Kumlar havalanacak. Gökyüzü yarılacak. Güç serbest Kalacak... The Mummy (1999)

Flatliners

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

28 Mayıs 2009

10 Adet Yorum

10

Yönetmen: Joel Schumacher
Senaryo: Peter Filardi
Görüntü yönetmeni: Jan de Bont
Yapım: 1990 ABD Süre: 115 Dakika
Oyuncular: Kiefer Sutherland, Julia Roberts, Kevin Bacon, William Baldwin, Oliver Platt, Kimberly Scott

Ben küçükken dünyanın en ünlü aktörünün Kevin Bacon olduğunu sanırdım…

Daha önce sitede yer alan bir çok yazıda ve yorumda Star Tv’den bahsettik. Bu televizyon kanalı yayınladığı filmlerle hemen hepimizin çocukluğunda ve ilk gençliğinde güzel hatıralar bıraktı. Bu filmler içinde Elm Sokağı Kabusu, izleyen bütün çocukların gece olduğunda yataklarını mezar gibi görmelerine neden olurken, Tremors artık her repliğini ezberletecek kadar hafızalarımıza kazınıyordu. (Biz niye iyi bir çocuk olup Şirinleri görmeye çalışmadık ki sanki) Bu filmlerin yanında üçüncü olarak aklıma gelen bir diğer film ise genellikle unutulan bir yapım.

Flatliners 13-14 yaşlarda izlediğim ve etkisinden uzun süre kurtulamadığım bir filmdi. Bu yıllarda çoğu zaman evde yalnız kalıyordum ve Hayvan Mezarlığı, Yaşayan Ölülerin Gecesi gibi filmlerle hayatı kendime zindan ediyordum. Buna rağmen Flatliners’da çok farklı birşeyler vardı.

Nelson isimli bir tıp öğrencisi ölümden sonra hayat var mı düşüncesine acayip takmış durumdadır. Bunu araştırmak için ise akla hayale sığmayacak bir yöntem üzerinde çalışmakta ve bunu hayata geçirebilmek için yeteneklerine güvendiği dört kişiyi de bu deneye dahil etmek istemektedir. Klasik şekilde hepsinden tek tek yardım ister. Bu kişilerden David geleceği çok parlak bir doktor adayıdır. Hastalarından asla vazgeçmeyen ve onları yaşatmak için herşeyi deneyen biridir. Bu asi genç, işi uzman doktorların sözünü dinlemeyecek kadar ileri götürünce okuldan uzaklaştırılmıştır. Diğer üç kişiden biri yine ölümden sonraki hayata kafayı takmış ve ölümden dönen hastaların yaşadıklarını dinleyip duran Rachel, diğeri her türlü çılgınlıktan uzak “yapmayın, etmeyin” adamı Randy ve sonuncusu ise okuldaki bütün kızlarla sevişip hepsini kameraya kaydetmekten başka yapacak bir işi olmayan Joe kişisidir.

Nelson hepsinden tek tek yardım ister ve amacını açıklar. O ölümden sonra hayat olup olmadığını görmek için kısa bir süreliğine kalp atışını durdurmak ve tıbben öldükten kısa bir süre sonra kendisini tekrar hayata döndürecek birilerini bulmak istediğini söyler. Klasik olarak bu düşünceyi hepsi geri çevirir. Nelson söylediği zamanda deneyin yapılacağı yere gider ve yine klasik olarak teklifi önce geri çeviren gençler teker teker yanına gelirler. Burada kısa bir tartışma yaşarlar fakat Nelson hepsine bir mektup vererek öldüğü taktirde hiçbirinin sorumlu tutulmayacağını söyler. Bunun üzerine deneyi gerçekleştirmeye karar verirler ve iğneler yardımıyla Nelson’ın kalbi durdurulur. (Burada flatline denilen şeyin kalp atışlarını gösteren makinedeki zikzakların düz hale gelmesi demek olduğunu öğrendim). Nelson’ın beyin ölümü gerçekleştikten otuz saniye sonra vücudunu ısıtıp elektroşokla onu tekrar hayata döndürmeye çalışmaya başlarlar. Bu sırada ise ölü durumdaki Nelson bir kaç küçük çocuğun uzun otlar arasında yanlarında bir köpekle koştuklarını görmektedir. Bir ağacın dallarında duran uçurtma ve ağaca bakarak havlayıp duran köpek kötü birşeyler olduğunun habercisidir.

Nelson en sonunda hayata döndürülür. Otuz saniye ölü kalmıştır ve arkadaşları neler hissettiğini sorduklarında verdiği cevaplar onların da bu deneyi yapmak istemelerine neden olur. Bundan sonra gençler tek tek bu deneyi kendi üzerlerinde yaparlar. Fakat bundan sonra hayatlarında bir şeyler oldukça ters gitmeye başlayacaktır. Ne de olsa ölümün yan etkisi vardır*

Yazının başında “küçükken dünyanın en ünlü aktörünün Kevin Bacon olduğunu sanırdım” demiştim. Bunun nedeni o yıllarda defalarca izlediğim Tremors ve Flatliners filmleriydi. Bu iki filmde canlandırdığı karakterler o kadar havalıydı ki dünyada ondan daha ünlü biri olması bana göre mümkün değildi. Şimdi izlediğimde ise Kiefer Sutherland ve Kevin Bacon kasılmaktan oynayamamışlar diyorum. Filmin en büyük artılarından biri de tabiki Julia Roberts. Duygusal ve biraz da problemli bir kadın diyince aklıma zaten ilk Julia Roberts geliyor. Filmin yönetmeni Joel Schumacher’i ise bu filmden önce yaptığı Lost Boys ve daha sonra yaptığı, Telefon Kulübesi, 8MM, Tigerland, Operadaki Hayalet ve 23 Numara gibi kaliteli yapımlardan hatırlıyoruz.

Filmi izledikten sonra durup kendinize “hayatımda yaptığım en büyük kötülük neydi” diye bir sorun . Belki de bunu düzeltmek için hala zamanınız vardır (Bu cümle Denek İki adlı filmin kapağında gözüme çarpmıştı.)

Ömer Temizkan // korkucu.com

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yorumlar (10 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.