Bence de acele etsen iyi olur içeride mükemmel bir tablo var git ve kendin gör.” diye fısıldadı ve arkasına bile bakmadan koridorun köşesini dönerek gözden kayboldu.

Bir kaç dakika içerisinde Cenk ameliyathanenin kapısına varmıştı. Önce durup derin bir nefes aldı. Kahrolası kızartmalar midesini delmek için uğraşıyorlardı sanki. Kapının koluna tutunup bir kaç saniye öylece bekledikten sonra gayri ihtiyari olarak aldığı ikinci derin nefes eşliğinde ameliyathanenin kapısını açtı. İçeride sadece bir hemşire vardı. Cenk daha önce bu hemşireyi hiç görmemiş olduğunu farketti. Sessizce malzemeleri hazırlıyordu. Cenk aslında hemşirenin bir o yana bir bu yana kayıtsızca yönelirken ne yaptığını tam olarak göremiyordu. Oldukça genç görünüyordu. İyi bir tahminle Cenk onun henüz yirmilerinin ortasında olmadığını söyleyebilirdi. “Kimbilir belki de bir stajyer…” diye geçirdi içinden. Farkında olmadan gözleri hemşirenin biçimli kalçalarında gezindi. Gözleri kalçalarından yukarı doğru kayarken, genç hemşirenin kendisine dehşet ifadesiyle baktığını gördü. Cenk önce bu ifadeden dolayı utanarak gözlerini yere indirdi…”Pişti” diye düşündü içinden. Hemşire Cenk’e yaklaştığında suratında hala dehşet ifadesi vardı fakat Cenk bu ifadenin kendisine yapılan bir saldırı olmadığını anladı. Bu surat korkmuş bir insanın suratıydı…Gördüklerine ya da duyduklarına bir anlam veremeyen ve bir cevap isteyen…Bir süre daha sessizce birbirlerine baktılar

“Hayatımda böyle birşey görmedim.” dedi genç hemşire. Sesinin boğukluğu yüzünden Cenk onu anlamakta epey zorluk çekti. Hemşire eliyle ameliyat masasını gösterdi. Hıçkırmaya başlamıştı. “Afedersiniz, izninizle!” Hemşire ellerini suratına götürerek ameliyathaneden koşar adımlarla çıktı. Arkasından bakan doktor “Bu da neydi böyle?” diye geçirdi içinden.

Kafasını ameliyat masasına çevirdi. Masanın üzerinde yatan kişinin hiç bir yeri görülmeyecek şekilde açık yeşil bir kumaş ile örtülmüştü. Örtünün büyük bir kısmında ise bir zamanlar sahip olduğu renkten eser yoktu. Çarşafın büyük bölümü cılk kan lekeleri ile doluydu. Cenk kendi iradesinden tamamen bağımsız bir şekilde ameliyat masasına doğru yürümeye başladı. Attığı her adımda rahatsız olan midesi daha fazla ağrıyordu. Masanın tam dibine geldiği sırada karnına yumruk yemiş gibi iki büklüm kaldı ve yavaş yavaş yeniden doğrulmak için masaya tutundu. Ellerini çarşafın üzerindeki kan lekelerine bastırdı. Hala nemliydi. Yavaşça elini çarşafın üstüne getirdi. Derin bir nefes aldı ve tek hamlede çarşafı masada yatan hastanın üzrinden kaldırdı.

Karşısındaki manzara için verebileceği hiç bir tepki, gördüklerini anlatmak için yeterli olamazdı. Bir an için nefesinin kesildiğini hissetti. Eğer gerçekten cehennem varsa ve oraya gerçekten zebaniler bekçilik ediyorsa; söz konusu zebani böyle bir şey olmalıydı. Daha önce ucubelerle ilgili pek çok hikaye duymuştu – aslında böyle hikayelere bayılırdı- fakat böyle birşey hayal gücünün sınırlarını bile aşıyordu. Bir adım geri çekilirken gözleri hala faltaşı gibi açık bir vaziyette ameliyat masasının üzerinde yatan yaratığa kilitliydi.

Gözleri…Kıpkırmızı ve neredeyse tamamı simsiyah damarlarla kaplı o patlak gözler! İçeri göçmüş ve neredeyse parçalanmış şekilsiz bir burun (Ya da Cenk bu çıkıntının burun olduğunu düşünüyordu)…Sanki boğulmak üzereyken son bir çabayla nefes almak için kocaman açılmış ağzındaki sipsivri dişler… Yaratığın dişleri -varsa- iskeletinin bir parçası olmaktan ziyade elle işlenmiş gibi hepsi aynı boyda ve aynı sivriklikteydi. Vücudu ise suratından daha şemaalsiz duruyordu yaratığın. Göğsünün olması gereken yerde kocaman bir yara ve yaradan akan turuncu bir irin dalgası yayılıyordu tüm vücuduna. Sarkmış olan sol kolundaki eller ise devasa birer pençeyi anımsatıyordu. Cenk o anda yaratığın ellerinin vücuduna oranla ne kadar büyük olduğunu farketti. Bu şeyin uzaydan gelen bir yaratık olduğuna inandırdı kendini. Zaten mantıklı bir açıklama yapabilmesi olanaksızdı. Daha önce Chupacabras adındaki esrarengiz yaratık hakkında tonlarca şey duymuştu. Hatta Jersey Şeytanı hakkında. Büyük ihtimalle Jersey şeytanı çocuklara adrenalin depolamak adına uydurulmuş bir hikayeydi peki ya bu gördüğü şey?

