Gerçeklerin sizi çıkaracağı yolculuğa hazırlık yapamazsınız. 8 MM (1999)

Giallo

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

MelisaAydın

30 Haziran 2010

13 Adet Yorum

13

Yönetmen: Dario Argento
Senaryo: Dario Argento, Sean Keller, Jim Agnew
Imdb Puanı: 4.8/10
Yapım: 2009, ABD/İtalya Süre:92 Dakika
Oyuncular: Elsa Pataky, Adrien Brody, Emmanuelle Seigner, Robert Miano, Silvia Spross

Büyük bir şaşkınlık içindeyim açıkçası aklım karmakarışık. Öyle bir film izledim ki bir yanımda geçmişin Argento sineması diğer yanımda henüz izlediğim son Argento filmi. Biri sağdan biri soldan vuruyor. Sağ yanım sol yanıma hesap sormaya çalışıyor sanki. Az önce izlediğim film, görsel ve işitsel yanlarıyla sağ ve solumdaki fikirlerle uzlaşsa da içimdeki burukluğun anlamlandırılmasına yardımcı olamıyor. Evet farkındayım, saçmalıyorum. Şimdi anlatacağım anlam kazandırmaya çalıştığım filmi, siz bana yardımcı olun okumanız bittiğinde.

Büyük ama çok büyük usta Dario Argento gerek tüm zamanların en iyi korku sineması yönetmeni ve giallo ve gorenin öncü ve yayıcılarından biri olmasının verdiği başarıya doygunlukla, gerekse sinema yapması için takipçilerinin yoğun baskılarına maruz kalmasıyla mıdır nedir, hatırına film yapmaya başladı sanki. Oysa biliriz hepimiz, onun kötüsü bile iyidir. Şu da var ki bu film hevesi tükenmeye başlayan bir ustanın kendisini geçmişteki yapıtlarından daha iyi film yapamayacağına inandırmış ve eski unutulmaz örneklerinden çağrışımlandığı enstaneleri de çabasına katıp beklentilerinizi unutun, ne sinema ne siz ne de ben eskisi gibi değil dercesine çıkardığı bir seyirlik. Argento bizden durmamızı istiyor, ısrar etmememizi istiyor. Ben kesinlikle bu filmi içinden gelerek kendi ruhunu katarak yaptığına inanmıyorum. Kimbilir belki onun da istediği budur.

Bir seri katil tarafından kaçırılan ve işkence ile öldürülen güzel kadınlar. Evet bu hem giallo örneklerinde hem de bazıları birbirine benzeyen seri katil eksenli gerilim filmlerinden alışık olduğumuz bir konu. Katilimiz göz önünde, ama diğer giallolardaki gibi acaba kim diyemeyiz. Neden? Çünkü adamın meymenetsiz suratını ilk sahnelerden görmeye başlıyoruz. Ürkütmüyor ama, psikopat katil havası yok, o korkunç ifade yok gözlerinde. (Bu arada filme adını veren Giallo bu filmde tam olarak Sarı anlamında kullanılıyor, muhteşem bir giallo türü zannediyorsanız hemen vazgeçin) .

Açıkçası ben Argento’nun alışık olduğumuz gore sahnelerini göremedim, görsel şiddetin üzerini biraz örtmüş gibi geldi. O eski uzun soluklu, detaylı, katilin yada sadistin gözünü gözbebeklerimize yerleştiren usta kendisinden beklenemeyecek kadar pasif davranmış gore sahnelerinde. Dehşeti hissedemiyorsunuz, çünkü (bence) dehşeti hissedeceğiniz atmosfere yabancısınız, çünkü siz bir Dario Argento hayranısınız ve ondan Tenebre gibi bir film istediniz (unutmalısınız bunu bu film için)

Dario Argento seri katil ve kurban konusunda film yaparsa başkalarının klişelerini mi kullanır yoksa kendi özgün tarzı ile ne yapıp edip bizi kendi sinemasına mı çeker. Tabi ki ikincisi. Bunu yapıyor evet ama bu kez farklı. Şöyle: gözlemlediğim kadarı ile bunu eski filmlerinden çağrışıma sebep olan sahnelerle yapıyor. Kimi zaman kendinizi Opera’nın yada Profondo Rosso’nun mekan sahnelerinde, kimi zaman İnferno’yu bir şekilde hatırlarken, bazen Uykusuz’un, bazen Card Player’ın bir karesinde, hatta bazen herhangi bir filmindeki kütüphanenin önünde buluyorsunuz. Sadece birer an için tabii, uzun süren bir hisle değil. Aslında filmi izlerken sürekli eski filmlerini düşünme sebebiniz o filmlere olan özlem, ama bir yandan da onları hatırlamanız için bilerek hileler de yapmış. İster istemez zihninizdeki flashbackler şimşek gibi çakıp duruyor. Ne yazık ki o zihninizdeki geri dönüşler ve ustanın kamerasını ve renklerini sevdiğimiz şekilde kullanması dışında sizi filme bağlayabilecek hiçbir şey yok.

