Prime Time'a hoş geldin, sürtük! Freddy Krueger - A Nightmare On Elm Street 3: Dream Warriors (1987)

Frozen

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

22 Haziran 2010

14 Adet Yorum

14

Yönetmen: Adam Green
Senaryo: Adam Green
Imdb Puanı: 7/10
Yapım: 2010, ABD Süre: 94 dakika
Oyuncular: Emma Bell, Shawn Ashmore, Kevin Zegers

Hafta sonu tatillerini geçirmek üzere biraraya gelen üç üniversiteli arkadaş soluğu bir kayak merkezinde alır. Gözümüzü alan beyazlıktaki karlarla kaplı uçsuz bucaksız dağlar kayak yapmak için onları beklemektedir. 3 arkadaş kız arkadaşlarının yardımıyla giriş için gerekli bilet parasını da daha ucuza getirerek kayak merkezine doğru yola koyulurlar. Başlangıçta herşey çok güzel gözükmektedir. Ta ki ölümcül bir hata yakalarına yapışana dek…

Beyaz perdede daha önce gördüğümüz türdeşleri arasında en uç noktaya koyabileceğimiz bir yapımla karşı karşıyayız. Karakterlerin tek bir mekana hapsolduğu, sıkışıp kaldığı filmlerin hareket, aksiyon gibi dinamikleri baştan sıfırlaması hem o filmi çeken ekip hem de seyirci için büyük bir risk teşkil eder. Bu gibi durumlarda elinizdeki tek koz umutsuzluğa kapılmış karakterlerin mevcut psikolojik yapılarını elinizden geldiğince seyircinin kendi içinde hissetmesini sağlayarak bir nevi empati yoluyla seyirciyi filme çekebilmektir. Bunu 2003 yapımı benzer bir temayı işleyen ‘Open Water’ filminin yaptığı gibi kamera kullanımını belgesel tarzında ve tadında ayarlayarak seyircide bir film izliyormuş izleniminden çok yaşananlar bizzat gerçekmiş ve o an yaşanıyormuş hissiyatını oluşturarak yapabilirsiniz. Ya da 2000 yapımı ‘Hole’ de olduğu gibi sevdiği erkek uğruna arkadaşlarını bir deliğe hapseden ve onların teker teker ölümüne sebep olan kızın iç dünyasında yaşadığı psikolojik buhranları iç karartıcı bir atmosferle destekleyerek iyi etüd edilmiş bir psikolojik-gerilim şeklinde seyirciye aktarabilirsiniz. Hiç olmadı kapalı mekanda kalanların arasına gerçek manada psikopat bir karakter ilave edersiniz, 2007 yılı yapımı ‘Blackout’ filminin yaptığı gibi. Baştada belirttiğim üzere bu filmlerin ortak özelliği seyircide ‘onun yerinde ben olsaydım’ türünde bir nevi karakterle özdeşleşme sağlamaları ya da en azından bunu sağlamaya çalışmalarıdır.

Frozen’e uç nokta dememdeki sebep ise saydığım tüm bu filmlerin ötesinde hareket açısından sıfır toleransa sahip bir aracı filme konu olarak seçmesi. Evet filmin büyük bir bölümü sizi kayak yapacağınız dağa götüren halat ve halata bağlı sandalyelerden ibaret basit bir teleferikte geçiyor. Gerçek manada elinizi kolunuzu bağlayan, hem yönetmen hem de oyuncu olarak kabul edilmesi cesaret isteyen ve çuvallama riskiniz yüksek bir tema sizi bekliyor. Düşünüyorum bir tepede asılı kalan bir sandalyede filme nasıl bir sinerji getirebilir nasıl etkili bir oyunculuk sergileyebilirsiniz ? Şahsen işin içinden çıkamıyorum ve maalesef ‘Frozen’ ekibi de işin içinden çıkamıyor. Teleferikteki yavan diyaloglar kimi zaman canınızı fazlaca sıkıyor. Üstüne üstlük oyuncuların üzerinde eğreti duran makyajlar da buna tuz biber ekiyor. Ekipte ‘Vertical Limit’ filminden bir makyöz olsaydı demeden edemiyorsunuz. Tüm bu handikaplar ışığında film elindeki son kozu olan doğallık kozunu elinden geldiğince iyi kullanmaya çalışıyor. Hepimizin başına gelmesi muhtemel bir asansörde kalma hadisesi gibi bu durumda yaşanabilecek bütün çözüm arayışları, çatışmalar, çaresizliğin verdiği tavizler, hayatta kalmak için öne çıkan egolar yeni tanıdığımız 3 genç oyuncu tarafından gayet sade ve tabi bir şekilde bizlere yansıtılıyor.

Saman alevi gibi parlayıp sönen ve heyecanımızı körükleyen sahneler de yok değil. Kahramanlarımızdan birinin son çare olarak teleferikten atlamayı seçmesi, akabinde kırılan bacaklardan dışarı çıkan kemiklerin gösterildiği içimizi sızlatan enstantaneler bir nebze olsun hareket bekleyen seyircinin gönlüne su serpiyor. Ayrıca kan kokusunu duyup yaralı kahramanımızın hemen dibinde beliriveren aç kurt sürüsü o kadar yokluğun içinde ilaç vazifesi görüyor. Ama 90 dakikalık film içinde bu sahneler o kadar kısa yer tutuyor ki fazlasını bekleyenler için bunlar ağza çalınan bir parmak bal gibi geliyor. Sanki kurtlarla boğuşma sahneleri daha uzun tutulup filme biraz olsun dinamik kazandırılabilirdi diye düşünmeden edemiyorum.

Ama sonuçta dediğim gibi çekmesi yüksek cesaret isteyen bir konunun altından tüm gayretleriyle kalkmaya çalışan takdire şayan bir ekip var karşımızda. Artık bunu başarabiliyorlar mı varın ona da siz karar verin. Klimalarla soğutulup filmin havasına rahatlıkla girmenizi sağlayacak sinema salonlarında buz gibi bir film seyretmek istiyorsanız beklentilerinizi de fazla yüksek tutmadan sıcak bir yaz akşamı için ideal bir film olabilir ‘Frozen’.

M.Fatih Erçetin / King of Horror

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yorumlar (14 Yorum)

YORUM YAZ