Cenk bir yandan hipnoza mağruz kalmışçasına gözlerini yaratıktan ayıramazken diğer yandan da ne kadar süredir bu odada yalnız olduğunu düşünmeye başladı. Hemşire ameliyathaneyi terk edeli ne kadar zaman olmuştu acaba? Ne kadar süredir bu zebani ile başbaşaydı. Midesindeki ağrı yavaş yavaş geçmişti fakat burnuna hafif yanık kokusu ve çürümüş ceset kokusu geliyordu şimdi. Sağ elini, ağzını ve burnunu kapatacak şekilde yüzüne bastırdı. İşte o sırada kalbini durduracak birşey oldu! Lanet olası ayaklarından biri hareket etmişti. Cenk önce bunun, hayal gücünün bir yanılsaması olduğunu düşündü. Fakat aynı hareketi defalarca tekrarlıyordu masanın üstündeki yaratık. Sonunda patlak gözlerini kırpıştırarak başını Doktor Cenk’in olduğu yöne çevirdi. Cenk kendisine bakan bu iki şeytani gözün amacını açık açık anlayamasa bile hissediyordu “Ben senin kabusunum ve senin için geldim.” demek istiyordu bu bakışlar onda. Yaratık devasa elinin de yardımıyla masada doğruldu.

Doktor çığlık atmak için ağzını açtığında hiç bir ses çıkmadı. Arkasını dönüp hemşirenin yaptığı gibi o kapıyı çarpmak ve bu lanet olası yerden sonsuza kadar kurtulmak istedi fakat sinirlerinin hepsi hissizleşmişti. Yaratık masadan ayaklarını sarkıtıp yavaş yavaş yere indi. O kadar sakin ve o kadar kendinden emin hareket ediyordu ki sanki doktorun oradan asla çıkamayacağından yüzde yüz emin gibiydi. Cenk çıldırmak üzere olduğunu hissetti. Belki de çıldırıyordu kim bilir? Ağzını açıp tek bir söz sarf edemiyordu. Ağzının kuruduğunu ve midesinin yavaş yavaş pelteye döndüğünü hissetti. Terden sırılsıklam olmuştu üstelik tüm bunlar sadece 15 saniye içinde meydana gelmişti. Yaratık yavaş yavaş ayaklarını sürüye sürüye Cenk’e doğru gelirken, Cenk yaratığın vücudundaki bütün detayları görebiliyordu. Upuzun sivri dilini dudaklarında iştahla gezdirerek yaklaşıyordu. Gözleri kıpkırmızı alevler gibiydi fakat simsiyah damarları hala belli oluyordu. Attığı her adımda göğsündeki yaradan daha fazla irin akıyordu. Cenk, yaratık kendisine bir kaç metre mesafedeyken bir detay daha fark etti. Sağ bacağına kocaman kesici bir alet saplanmıştı. Durduğu yerden saplanan aletin sadece plastik sapı görünüyordu. Cenk, bunların bu iblis üzerinde görebileceği son detaylar olduğunu düşündü. Artık yavaş yavaş kendini kaybetmek üzereydi. Eğer ölecekse bunun kendinde değilken olmasını tercih ederdi fakat o kadar bile şanslı değildi. Yaratık uzanarak Cenk in kolunu tuttu. Elleri mengene gibi kolunu sıkarken parmakları etine batıp kanatmaya başladı. İlginç bir biçimde artık acı da hissetmiyordu. Yaratık o gülümseyen şeytani suratını Cenk’e doğru yaklaştırırken, son bir detay daha farketti. Yaratık anlamadığı bir dilde konuşuyordu. Sırıtkan suratını Cenk’in suratına biraz daha yaklaştırdı ve sipsivri dişleri ile dilinin arasından bu defa anlayabildiği iki sözcük çıkıverdi

“CEHENNEME HOŞGELDİN!”

Korku sitesi için yazan Fatih Yürür

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Yürür

Tüm Yazıları
1987 yılının, diş takırdatan bir Şubat gecesinde, garip bir kapsül ile dünyaya düşmüştür bu kişi. Nitekim yıllar sonra gerçek ailesinin dünyalı olduğunu, uzaylılar tarafından kaçırıldığını anlayacak, ama uzaylıların iyi tarafını alıp, kalan bütün enerjisi dünyalı olmaya harcayarak gezegen hayatına adapte olacaktır. Üniversite yıllarına kadar neler yapıp ettiği ile ilgili hafızasında net anılar yoktur (atmosferin yan etkisi) fakat yirmili yaşlarının civarını fazla hızlı yaşamıştır. Kocaeli Üniversitesi’nde, Görsel İletişim Tasarımı öğrenimi gördüğü süreçte, kah müziğe dadanarak, kah sinema üzerine yazılar yazarak, kah grafik tasarım işine bulaşarak, kah da çizgi hikayeler kaleme alarak oradan oraya savrulmuş ve bünyesi karman çorman olmuştur. Hangi kulvarda olursa olsun hikaye anlatmayı sever, kitleyi bulursa coşar, bulamazsa da kalbi kırılır ama hissettirmez. Sinemanın, müziğin, edebiyatın, mizahın, çizgi romanların ve tiyatronun her türünden tarifi tanımsız bir keyif alması, bilinen en önemli özelliklerindendir. Aynı “demokratik tavırlarını” yeme-içme alışkanlıkları, giyim kuşam ya da İngiliz usulü mimari tasarımlar konusunda gösterememesi ise büyük bir talihsizliktir.

Yorumlar (6 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.