Ve gelelim filmin konusuna: Çok derin psikanalitik yorum yapmanıza gerek kalmayacak olan ve hiç de dehşet duygusu vermeyen psikopat katil güzel kadınları kaçırıp işkence etmekte ve nihayetinde öldürmektedir. Linda, mankenlik yapan kızkardeşi Celine’in kaçırılması üzerine (Amerikan tür klişelerindeki kötü bayan oyuncuları dahi oscarlık yapacak kadar kötü bir oyunculuk sergilemeye başladığı andan itibaren) kardeşinin hayatından endişe etmeye başlar ve bir dedektiften yardım ister ve nedense bu dedektiften başka ona yardım edecek biri yokmuş gibi adamın peşine takılır. Dedektife film boyunca yapışıp kalan “Amerikalı olmak” üstelik de öyle aman aman bir dedektif olmadığı halde herkesin onun en iyisi olduğunu söylediğini iddea etmesi , senaryoya anlamdan çok amaçsızlık katıyor gibi. Gerçi öyle mantık hataları var ki senaryo da biri Allah rızası için filmi baştan yazsın da denilebilir.

Dedektifimiz fazla cool ve arızalı biri portresi çizmektedir. Bu arızalı yanı onu pratik zekalı ve ipuçlarını şıp diye çözen dedektif motifi zorunluluğundan kurtarır. Siz kardeşini arayan ebeveyni izlerken İnferno’nun kızkardeşi kaybolan ve onu bulmaya çalışan ebeveynini anımsar, bir yandan da Uykusuz’un o kurt müfettişi bu dedektifi görse döver miydi acaba diye düşünürsünüz. Bir yandan dedektifin geçmişine dair hatırladığı anıları yine Uykusuz’u yada diğer filmlerinden “geçmişte kötü duruma şahit” olanları hatırlatır. Bayan oyuncularımızın hatta ne yazıkki geri kalan oyuncuların gözlerimizi ve kulaklarımızı tırmalayacak derecede kötü oyunculukları yanında kamerasını ustalıkla kullanması onu biraz affedilir kılabilir ama bunun elimizdeki ikinci teselli olduğunu söylemeliyim. (ilki eski filmlerinden aldığım çağrışımlar). Bu arada karakterlerden birinin parmağı koparıldıktan sonra kan kaybından ölmemeyi başarmasını tıp dünyası adına alkışlıyorum. Serinkanlı ablamızın da FBI tarafından onurlandırılması gerektiğini düşünüyorum, çünkü kendisi kardeşinin hayatı tehlikede olan bir abladan çok dedektifin ortağı konumunda görünüyordu. Adrian Broody’ye gelince, kendisini kötü senaryoyu göz dolduran oyunculuğu ile sırtlanabilir diye mi düşündü usta bilmiyorum ama tamamı kötü olan rol arkadaşlarını da senaryoyla beraber sırtına alınca taşıması zor olmuş, boğulmuş filmin içinde. Hele ki o üzerine yapışan Amerikalı hafif arızalı cool dedektif moduna hiç değinmeyelim yeniden, şahsen ben başarılı bir İtalyan polisi olmasını tercih ederdim (ne dedim ben? Argento usta sen bunu mu söylememi istedin yoksa)

Filmi izlemenizi tavsiye ediyorum, izleyin ve ustadan yeni bir film beklemeyin diye. Yetinelim elimizdekilerle, yeterince başyapıt verdi zaten, bırakalım da dinlensin. Olur ya bir sabah uyandığında toplar ekibini hadi bir başyapıt hazırlayalım, hadi gerçek bir Dario Argento filmi yapalım der, yapar da, mümkündür. Ama şu aralar, siz yine de heveslenmeyin. O baskı altındayken film yapamıyor arkadaş, ben bunu anladım. Ben affettim ustayı yine de izlerseniz siz de affedin, eskiler hatırına. Biz seni seviyoruz Dario Argento, sen nasıl film yaparsan yap, ama mümkünse bu kadarını da yapma bize 🙂

Melisa Aydın

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Melisa Aydın

Tüm Yazıları

Yorumlar (13 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.